Mülteci sorunu ve Kozmopolitizm

Türkiye’de mülteci sorununun yoğun şekilde yaşandığı şehirlerimizi ve kent kültürünü, göç olgusu ve metaforu ile birlikte düşünmek bize hangi fırsatları sunar? Kentlerimizden başlayarak, kültüre ve toplumsal yaşama şekil veren bu “olay”, bizi nasıl etkiliyor? Mülteci krizi ve göç olgusu kültürümüzle nasıl ilişkilenecek?

Okumaya devam et “Mülteci sorunu ve Kozmopolitizm”

Evrensel ile uzaklığımız

Pratik durumlar ile evrensel – kosulsuz olan birbirinden kati şekilde ayrı ve uzak mıdır? Evrensele uzaklığımız ve ona kayıtsızlığımız hakkında ne düşünmeliyiz?

Hepimizin evrensel ve koşulsuz diyeceğimiz şey ile garip bir uzaklık içindeyiz. Çünkü evrensel ve geniş olanı soğuk ve yabancı buluyoruz insani ilişkilerle. Oysa tüm ilişkiler evrenselin kıyısında değil mi?

Okumaya devam et “Evrensel ile uzaklığımız”

Ezel neden intikam almamalıydı?

Efsane türk dizilerinden Ezel, yoğun dramatik yapısıyla insanı hem etkiliyor hem de yoruyor. Üstelik bu yoğun dramatik yapı, izleyicinin haksızlığa uğramışlık ve intikam gibi negatif ve güçlü duygularını tetikliyor. Bu duygulanımlar, Ezel’i nasıl köşeye sıkıştırmıştı? Aynı duygulanımlar seyirciyi nasıl etkiliyor?

Okumaya devam et “Ezel neden intikam almamalıydı?”

Zeki Demirkubuz’un Kader’i

‘Herkesin inandığı bir şey vardır bu dünyada’ ve Bekir bunun peşinden koşmayı asla bırakamayanlardandır. Hikaye, Demirkubuz’un Masumiyet‘inde anlattığı hikayenin  bir parçasıdır. Masumiyet‘te Uğur’un aşığı olan ve Haluk Bilginer’in oynadığı Bekir; hikaye örülürken intihar eder ve onun temsil etiği saflığı Zagor’un kızı ve Musa sürdürür. Kader‘de ise Bekir’in gençliğini; Uğurla tanışmasını ve hayatının sürüklenişini izleriz.

Okumaya devam et “Zeki Demirkubuz’un Kader’i”

İstihbaratın cinleri ve politik inanç

Türk istihbaratının cinleri çalışmalarında kullandığı ve bunlarla pek çok başarı elde ettiği dedikodusu, çeşitli mecralarda karşıma çıkmıştı. Benzer şekilde Abdurrahman Dilipak, Vatikan’ın cinleri istihbarat çalışmalarında kullandığını iddia etmişti. Bu iddiaların gerçekliğini bilmiyoruz 🙂 ama paranormalin siyasal bir hezeyan ile birlikte olması, bu dedikoduyu benim için ilginç kılıyor.

Okumaya devam et “İstihbaratın cinleri ve politik inanç”

Felsefeye başlarken yaptığım hatalar

Bir felsefe meraklısı ve felsefeye sürekli yeniden başlamaya çalışan birisi olarak, felsefi düşünmeye girişin nasıl yapılması ya da yapılmaması gerektiği konusunda bir miktar deneyimim olduğunu söyleyebilirim. Öyleyse en doğru ya da en yanlış yolu bulmalıyız, çünkü bunlardan ikisi de çok öğretici.

Okumaya devam et “Felsefeye başlarken yaptığım hatalar”

Kierkegaard’ın aşk hayatı ve fedakarlık

Kierkegaard portresi.

Kierkegaard, ünlü eseri Korku ve Titreme‘de İbrahim’in ‘feda‘ hamlesini takip eder ve bu hamlenin yüceliğini bizzat kendi yaşamı ile uygulamaya koyar: Kierkegaard sevdiği kadınla nişanlandığı halde nişanı bozar. Peki düşünür aşkını neden feda eder?

Kierkegaard kendisini, bir nevi Sokrates haline getirmiş ve Kopenhag sokaklarını mesken edinmişti. Babasından kendisine ulaşan laneti ise, belki de cümlelerinin parlaklığına eşlik eden gölgelerle karşılar. Bu gölgeler düşünürün yaşamını hem karartır hem de zenginleştirir. Belki de bu gölgeleri kabul etmesi de bir feda hamlesiydi.

Okumaya devam et “Kierkegaard’ın aşk hayatı ve fedakarlık”

Kurtlar Vadisi (2003) ve komplocu akıl

Kurtlar Vadisi’ni beğenelim ya da beğenmeyelim, tüm zamanlarınen popüler Türk dizilerinden bir tanesi olduğunu kabul etmeliyiz. İster ilk 55 bölümün fanlarından olalım, ister Kurtlar Vadisi’nin emperyalist Türkiye hayaline bağlanalım, ister sevelim, ister eril şiddet dilinden ya da dublajlı kötü oyunculuklardan tiksinelim… Tüm bu tepkileri verirken Vadi’nin en büyük kötülüğünü ıskalıyoruz: Komplocu aklın ve komplo teorilerinin yüceltilmesi.

Komplocu akıl neden tehlikelidir? Komplo teorisi sevdalısı / meraklısı ile diğer insanların düşünme tarzları arasındaki temel fark nedir? Ve biz bu farkı Kurtlar Vadisi fenomeninde nasıl gözlemleyebiliriz?

Okumaya devam et “Kurtlar Vadisi (2003) ve komplocu akıl”

Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?

Bekçiler Kralı, sıradan bir zabıtanın ancak sıradan olmayan bir ülkenin hikayesini anlatır: Görevine başlayan bekçi Şaban, isim benzerliği dolayısıyla bakanın akrabası sanılır ve baş tacı edilir. Ancak haddini bilmeyen bir haşmetlidir bu: zabıta köşeyi dönmenin değil, hakikatin peşindedir. Fakat yanlış bir dünyada hakikatin peşine düşmek, ancak trajedi ya da komedi üretir. Çünkü Adorno’nun söylediği gibi, yanlı hayat doğru yaşanamaz.

Okumaya devam et “Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?”

Cinler ve yalnızlık

Cin ve peri gibi paranormal varlıklar, insanın sayıklamalarının yankısı olabilir mi? İnsan yalnızlaştığında, gölgeler onun ihtiyaç duyduğu dost ve düşmanlara mı dönüşüyor?

Üstelik kültür, bu duruma yol açabilecek kaynaklarla dolu. Dil, her halükarda bir öteki’ye refere ediyorsa ve konuşma hiçbir zaman monoloğun sınırları içine hapsolamıyorsa, cin gibi paranormal varlıkların da dilin bu yansıtıcı özelliği ile ilişkili olması muhtemeldir. Çünkü dilde eğer monolog değil dialog birincil ise, her monologda hayali bir öteki var sayar ya da kurgular.

Okumaya devam et “Cinler ve yalnızlık”

Borsa, Bitcoin ve Orta-sınıf’ın Hayalleri

Enflasyonun canavarlaştığı ve gelecekle ilgili ister istemez karamsarlaştığımız bir dönemde, neden borsa ve bitcoin gibi mecralara merak sağlarız? Bu mecraların sağlayabileceği refahın belirsizliği, insana verdikleri umutla ters orantılıdır çünkü. Kriz dönemlerinde paradan çok umuda ve hayallere ihtiyacımız vardır.

Öyleyse borsa ve bitcoin gibi yeni beyaz yaka hobilerinin, psikolojik savunma mekanizmaları ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Geleceksizleştirilen orta ve orta-alt sınıf, düzenin içinde bir gelecek göremiyorsa, akşamları Netflix’ten aldığı uyuşturucuyu gündüz de ekonomik bir sakinleştiriciyle tamamlamalıdır.

Okumaya devam et “Borsa, Bitcoin ve Orta-sınıf’ın Hayalleri”