Freud’un ‘Uygarlığın Huzursuzluğu’ ve Mutsuzluk

Freud‘un Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı, bizi derin bir açmazın gölgesinde bırakır: Ya insanlığın en büyük eseri ve kazanımlarının toplamı olan Uygarlık insana mutluluktan çok huzursuzluk getiriyor ve kendi sürekliliğini sağlamak için bireyin isteklerini sürekli baskılıyorsa? Bu açmazı kabul ettiğimizde, insanlığın yüce ideallere yürüyüşünün kazasız yaşanmadığını, pek çok fedakarlık ile ve kurbanlar verilerek gerçekleşebildiğini görürüz.

Bu kabulleniş, kişinin bunalımlarının bir kısmının kaynağını öğrenmesi açısından ufuk açıcıdır. Mutsuzluğu ve tatminsizliği, bireysel frustrasyonlar ile açıklamanın yeterli olmadığını görürüz bu teori ile. Sırf bu sonucu çıkarmak bile psikolojik açıdan rahatlatıcı olabilir. Bu durumda izleyeceğimiz yol, mutsuzluğu kabul etmek ve onu nasıl azaltabileceğimizi araştırmaktır. Freud’un teorisi bu yolda bize nasıl yardımcı olabilir?

Uygarlık ve Baskı

Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu kitabında psikoloji ile ilgili tezlerini topluma uygular. Bu tez, Freud’un ego-süperego-id modeline dayanır. Bu model, kişinin hayvansal yönlerini kapsayan ve sınırsız istekleri olan İd, kendi seçim ve bilincine denk düşen Ego ve toplumun – yasanın – babanın kişideki iktidar yankısı olan Süperegonun birleşiminden oluştuğunu iddia eder.

İşte bu model, kişinin isteklerinin Uygarlığın gelişimi için neden bastırılması gerektiğini de açıklar. Çünkü kişinin bencil istekleri çoğu zaman ortak çıkar ile çatışır. Ayrıca uygarlık, bireyden çok büyük bir enerjiyi kendisine aktarmasını talep eder. Bu yüzden bireyler, uygarlık adına içgüdülerinden feragat etmek zorunda kalır. İşte bu çatışma alanı, birey ile Uygarlığın çelişkisidir ve Huzursuzluğun kökenindedir.

Oysa bireyin amacı mutluluktur Freud’a göre: ‘İnsan mutluluk peşinde, mutlu olmak ve öyle kalmak istiyor. Aslında bunun biri olumlu biri olumsuz iki yönü var. Acı çekmemek ve haz elde etmek.’ (Uygarlığın Huzursuzluğu, 17)

Uygarlığın ilk bastırdığı, insanın sınırsız cinsellik isteğidir. Uygarlık, cinsel enerjinin akışını şekillendirerek ve aile kurumunu oluşturarak cinsel enerjinin büyük bir miktarını sınırlandırır. Ayrıca toplum cinsel enerjinin nasıl kullanılacağını da buyurur. Ensest yasağı da bu kontrol mekanizmaları ilgilidir.

İkinci önemli baskılama ise insanın saldırganlık eğilimine ve yıkım-ölüm içgüdüsüne yönelir. Bu baskılama, insanın bir yönüne daha set çekilmesi manasına gelir. Çünkü Freud’a göre, yıkıcı içgüdüler insanın cahilliğinden ya da sosyal düzenin bozukluğundan dolayı türemezler, onlar aynı zamanda insanın parçası ve karanlık yüzüdür. Bu içgüdülerin sınırlandırılmasıyla insanlık, güvenli bir ortam için içgüdülerini gerçekleştirme şansından vazgeçmektedirler.

Uygarlık ve Mutsuzluk

Kişi eğer sadece mutlu olmak, yani İd’den kaynaklanan ve Ego’da ifadesini bulan isteklerini gidermek ve haz almak istiyorsa, hazlarını sadece Uygarlık yani toplumsal biraradalık için sınırlandırması, onun mutsuz olması için yeterlidir. Hatta ve hatta, burada mutsuzluk için ebedi bir kaynak buluruz.

Freud, bu sürekli mutsuzuğun aslında insanın yapısı tarafından da gerektirildiğini söyler, çünkü mutluluk hem geçici hem de sınırsızca doyumsuzdur. (Uygarlığın Huzursuzluğu, 18) Bu yüzden insanlar çoğu zaman mutluluğu gerçekleştirmek için değil, acıdan kaçınmak için şekillendirirler karekterlerini ve yaşamlarını. Belki de toplum bile bu eğilim etrafında yeniden organize edilmişti. Daha da ilginç olansa, insanın mutsuzluktan kaçmak için kullanacağı teknikleri dahi, kendisini mutsuzluğa sürükleyen Uygarlığın envanterinden seçerler.

Freud ve İnsan doğası

Freud’un yorumlarında çok fazla isabet olduğu muhakkaktır. Fakat bu isabetler hep kabul edilmiş bir sabiteden hareket eder sanki: İncelediği insanı belirli bir doğası varmış ve bu doğa değişmezmiş gibi inceler Freud. Her olgunun onu kendisi yapan sabiteleri vardır. Fakat insan söz konusu olduğunda bir doğa tasavvur etmek kolay olmaz, zira insan da toplum da sürekli değişmektedir.

Daha kendi çalışmasında gelebilecek eleştirilerin bir kısmını kestirerek, kendi insan tasavvuruna karşı komünizmin insan tasavvurunu naiflikle suçlar Freud. Klasik marksizmin hümanist insan tasavvurunun naif olduğu kabul edilebilir. Ancak üretim ilişkileri ile birlikte evrilmiş bir uygarlığın ve insanın, sınıfsal ilişkilerden bağımsız yapısal özellikleri olduğunu tasavvur etmek de naiflik olmayacak mıdır? Marcuse gibi önemli Freud yorumcularından bazıları, işte bu eleştiriden hareket eder ve Uygarlığın Huzursuzluğu‘nın bir kısmının Kapitalizm’den kaynaklanan huzursuzluklar olabileceğini iddia eder.

Sonuç: Huzursuzluğun uygarlığını kabullenmek

Sonuç olarak, Freud’a kulak verirsek, sürekli mutluluğu aramak yerine mutsuzluğu kabullenmeli ve acıdan kaçınma teknikleri üzerinde yoğunlaşmalıyız. Ancak bu teknikler, mutsuzluğun kaynağı olan uygarlığı karşısına kati olarak almamalı ve bizi toplumun dışına sürüklememeli. Zira böyle bir tercih yaparsak, daha az insan olacak ve ihtiyaçlarımızın başka bir bölümünden daha vazgeçmiş olacağız.

İnsanın trajedisi biraz da bu açmazda olmalı: Ne Uygarlıkla mutlu olabilir insan, ne de Uygarlık olmadan. O halde yaşasın Huzursuzluğun Uygarlığı !

Not: Freud‘un Musa ve Tektanrıcılık kitabı üzerine yazım için şuraya bakabilirisiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s