Simyacıların gizli amacı neydi?

Simyacılar, modern kimyanın doğuşundan önceki yüzlerce yıl, çeşitli maddeler, iksirler ve tılsımlarla deneyler ve ritüeller gerçekleştirdiler. Hatta ve hatta, bir kısmı modern bilimin doğuşundan sonra bile çalışmalarına devam etti. Bu deneyler maddeyi tanımak için çok fazla bilgi sağladı insanlığa. Ama bu disiplinin nihai hedefi bilgi değildi.

Simyacıların amaçları bilimsel araştırma değilse, bu zahmetli yola neden çıkmışlardı? Üstelik tamamına yakını altına ulaşmakta başarısız olduğu halde? Gizli bir amaçları mı vardı? Hangi ritüelleri gerçekleştiriyor, hangi geleneği takip ediyorlardı? Sadece bir tür pseudo bilim olarak mı görülmelidir simya, yoksa kültürün ezoterik ve içsel gizli ifadelerinin bir bilmecesini mi sunar bizlere? Yoksa simya paranormal bağlantıları olan gizli bir öğreti miydi?

Tüm bu soruları, simya ile ilgili çeşitli eleştirel görüşler ve araştırmacı Metin Bobaroğlu‘nın Simgesel Düşünme kitabındaki Hermetik yorumu doğrultusunda tartışalım.

Simyacılar ne yapıyordu?

Simyacıların genel olarak üç temel amaçları vardı: 1.) Bol bulunan maddelerin nadir bulunan maddelere dönüştürülmesi. Bu çalışma çoğunlukla en saf madde olarak görülen altına yöneliyordu. (Bu dönüşümün gerçekleşmesi için simyacılar aynı zamanda felsefe taşına ulaşmaya çalışırlar, çünkü dönüşümü ancak onun tetikleyebileceğini düşünürlerdi.) 2) Yaşam iksiri’nin bulunmasıyla yaşlılığın tedavisi ve ölümsüzlüğün bulunması. (Ölümün fethedilnesi.) 3) Canlı olmayan maddelerden canlının yaratımının sağlanması. (Yaşamın fethedilnesi.)

Simgesel Düşünme (Metib Bobaroğlu) kitap kapağı.

Crow, Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi‘nde, simya ile kimya arasında astroloji ile astromi arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki olduğunu söyler. Simyacıların kimyasal buluşları olsa da, kimya onlar için araçtı ve nihai olarak pratik konularla değil, amaçları ve ritüelleri ile ilgileniyorlardı.

Simya, günümüzde ortaçağ dönemine ait olarak bilinse de, Taocu Çin ve eski Mısır’a kadar pek çok kültürde görülmüştür. Bugün geçmiş dönem bilim insanları olarak bildiğimiz Fahreddin El-Razi altına ulaşmak için çok büyük yatırımlar ile dev düzenekler kurup başarısız olmuş, İbn-i Sina çeşitli deneyler ve teorik çalışmalar yapmış ancak simya ile ulaşılan altının sahte olduğunu belirtmiş, (belki de kendi yaptığı deneyler vasıtasıyla ulaşmıştı bu sonuca), Farabi ise maddeyle ilgili deneyleri dolayısıyla sesin fiziksel yapısına ilişkin keşiflerde bulunmuştu.

Simya ortaçağ Avrupasında gündelik bir meseleydi: ‘Papa XXII. John (1336-1334) simyacılara karşı bir karar yayınlamıştı. Bu kararda onların altınlarının sahte olduğu ve halkın parasının özelliklerini bu paraya basma küstahlığını gösterdiklerini belirtti.’ (Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, s.232)

Simya, Murat Esibatir adlı kişinin Pexels'daki fotoğrafı.

Simya ve simgeler

Simyanın, demir bakır vs. gibi metalleri çeşitli işlemlerden geçirerek en saf metal olan altına ulaşma çabası olduğunu biliyoruz. İlginç olansa, simyacılığın definecilik ya da hazine avcılığından farklı olarak zenginleşmeye odaklanmamış olmasıdır. (Simyacılar içerisinde hevesli burjuvaları dolandırmak isteyen çok fazla düzenbaz olmasına rağmen bunu genelleyemeyiz. )

Simyacılıkta iyi para var mı, bunu bilmiyoruz. 🙂 Ancak simyacılığın altın hırsıyla sınırlı olmadığı açık. Simyacıların daha çok maddenin özünü kavramak ve onu dönüştürmek gibi bir amaçları olduğunu düşünebiliriz. Eğer böyle bir amaçları yoksa, bu yolun müridleri zenginleşmek için neden bu kadar karmaşık bir yol seçmişlerdi?

“Artephius bizi simyacıların sözlerinin çok katmanlılığı konusunda uyarır: Her kim simyacı filozofların yazdıklarını Simgesel değil de harfi anlamda alırsa, asla kurtulamayacağı bir labirentin bucaklarında kaybolur.” (Simgesel Düşünme, s. 22)

Simyacıların kendilerinin bile bir kısmı bunun farkında olmasalar da, disiplinleri ve öğretileri simgelerle çalışıyor olabilir. Yung simya ile ilgili şu yorumu yapar:

Simya ve simgeler

‘G. Yung, rüyasında, simgelerini bulduktan sonra bilinçdışı psişik etkenlerin işe karıştığı kuramını ileri sürdü. Bu kurama göre, simyacı yalnızca kimyasal deneyler yapmıyor, aynı zamanda kendi psikololojik gelişimini de tamamlıyordu.’ (Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin tarihi, s.226)

Simya ve hermetizm

Simyanın hermetik yorumuna göre, simyacılar yaptıkları deneylerle bir yandan maddeyi araştırır ve sınarken, bir yandan da kendilerini araştırırlar. Bu süreç boyunca, simgesel mana yüklenen metaller ritüeller eşliğinde arındırılırken, kişi aslında kendi ruhunu arındırmayı hedefler.

Burada sıradan maddelerden en saf maddeye yani altına ulaşılmak istenmesi, ruhun tekamülüyle en saf noktaya, yani aşkınlığa ulaştırılması amacıyla paralel görünür. İnsan kendini dünyada beşer olarak bulur ama insan olmaya yaptıkları ve çabalarıyla hak kazanır bu anlayışa göre.

Bobaroğlu’na göre, simyacıların metallerin dönüşümü için kullanmak istedikleri felsefe taşı, burada çok önemli bir rol üstlenir. Bu taş latince Okült Lapidem olarak adlandırılır. Buna göre simyacıların mottosu şu şekilde özetlenebilir:

Visita interiora / Terra Rectificando Invenies / Occultum Lapidem.

Visita interiora / Terra Rectificando Invenies / Occultum Lapidem. Yani ”İçine seyahat et, toprağının içindeki felsefe taşını bul ve rektifiye et (arıt.)” (Simgesel Düşünme, s.21)

Bu mottodan da anlaşılabileceği gibi, simyacı hermetik kadim öğretinin ‘Kendini bil’ ilkesini temel alır çalışmasına. Simyacı filozoflar, kendiliği gözlemleyip aşkın bir Kendi’ye ve onun varlık görüşüne ulaşmaya çalışırlar. Peki bu tekamül, neden sadece teorik düzeyde kalmaz da bir disiplin ve ritüel ortaya çıkar.

Burada hem hermetik, hem ezoterik hem de uzakdoğu geleneklerinin ortaklaştığı bir ilkeye ulaşırız. Ruhun arıtılması, bilgeliğin ona altın bir tabakta verilmesi ile gerçekleşemez. Kişi, hakikat yolunda ilerleyebilmek için, önce içerisinde olduğu dünya görüşü ve ontolojiden çıkmalı, kendisinin sınırlarını tanımalı ve zorlamalı, türlü engellerden geçerek Yunus Emre’nin söylediği gibi benden içeri Ben’e doğru uzun bir yolculuk gerçekleştirmelidir.

Simya disiplininde, kadim öğretilerin bu ilkesi ortaya çıkar. Simyacı, hem teorik felsefi çalışma yürütür ve felsefe taşını arar, hem de bir ritüel haline getirdiği deney ve araştırmalarına devam eder. Ritüeli burada, kişinin arayışını noktalamaması, kendisini bir arada-olan olarak tasavvur edebilmesi ve bu sayede hakikate yönelik bir açıklık kazanabilmesi için kullanılan bir teknik olarak anlıyoruz.

Sonuç olarak, hermetik görüşe göre simya disiplininin batıni anlamlar ve simgesel bir düşünme içeren bir teknik olduğu söylenebilir. Öyleyse simya üzerine düşünmek, gizemli ve heyecanlı bir yolculuk olduğu kadar, felsefi bir yolculuk haline gelebilir. İlginizi çektiyse, Metin Bobaroğlu’nun bu konuyu da işlediği heyecanlı makalesi için şuraya bakabilirisiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: