Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk

Yılmaz Güney‘in ‘Umut‘u, fakirliğin ve sınıfsal açmazların gerçekliğin kavranışını nasıl çarpıtabildiğinin iyi bir örneği. Cabbar tüm umutları tükendiğinde, çareyi definecilikte arar. Umut‘u izlerkeni tüm çareler tükendiğinde ve gerçekliğe tahammül etme kapasitesi yitirildiğinde, insanın gerçekliğe ilişkin kavrayışını da kaybettiğini görürüz.

Kemal Sunal‘ın Düttürü Dünya filmi ise, bir çalgıcının ve ailesinin geçim sıkıntısına odaklanır. Sanatını icra ederek geçimi için yeterli parayı kazanamayan Düttürü Mehmet, ekonomik yarışa katılabilmek için ikinci bir işe girer ve ikili bir hayat yaşamaya başlar. Mehmet’in yaşamı, bu iki hayatın birbirine girmesiyle gerçekliğin flulaştığı bir karmaşaya dönüşür.

Sonuç olarak, bu iki filmi birlikte düşündüğümüzde aklımızda şu sorular oluşur: Düzenin dışına itilenler, gerçeklik algısının da dışına mı itilirler? Yani gerçekliğe dayanacak takatları mı kalmaz? Yoksa gerçekliği çarpıtmaları, psiko-sosyal bir mekanizma yani ötekilerin bir direnişi olarak mı görülmelidir?

Fakirliğin kıyısı ve ‘Umut’

Umut filminde, Adana’nın yoksul ailelerinden birisinin hikayesi anlatılır. Hikaye, ailenin yaşadıkları dünyanın adaletsizliğini anlamlandırma çabasını kat eder. Aile öyle fakirdir ki, Cabbar dünyanın adaletsizliğine tahammül edebilmek için definecilik gibi hayalperest bir maceranın içerisine girer ve kapitalizm tarafından halihazırda köşesine itilmiş olduğu gerçekliğin tamamen dışına çıkar.

Definecilik ailenin son şansıdır. Nefesi kuvvetli bir hoca tutmak için kesenin ağzını açar Cabbar. Öyle umutludurlar ki, defineye çıkmadan önce tüm aile lokantaya gider ve ziyafet çeker. Fakat definede işler yolunda gitmeyecektir. Cabbar ise bu son yenilgiye dayanamaz ve delirerek bozkırın ortasında hiçkimseye dönüşür.

Düttürü Mehmet ve Geleceksizleştirilen orta sınıf

Düttürü Mehmet, gecekonduda yaşar, geceleri ise pavyonda sanatını icra eder. Ancak eskisi gibi kazanamaz müzisyenler, çünkü müzikçalar yaygınlaşmıştır. Filmi izlerken bir yandan da hayat pahalılığının arttığını görürüz. Aile, Mehmet’in eşinin işgüzar kardeşinin gecekondusunda kalmaktadır, ancak burası yıkılacağından, evden taşınmaları için kendisine çeşitli işler bulunur.

Sanatını icra etmek dışında bir isteği yoktur Mehmet’in, üstelik aynı anda iki işte birden çalışmak mümkün değildir. Bu yüzden sürekli çalıştığı işlere geç kalır ya da işleri birbirine karıştırır. Fakat yine de ailesini bir arada tutup yeni bir eve taşınmayı başaramaz. Filmin sonunda evleri yıkılırken, aile üyelerinin her biri komşu ya da akrabalarının evlerine dağılır.

Mehmet en nihayetinde kaybetmeye mahkumdur. Çünkü aynı günümüzde acımasızca yaşandığı gibi, orta-alt sınıf sürekli olarak fakirleştirilmekte ve geleceksizleştirilmektedir. Mehmet ise bu çaresizliği hayal dünyasına kaçarak karşılar: ”Bomba bu yeni yaptığım beste bomba. Bunun kasedini bir yapabilirsem peynir ekmek gibi gider.”

Mehmet son derece sakin bir şekilde izler yıkımı. Tüm mahalleli de oradadır. Ancak tam yıkım sırasında, zurnasını çıkarır ve bir oyun havası çalmaya başlar. Tam bu anda, onun aklını kaçırdığını düşünen akrabalarının hüzünlü bakışlarıyla karşılarız. Ancak sahne böylece tamamlanmaz. Tüm mahalleli, bir anda zurna eşliğinde oynamaya başlar. O andan itibaren eş zamanlı olarak iki farklı sekans akmaya başlar: Sekanslardan birisinde mahalleli yıkım alanında Mehmet’in zurna icrası eşliğinde göbek atarken, diğer sekansta pavyonda yine Mehmet’in çaldığı zurna eşliğinde dansöz göbek atar. O anda fark ederiz ki, Mehmet için artık gerçeklik düzeyleri arasındaki farklılık silinmiş ve yıkım esnasında bile yaşanamayan hüzün, bambaşka bir sonuca yol açmıştır.

Not: Son dönem Kemal Sunal filmleri ile ilgili diğer yazılarım için buraya ve şuraya bakabilirsiniz.

Sonuç: Gerçekliğin çarpıtılışı ve sınıf mücadelesi

Sonuç olarak, Umut‘un Cabbarı’nın da Düttürü Dünya‘nın Mehmet’inin toplumsal adaletsizliğin dayanılmaz noktaya ulaşmasıyla gerçeklikle bağlantılarını kaybettiklerini söyleyebiliriz. Fakat bu olayın, her iki filmin de son sahnesinde gerçekleştiğini söylemek doğru olmaz. Her iki film karakteri de, çok daha önceden gerçeklikle bağlarının sağlığını yitirmeye başlamıştır. Öyle ya, dünyanın adaletsizliğine ve çarpıklığına insan nasıl aklı başında dayanabilir ki?

Bu durum, günümüz dünyasında komplo teorilerinin, hurafelerin ve büyük anlatıların nasıl güç kazandığına ilişkin bize bir fikir verebilir. Değil mi ki günümüzde gelir adaletsizliği giderek artar ve alt-ortasınıflar giderek fakirleşmektedir. Öyleyse egemen sınıflar tarafından toplumun bu kesimlerine çeşitli ağrı kesiciler sağlanmalı ya da düzenin kaybedenleri, dünyanın akılsızlığına dayanabilmek için kendi akıllarından vazgeçip hayallere gömülmelidir.

Not: Geleceksizleştirilen orta sınıfın depresyona sürgün edilişi ile ilgili yazım için buraya bakabilirsiniz.

Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s