İstanbul’da fırlayan kiralar ve Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı

Hızla yükselen kiraların yarattığı hususi sinir bozukluğu, Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ının (1990) kara mizahıyla birleşince hangi delilik seviyesine ulaşacağız?

Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ı bir türlü gülmesine mani olamayan bir vatandaşın garip hikayesini anlatır. Günümüzde gündemimize gelmesinin sebebi ise filmdeki aşıkların gecekondularını yıkmak isteyen zabıtalar ile köşe kapmaca oynamalarıdır: Tabii salyangoz gibi sırtlandıkları evleriyle birlikte 🙂 Biz bu kadar mobil olamadığımızdan, henüz ev sahiplerinden kaçmayı başaramıyoruz.

Gülen Adam‘ın neden sürekli kahkaha attığını ve bir türlü ağlayamadığını filmin finalinde öğreniriz. Biz ise bugün ancak sinir bozukluğundan gülebiliyoruz: Özellikle de konut kiralarında son dönemde yaşanan artış söz konusu olduğunda.

Gülen adam’ın hikayesi

Gülen Adam‘ın hikayesinin incelenmesi sadece bizim görevimiz değil: Yusuf (Kemal Sunal) filmin başında mahkemelik olunca, mahkemeye de saygısızlık yaptığından akıl hastanesine gönderilir. Çeşitli testlerden geçen Yusuf, film boyunca biliminsanlarının gözetimi altındadır. Genç bir doçent adayı ise, onunla ilgili bir hipotez geliştirir ve bu hipotezin doğruluğunu araştırmak için Gülen Adam‘la arkadaş olur.

Bu arkadaşlık süresince, Yusuf’un hem geçmişi hem de geleceğini araştırır doktor. Çocukluğundan beri hiç ağladığı görülmemiş olan Gülen Adam, hayatında en kötü olaya bile gülüp geçmiştir. Geçmişinde hiç gözyaşı olmasa ve mütemadiyen gülmesi hayatını sürekli zorlaştırsa da, kendi halinden memnun gibidir Yusuf. Fakat asıl ilginç olan, geçmişinde değil geleceğindedir.

Melodramatik alt yapı

Asıl hikaye, Yusuf bir zabıta amirinin kızına aşık olunca başlar. Naciye, Yusuf’un gülüşüne ve bu gülüşün aldırmazlığına vurulmuştur. Fakat bu aşk, zabıta amiri gibi bir engele takılır, çünkü baba Naciye’nin (kızının) maddi geleceğini düşünmektedir ve kendisi de gecekonduda yaşasa da, kızını fakir birisi ile evlendirmek istemez.

Fakat zabıta amirinin asıl espirisi belediyenin yıkım ekibinde çalışmasıdır. İmar gerekçeleriyle her türlü binanın yıkımını yapan amir, kendisi de bir gecekonduda yaşar. Babamın evini bile yıkarım emir gelirse der, ama bundan da fazlasını yapması için emir verilecektir ona.

Asıl hikaye ise, Gülen Adam‘la Naciye evlenmeye karar verince başlar. Binbir güçlükle bir gecekonduya başlarını sokan çift, Naciye’nin babasını karşılarında görünce yuvalarından olurlar. Fakat bu yıkım bir defalık değildir, çünkü kayınpeder belediyenin yıkım gücü elinde olduğundan, kızının ve damadının peşine düşer. Eğer filmi bu kısma kadar bırakmadan izlerseniz karşılığını alacaksınız, çünkü melodramatik ögeler bu dakikadan sonra tamamen ortadan kalkmasalar da azalır ve hikaye beklenmedik şekilde güçlü bir finale doğru ilerler.

Not: Kemal Sunal’ın son dönem filmleriyle ilgili diğer yazılarım için buraya, şuraya ve şuraya bakabilirsiniz.

Hiç-yer’de yaşamak

Hikayenin bu kısmından sonra, çiftimiz kendi icatları mobil bir karavanla yıkım ekiplerinin kaçarlar. Hep son anda kurtulurlar, çünkü yıkım ekiplerinin elindeki emirler belirli parsellere ilişkindir. Yıkım ekipleri seyyar yıkım izni çıkardıklarında, Gülen Adam artık evlerinin seyyar olmadığını, bir yere mukim haline geldiklerini, bu yüzden evi yıkamayacaklarını söyler. İnanılmaz bir hareket: Aile konut – mesken hakkının öyle dışına itilmiştir ki, ne seyyar ne de mukim olarak bir yere ya da yersizliğe, ve hatta bir kavrama yerleşemezler. Göçebeliğe bile!

Aile hiç-yer’de yaşamaktadır artık. Filmin sonunda kendi evini yıkması istendiğinde, zabıta amiri de görevini bırakır ve aileye katılır. Bu noktada zabıtanın aileye katılması, en nihayetinde kendisine tabii olsun ya da olmasın, düzenin herkesi kullanabileceği kadar içine aldığını gösterir. Çiftimiz artık bir çocuk da beklediğinden, tam bir aile olmuşlardır. Hiç-yer’li aile!

Konut hakkı ve düzenin dışına çıkarılanlar

Konut hakkının neden yaşamsal bir hak olduğunun üzerinden geçmeye gerek yok diye düşünüyoruz. Çünkü konut hakkı, insanlığın en temel ve ilk ihtiyaçlarından barınma ihtiyacı birlikte ortaya çıkar. Maslow’un piramidinde ilk basamaktadır. O kadar eskiye uzanır ki barınma ihtiyacı, ilk insanın yağmurdan ilk kez bir mağaraya sığınmasına bile dayandırılabilir.

Fakat konut hakkı, uygarlığın gelişiminde belirli aşamalarda sorunsallaşır. Bu belirişin izini sürmek zor olsa da, insanların şehirlerde birlikte yaşamaları ve konutun ekonomik bir değere sahip olmaya başlaması ile böyle bir hakka ihtiyaç duyulduğunu tahmin edebiliriz. Çünkü birlikte yaşam birlikte ekonomik aktiviteye dayanır ve bu birliktelik için bazı koşullar sağlanmalıdır.

Konut hakkının bir sorun ve çözüm önerisi olarak ortaya çıkışı ise, sanayi devrimiyle birlikte olduğu söylenebilir. Zira sanayi üretiminde, kırsal üretimden farklı olarak emekçilerin belirli bir yere (fabrika) ulaşmaları ve bu ulaşım süresinin makul düzeyde kalması gerekiyordu. Tabii bu sürenin makuliyeti, o bölgedeki konut arzı ve fiyatları ile de ilişkilidir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu‘nun 1966 yılında imzaya açtığı ve 1976 yılında yürürlüğe giren Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme‘sinin 11. maddesi: “Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletler herkese, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardına sahip olmayı sağlar. Bu standart, yeterli beslenmeyi, giyinmeyi, barınmayı ve yaşama koşullarının sürekli olarak geliştirilmesini de içerir. Taraf Devletler bu hakkın gerçekleştirilmesini sağlamak için, kendi serbest iradelerine dayalı uluslararası işbirliğinin esas olduğunu kabul ederek, uygun tedbirleri alırlar.”

Sonuç olarak, günümüzde konut ve ulaşım haklarının, en temel insan hakları olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. Tabii bu kabulün devlet gibi düzenleyici kurumlar tarafından ne kadar ciddiye alındığı ayrı bir konudur. İstanbul örneğinde, 20 000 000 kişinin aynı şehre yerleşmesini önlemeyen hatta teşvik eden, tüm emekçilerin günde en az 1-2 saat yolda zaman geçirmelerine izin veren bir devletin, konut hakkını ciddiye aldığını söylemek zordur. Yani konut hakkını, herkesin herhangi bir yerde yaşaması olarak değil, herkesin çalıştığı işe, ait olduğu kültürel – toplumsal çevreye en yakın ulaşabileceği yerde ve sağlıklı olarak yaşaması olarak düşünmeliyiz.

Fakat biz içinde olduğumuz süreçte, tüm bu insani ihtiyaçların karşılanmasındansa, ilk insanın yağmurdan bir mağaraya kaçışı gibi, en basit korunma ihtiyaçlarımızı karşılamayı hedeflesek bile zorlanıyoruz. Yakın zaman içinde konut ve kira fiyatlarındaki abartılı artış, sadece İstanbul ile de Türkiye ile de sınırlı değil. Bu fenomenin ortaya çıkışı detaylı olarak da incelenebilir, fakat bunun temelinde konutun ve barınmanın sadece kar odaklı yaklaşımlar ile değerlendirilmesini görüyorum.

Covid sebebiyle inşaatlar yavaşladı. Bu öngörülemezdi. Fakat konut fiyatlarını asıl yükselten, inşaat maliyetlerinde son yıllarda yaşanan artış ve diğer ekonomik etmenlerdi. Konut üreticileri, bu sebeplerle konut üretimine devam etmediklerinden, konut arzı daraldı ve fiyatlar yükseldi bir yoruma göre. Peki düzenleyici kurumlar bu süreçte nerdeydi? Kapitalistlerin kar hırsı engellenemez mi?

Ya da covid sürecinde ülkemizde yapılan kredi genişlemesini düşünelim. Ekonomist değilim, ancak tüketim odaklı kredi genişlemelerinin geçici talep oluşturacağını ve sadece enflasyonu yükseltmeye yarayacağını görmek için ekonomist olmak gerekmiyor herhalde. Ayrıca bu süreç bile taliydi belki, ülkemizde yıllardır konut meselesine o kadar kar odaklı yaklaştık ki, yıllardır ülkemizde en gelişmiş sektör olan inşaat sektörüyle enflasyonu şişirdikçe şişirdik.

Gülen Adam ve Naciye evleriyle birlikte zabıtalardan kaçarken.

Tüm bunların sonucu ne olacaktı ki? Kiraların ve konut satış fiyatlarının patlaması tabii ki. Biz sürecin sonunda isyan ediyoruz haklı olarak. Fakat orta, orta-alt ve alt sınıflardan burjuvaziye servet aktarımı zaten başlamış ve uzun süredir devam etmekteydi. Biz bugün kira krizi ile bunun görünür olduğu bir noktadayız sadece.

Ve bu noktada, bizler de Gülen Adam‘ız. Çünkü biz de bu düzenin dışına itiliyoruz sürekli. Gittikçe daha kenar semtlere, gittikçe işe gitme ya da haftasonu denizi görmeye gitme sürelerimiz uzayarak, hatta yolda geçirdiğimiz sürelerin yorgunluğu yüzünden, haftasonu yataktan başımızı kaldıramayak en nihayetinde yataklarımıza doğru itiliyoruz. Gülen Adam Yusuf’un bizden tek farkı var: O bizden daha cesur ve bu düzenin ötekileştiriciliğinden bıkıp onun dışına atlamaya, hiç-yer’e geçmeye cesaret edebiliyor. Orta-alt sınıfın geleceksizleştirilmesine karşı çıkıyor yani.

Not: Orta sınıfın geleceksizleştirilmesi ve depresyon yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Ağlayan adam ve ironinin sonu

Filmin finalinde, yıkım ekipleri kapının önünde son yuvalarını da yıkmak için beklerken, Naciye doğum yapar ve çocuğa Umut ismini koymalarını ister. Yusuf çocuğu kucağına aldığında gülümseyerek ona bakar ancak birden ağlamaya başlar. Herkes şaşkındır, neden o anda ağlamıştır? Evin önünden geçen buldozerlerin sesi gelirken, Yusuf bu soruyu şöyle cevaplar:

”Ama ağlıyor. Hep ağlayacak mı? Neden? Ben ağlamadım hiç? // Evet, çok mutluyum ama ondan ağlamıyorum. Kahroluyorum. Ben her şeye güldüm geçtim. Ama oğlum ağlıyor. Hep ağlayacak mı? Hakkım yoktu. Onu dünyaya getirmeye hakkımız yoktu.”

İşte tam bu noktada ironinin sonunu görürüz. Gülen Adam‘ın ironisi, kapitalist modern dünyanın onun yaşamını değersiz görmesine karşılık, onun da yaşamın değerini görmezden gelme hamlesine dayanıyordu. Her şeye gülüp geçiyordu Yusuf. Fakat bir bebeğin kırılganlığı ve yaşamı değersiz görmesinin imkansız olması, yani Gülen Adam‘ın ironi hamlesini yapamaması, Yusuf’un hamlesini de boşa düşürür. Yaşamın ne kadar kutsal ve değerli olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır Yusuf. Bu yüzden yaşama değer verilen bir yer aramak için buraları terk eder filmin sonunda.

Filmin ilham verici bitiş sahnesi.

”Nereye gidiyorsun? / Oğlumun ağlamadan büyüyebileceği bir yere. / Öyle bir yer var mı? / Arıyacağım, belki vardır.”

Biz nereye gideceğiz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: