Tacizcinin sevgisi ile aşığın sevgisini ne ayırır?

Bu soru tüylerimi diken diken ediyor. Tacizci burada cinsel obje haline getirdiği ötekiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırıp kendi arzusunda yıkanırken, aşık nasıl olup da ötekine yani sevgisini yönlendirdiği kişiye ihtimam gösterebiliyor? Ve en önemli soru: Biz kendi ilişkilerimizde bu iki eğilimden hangisini takip ediyoruz?

Severken, karşımızdakine aşık gibi mi davranıyoruz, yoksa tacizci gibi mi? Karşımızdakini bir insan, yaşamın bir parçası olarak göz önüne alabiliyor muyuz?

Bunlar rahatsız edici sorular olsa da, arzu söz konusu ise bu soru bize bir perspektif sunabilir. Şunu kabul etmek gerek: Herkes arzularının etkisi altındadır. Bazılarımız bunun peşinden gittiğinin Farkında, bazılarımız ise değil. Tabii bu gitmek de seviye seviye olmalı. Çünkü arzunun her yönlendirdiğini yapmak zorunda değiliz. Onu bastırabilir, yönlendirebilir ya da başka stratejilerle onunla baş etmeye çalışabiliriz.

Suçlu ve suçsuz

Hayatta suçlunun kim olduğunu, nihai olarak söylemek ne kadar zor değil mi? Neyse ki elimizde hukuk var. Hukukçular belirli durumları, teknik değerlendirmeden geçirip, umuyoruz ki asgari bir adaleti yerine getiriyorlar. Bu da gerekli.

Ama elimizde felsefecilerimiz de var. Ve suçun doğası hakkında düşünmek, bambaşka bir iş ve aynı şekilde gerekli. Suç üretilmişse bunda toplumun, kültürün, ahlakın, düzenin bir şekilde payı yok mudur? Bu soruyu takip etmek istemiyorum. Ama bir kenarda dursun.

Şunu düşünelim. Düşünebileceğimiz en uç suçlar bile, insanlar olarak içimizde bulunan ortak eğilimlerden kaynaklanmıyor mu? Hepimiz yıkıcı değil miyiz? Hepimiz ele geçirmek, başarmak, yönetmek, tanrı olmak istemiyor muyuz? Hepimiz hazlarımızın peşinden en sonuna kadar gidip orada ne göreceğimizi aramak istemiyor muyuz?

Öyleyse bazılarımız bunda neden daha ileri gidiyor? Bazılarımız neden birisi yok edecek, birisinin psikolojik ya da fiziksel bütünlüğünü ihlal edecek salvoları yapabiliyor? Bazılarımızsa bu itkileri kendi içinde fark edip bunları engellemeye nasıl çabalayabiliyor? Çabalayabiliyor mu?

Suçlu olmayanlarımız şanslı mı, bilge mi, korkak mı?

Mahkeme nerede

Hiçbir suçu hafifletmek istemeyiz. Ama neyi arayacağımızı seçebiliriz. Adaleti merak ediyorsak, suçu mu aramalıyız, masumiyeti mi? Bunlardan ikincisi arayacaksak, başlamamız gereken yer kendi iç dünyamız değil mi?

Adalet, suçu suçluyu aramak değil, en sonuna kadar masumiyeti aramaktır.

Taptuk Emre

Bir düşünce deneyi içindeyiz şu anda. Şöyle olsun. Paralel bir evrende bir benzerimiz, yani bizle aynı olmayan ama sosyo-ekonomik ve kültürel kodları bize yakın, aynı cinsiyette bir şahsı düşünelim. Bu kişi yaşadığı bazı karşılaşmalar yüzünden büyük bir suç işlemeye itilmiş, örneğin birisini öldürmüş – planlayarak ve acımasızca. Sebebi ise bu kişinin kendisini incitmesi olsun,. Biz ise içinde olduğumuz evrende bir sohbette karşımızdaki kişi egomuzu yaraladığı için ona kötü gözle bakabiliriz, onunla ilgili mini kötücül planlar yapabiliriz (çayına tuz atmak gibi) vs vs.

Soru şu: Bu iki kişi arasında ne fark var? İlk kişiyi suça iten bambaşka etkenler de vardı belki. İkinci evrendeki arkadaşımız ise bu etkenler hiç olmadığı halde, en küçük incinmede bu mini çakallıkları düşündü. Gerçekten, suçlu olmakta en ileri gitmemizde bizi önleyecek, bizim elimizde olan ne var? Bu soruya evet yanıtını veremezsek, umutsuzluk ve dürüstlüğün çapraz ateşinde kalacağız.

Nasıl olur da içimizdeki kötücül eğilimleri, cahilliği, yıkıcılığı, acımasızlığı, bencilliği sınırlayabiliriz? Masumiyeti kendimiz için nasıl arayabiliriz? Onu sonradan kazanabilir miyiz?

Sevgiyi ayırmak

‘Kurumuş çiçekleri sulamak isteyen birisi var mı hala?’ (Sena Şener’in şarkı sözü, yukarıdaki videodaki şarkı) Elbette her zaman olacak. Bu soruları soruyorsak en azından bir süre daha olacak. Biz sorular karşısında bile, ve soruların yaşanmışlıkları karşısında, ve bu yaşanmışlıkların duygulanımları karşısında hassas ve hüzünlü kalabiliyorsak. Kalabiliyor muyuz?

Sevgiyi ayırmak gerekir. Hayır, dünyayı sevmek kurtarmayacak. Ama dünyayı doğru bir sevgi, ihtimam gösteren, ne kendini ne karşındakini ne de kendini tüketmeyen bir sevgi kurtarabilir. En azından bazılarımızı kurtarabilir. Peki sevgiye nereden geldik? Çünkü sevgi en azından bizi içinde olduğumuz hapishaneden dışarı çıkıyor. Bir taşı, bir kuşu, bir insanı, bir mesleği… Tercihen bir yaşam parçasını sevebilirsek… Ve onun gelişmesini, yeşermesini gözetebilirsek…

Gerçekten bilmiyorum. Ama umutsuz bir noktada kalmamalıyız. Orada kaldığımız sürece, şundan eminim ki, bugün biraz kötüysek yarın daha kötü olacağız, bugün acımasızsak yarın Hitler olacağız, bugün cahilsek yarın daha cahil olacağız.

“Tacizcinin sevgisi ile aşığın sevgisini ne ayırır?” için bir cevap

Sevgilisi olan birisine aşık olmak – Depresif Baykuş için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: