Cinler mi insanı delirtir, delilik mi cinleri çağırır?

Longxiang Qian adlı kişinin Pexels'daki fotoğrafı

Kırsal kesimde zihinsel hastalık, majör depresyon ya da şizofreni benzeri ruhsal rahatsızlık geçirenlere cinler musallat olmuş diye yorum yapıldığını birkaç kere duymuştum. Bunu bizzat bir akrabamız da yaşadığında, konu üzerine düşünmeye kadar verdim. Merak ediyorum, cinlerin bu musallat olma durumundan haberleri var mıydı? Neden bu yorumu yapma gereği duymuştu ahali?

Deliliğin – akıl hastalığının anormalliği ile paranormalin ilişkilendirilmesi hakkında ne düşünmeliyiz? Ötekinin ve farklı olanın normalden dışlanması ve zayıf olanla araya mesafe koyulması mıdır burada söz konusu olan?

Peki ya öteki açısından durum nasıl görünür? Paranormal olan, normalin baskısından bir kaçış mıdır? Yoksa normal olmayan, yani çeşitli sebeplerle ötekileşen mi para-normale varır? Yani normal-de, toplumda bulamadıklarını para-normalde aramaya mı başlar umarsızca?

Her halükarda, korku, gizem ve gölgeler akıl ile değil duygular ile ilişkilenir. Benzer şekilde, paranormal hikayelerde bazı cinlerin insanların duygulanımlarını etkileyebileceği, sinir bozukluğu yaratabileceği, insanda nefret duygusu uyandırabileceği anlatılır. Böyle bir iddiayı çürütmek kolay olmasa da, bu iddianın kökenine yönelmeye çalışabiliriz onu anlamak için. İlk fark edeceğimiz, mitsel bir açıklama ile karşı karşıya olduğumuzdur.

Cinler ve mitoloji

Mit, insanın akılsal ve teknik gücünün daha az olduğu bir çağın dünyayı açıklama biçimidir. Mitolojide çoğu zaman, insanların tanrıların ve kaderin oyuncağı olduğunu görürüz. Bu manada, mitin dünyaya daha az açıklayıcı ve daha çok büyüleyici bir yaklaşım olduğu söylenebilir.

Mitin temel özelliklerinden birisi ise, insan dışı durum ya da olaylara tanrısal – ruhsal özellikler atfedilmesidir. Bizim ele aldığımız konuya gelirsek, cinlerin insanlara musallat olup onların sinirlerini bozabileceği hatta onu delirtebileceği iddiasına dönmeliyiz. (Bu minvalde paranormal yorumlara örnek olması açısından şu yazıya göz atabilirsiniz.) Bunun mitsel bir açıklama olduğunu kabul ediyorsak, cin ve paranormal olay inancının mitsel kökenini araştırmak iyi bir fikir olabilir.

Cinler ve mitsel tedavi

Kabile. (Breston Kenya adlı kişinin Pexels'daki fotoğrafı için teşekkürler.)

Psikolojinin bilim olarak ortaya çıkmadığı erken dönemlerde, sinir bozukluğu gibi vakalar şaman vs. gibi dini – manevi uzmanlar tarafından tedavi ediliyordu. Bu kişilerin temel tedavi tekniği ise kötü ruhların bedenden çıkartılması ve hikaye ile ruhun sağaltılması idi. Bunun açıklaması basittir: Din adamı, kişiyi (toplu ritüellerde toplumu) bu problemi aşabileceğine inandırmalıdır. Bunun için atalar kültü, doğa ruhu ya da tanrılar gibi güç atfedilen ögeler yardıma çağrılır. Sorun, örneğin bir kötü ruhun şahsında somutlaştırılır ve kötü ruh kovularak, hasta iyileşmeye davet edilir.

Bu işleme, şamanların uyguladığı zor doğum törenleri örnek gösterilebilir. Ahmet Güngören’in Dil ve Büyü kitabında aktardığı üzere, Levi-Strauss Cuna yerlilerinin zor doğum durumlarında uyguladıkları bir dua ve bu duaya eşlik eden töreni analize tabi tutar. Şaman, duada – törende anlattığı hikaye ile, ‘hastanın ruhunu yitirdiğini, çünkü ruhunun kötü ruhlar tarafından esir alındığını vurgular ve ardından koruyucu ruhların yardımıyla hastanın ruhunu kurtarıp ona geri verir ve onun iyileşmesini sağlar.’ (s.60)

Strauss’a göre şaman, hastayı mücadeleye geri çağırır. ‘Şaman sanki dış gerçekliğe karşı ilgisi azalmış ve çektiği acılar sonucunda duyarlılığı artmış bir hastayı, bir başlangıç durumunu, en küçük ayrıntılarının bile ayırdına vararak, belirgin ve yoğun biçime yeniden yaşamaya itmektedir. ‘ Bu sürecin psikoterapi ile benzerliği dikkat çekicidir.. (Dil ve Büyük, s. 63)

Bu hikayenin yaratacağı ruhsal iyileşme bir yana, Straus duanın yapısal analizini yapar ve bu analizle, duanın doğumu psikolojik açıdan kolaylaştırıcı birtakım anlatısal tetikleyiciler içerdiğini söyler. Bu analizle Strauss’un gösterdiği üzere, şamanik büyü sadece sosyo-kültürel bir işleve değil, aynı zamanda ruhsal sağaltıcı bir işleve de sahiptir. Sonuç olarak, şaman mitsel – psikolojik bir yöntemle hastayı tedavi etmeye çalışır.

İşte bu mitsel kaynak, günümüzde ruhsal rahatsızlıkların cinler ve paranormal ögeler ile açıklanmasının sebebi olabilir. Ancak biz burada artık bir çağrıdan değil, bir çağrının kalıntısından söz ediyoruz. Ve hattâ bir tehditten. Çünkü yalnızın ve depresifin dışlanması, tüm normalleri hizaya sokar. Eğer deliye cinler musallat oluyorsa anlatıya göre, toplumun mesajı açıktır: Cinlere karışmak istemeyen duygularını kontrol etmeli ve aklın çemberi içinde kalmalıdır.

Aklın egemenliğine direniş olarak mit

RODNAE Productions adlı kişinin Pexels'daki fotoğrafı. Hapishane.

Mitsel olanın işlevini sadece insanın ilkel dönemi ile sınırlamamak gerekir. Evet, akıl insanı doğa karşısında güçlü kılmış ve egemenliğini arttırmıştır. Ancak akıl aynı zamanda insanın insan üzerinde ve Uygarlığın insan üzerinde egemenlik kurmasına da yol açmıştır. (Freud Uygarlığın huzursuzluğun düşmanı değil, bizzat kaynaklarından birisi olduğunu iddia etmişti.)

Bu noktada mit yeni bir işlev kazanır. Mit, aklın egemenliğine karşı bir direniş işlevi görebilir. Tabii bu durumun hangi özel durumlarda ortaya çıkacağı ayrı bir konudur.

Akıl egemenliğin aracı olduğunda ve normallik hegemonya olarak hakimiyet kurduğunda, düzenin ötekileri birtakım başka direniş odakları arayışına girebilirler. Bu direnişin gerekliliği, kapitalist modern aklın yıkıcılığı nedeniyle ortaya çıkar. Çünkü akıl, tarihsel ve sınıfsal olandan ayrılamaz.

Fakat bu direniş, mücadelenin sadece başlangıcıdır. Çünkü toplum, direnenleri ve farklılaşanları hizaya sokmak ve aynılaştırmak için tetiktedir.

Burada Foucault’nun akıl hastanesi ve deliliğin tarihçesi ile ilgili eleştirel çalışmasını anabilir ve bu bağlama oturtmaya çalışabiliriz. Bu çalışmasında Foucault’un kabaca akıl hastanesini bir toplumu düzenleme aracı ve bir tehdit olarak ele alması, bizim bakış açımızı bir anlamda destekler. Çünkü akıl hastanesi ve ruh doktorunun bilimsel tehditiyle, mitin ve inancın paranormal tehditi benzer şekilde özneyi hizaya getirme amaçlıdır.

Bu noktada cinler ve paranormal hikayelerin, kapitalist aklın sonsuz gücüne karşı bir belirsizlik parametresi ve bir tehdit olarak ortaya koyulup koyulamayacağını söylemek zordur. Ancak paranormal hikayeler, aklın gücünün askıya alınmasını kesinlikle zorunlu kıldığından, bu hikayelerin en azından nefes alacak bir alan olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Ya da en azından bir kaçış alanı işlevi görüyor olabilir bu hikayeler.

Yalnızlık ve yalnıza musallat olanlar

Cinler neden yalnızlara musallat olur?

Çünkü toplum yalnızlığı ve sürüden ayrılmayı kötü bir şey olarak sunar. Zira sürüden ayrılan, toplumun ilkelerinden de ayrılır ve onu yadsır. Toplum ise ister istemez bu yadsımayı kırmak isteyecektir.

Belki de bu yüzden yalnız yaşayan insanlara delirmiş ya da cinlere karışmış denmiştir. Evet yalnız bir anlamda delidir, çünkü yaygın aklı reddetmiştir. Ancak bu reddediş bir yeteneksizlik yüzünden olabileceği gibi, toplumun zorbalığı ya da sadece kişinin seçimi kaynaklı da olabilir. Fakat toplum buna aldırmaz, onun istediği kendisine katmak ve iyileştirmek / aynılaştırmaktır.

Sonuç: Deli ve Sihirli Lambası

Deli, yani yaygın aklı reddeden ya da kısmen / tamamen onu yadsıyan, içinde cinler bulunan sihirli lambayı açmıştır. Bu cinler, ona mı musallat olur, toplumun geri kalanına mı burası kesin değildir. Ne de olsa deliye bu teşhisi koyan öteki’lerdir..

Sonuç olarak, delilik ve ruhsal hastalıklara cinlerin sebep olabileceği şeklindeki batıl inancın, arkaik mitsel kökenleri olduğu ancak bu mitsel eğilimlerin belki de günümüzde hegemonik eğilimler olarak devam ettiği söylenebilir. Öyleyse paranormal açıklamaların ve hikayelerin göründükleri kadar basit olmadıklarını, bunların çeşitli psiko-sosyal temelleri olduğunu söyleyebiliriz.

Cinler mi insanı delirtir, delilik mi cinleri çağırır?” için 2 yorum

  1. Şamanizm ve spiritüelizmden politeizme, ondan monoteizme, Aydınlanma denen çağda deizm ve son olarak ateizme gittiği iddia edilen rasyonaliteci pozitivist/progresif/sosyal Darwinist kümülatif uygarlık ve tarih anlatısı; kendisine tepki olarak ve yine bir -izm olarak doğan, ancak bir ideoloji olduğunu kabul edemeyen, toplum tarafından inşa edildiğini iddia ettiği şeyleri yıkarken yenileri ile ikame ederken yeniden inşa ettiiğini bir türlü itiraf etmeyen postmodernist anlatı ile reddedildi. Siz biraz bayağı geriden takip ediyorsunuz galiba. Ayrıca, din ile mitoloji arasında ayrım gözetmek ve bunların cin tasavvurlarını ayrı ele almak gerekecektir.

    Liked by 1 kişi

    1. Yorumunuz için teşekkürler, fikir çarpıştırmak faydalı oluyor 🙂 Postmodernizm içsel dinamikleri gereği bir ideoloji olduğunu kabul etmemek zorunda, modernizmi restore etmek isteyen yaklaşımlar için bu affedilmez bir günah tabii. Örneğin postmodernitenin ve anti-humanizmin önemli isimlerinden fukoyu incelersek, onun karşı çıkışını hegel e kadar götürebiliriz. Hegel bu noktada önemli çünkü modernizmin tüm erekselligi , idealizmi, humanizmi onda mevcut. Fuko ise tarihte süreklilik değil süreksizliği arıyor, tabi bunu yaparken mantığı bile esnetiyor. Ama burada amaç biraz da tarihsel olan mantığı, kapitalist ve idealist olan mantığı esnetmek. Çok geriden değil tam oradan takip ediyorum. Aslında ben de bu araçları kullanarak bazı hurafeleri incelemek istemiştim. Tabii burda baskı da direniş de çok gecisken, aklın baskısından mitin baskısına da kaçabilir insanlık. Vice versa. Ama son söylediğinizi kısmen katılmıyorum, dinin içinde mit var zaten, cin konusu üzerinden, dinin mite indirgenip indirgenemeyeceği ayrı bir tartışma olsa bile. Sevgiler.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s