Haraç (Füruzan) Öyküsü ve Anlaşılamamanın hüznü

Mümkün olan en hüzünlü hikayelerdendir Füruzan’ın Haraç öyküsü. Hikayenin kahramanı hayatı boyunca ne anlaşılabilmiş, ne de anlaşılamadığını anlayabilmiştir. Bu döngünün çıkışsızlığı ve kahramanın çaresizliği, insanın kanını dondurur.

Bu noktada insanı kederlendiren sadece hikayenin kendisi olmayabilir. Belki biz de kendimize sormalıyız: Biz kendimizi ne kadar anlayabiliyor ve anlatabiliyoruz?

Haraç öyküsü, parasız yatılı kitabında yer alıyor. Füruzan, Türk edebiyatının etkili kadın yazarlarından. Depresyon ve karamsarlık denince ilk akla gelen yazarlarımızdan değil. Zira ürettikleri, hüzün kadar sevinci ve tüm diğer duygulanımları da barındırıyor. Fakat Haraç öyküsündeki kesif hüzün öyle güçlü ki, ister istemez dikkatimizi celbedecek.

Haraç Düzeni

Hikaye, Anadolu’daki bir fakir bir köyden İstanbul’daki konağa evlatlık olarak alınan Servet’in geçmişini konu ediniyor. Konağın işlerinde hizmetçi olarak neredeyse köle gibi çalıştırılan ve artık Hanım’ın işine yaramayacağı zaman da bir erkek kurusu ile baş göz edilen gariban bir karakter bu. Kareaterin hikayesi ile birlikte, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte İstanbul yönetici sınıflarının yükseliş ve çöküşlerine de seyrine tanık oluyoruz.

Servet’in dünyası bu acımasız, kendisini kullanıp tüketen konaktan ibarettir. Annesine ve baba evine hatıralarında bile ulaşamaz. Belki de oralar külliyen yakılıp yıkıldı diye düşünür Anadolu’da savaş çıktığını öğrendiğinde. Ama onun için asıl savaş konağın içindedir. İşgücünü acımasızca ve karşılığını ödemeden kullanan Hanım, kadınlığından faydalanan Bey, onun ümmiliği ile alay eden ve çaresizliğinden çekinen diğer hizmetçiler….

”Ben Şemsitap’a demiştim, vermezler bir şey diye. Bunlar haraca alışık diye.” (Parasız Yatılı, 133)

Anlaşılamayarak Yaşamak

Hikayeyi güçlü kılan pek çok özelliği var. Ancak bunlardan en etkilisi kanımca ana karakterin içerisinde olduğu düzeni hiçbir surette çözümleyememesidir. Nasıl çözümlesin, ne doğru düzgün bir eğitim görmüş, ne gezmiş dünyanın düzenine tanık olmuştur. Emek nedir, insan nedir, sevgi nedir, saygı nedir bilmemiştir.

Geç yaşında sahip olabildiği aile hayatında da mutlu olamaz Servet. Evlendirildiği beyfendi kendisini beğenemez ve kabul edemez bir türlü. Bu tip kişiler Servet’e mi denk gelmektedir yoksa Servet ile karşılaşan herkes canavara mı kesilmektedir, bunu anlayamayız. Oğlu ve kocası, son nefesinde onu sevdiklerini kabul edebilecekler midir?

Bunun ne önemi olabilir ki? Yabancılaşmanın bizatihi kendisidir Servet. Ve hikayesi, feodal ilişkilerin acımasızlığına, insanın zulmüne, cahilliğin karanlığına gelip dayansa da… Aynı zamanda yabancılaşmanın gücüne de gelip dayanır.

Sonuç olarak, hikayenin sonunda, bir insan hayatının o hiçbir şekilde anlaşılamadan da sonlanabileceğini kabul etmek zorunda kalırız. Belki de tüm hayatlar gibi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s