Samimiyetle insanları nasıl kazanamazsınız?

Samimi olun! Ne güzel tavsiye değil mi! Oysa kendi kendini yok eden bir tavsiye bu. Bu tavsiyeyi alıyor ya da veriyorsanız, samimi değilsiniz. En azından şimdilik. Çünkü bilinçli olarak oynanacak bir oyun değil bu.

Samimiyet, bilinçsizce ve mütemadiyen oynanacak bir oyun, ama en çok Kendi’mizle mücadele edeceğiz bunu başarmak için. Çünkü samimiyet oyununda ikili bir hamle var. Feda ve ironi birlikte rol almak zorunda burada. Ama bunu yapmadan nasıl yapılacağını anlamak çok güç olmalı. (Aslında her anlama güçtür. Bir yapmaya eşlik etmiyorsa.)

Öyleyse neden samimi olmamalıyız, bunu düşünmeye çalışalım. Samimi olmanın yükü neden daha fazla? Ulaşacağımız elbet çok büyük bir kazanç, fakat neden buna ulaşamamak riskini almamalıyız? Bu soruları cevaplamaya çalışalım. Eğer bunları cevaplarsak, belki neden samimi olmalıyız sorusunun cevabına da yakındayabiliriz.

Orada olmak ve olmamak

Bir diyaloğun içerisinde, iki kişi tüm kendileri ile birlikte oradadır. Tüm geçmişleri, özdeşleştikleri, ama en çok birbirlerine örülen proje ve stratejileri ile birlikteler. Ve bu bir çeşit ortaklık olarak da görülebilir. Toplum böyle çalışır.

Bu ortaklık, karşılıklı asgari güven ve iletişim ile yürütülür. Bu ilişki ticari olsun örneğin. Her iki taraf da bazı açılardan feragatlarda bulunarak bazı müşteteklerde buluşmalılar. Ve iki taraf da sürekli birbirini deneyecekler. Bu ilişkinin kuralıdır. Risk her ilişkide esastır.

Neden? Çünkü bu işleyiş, kişilerin ortaklıklarından en yüksek verimi almalarını sağlar. Bu aslında toplumsal organizasyon ve toplum sözleşmesi ile de alakalı. Velhasıl, pazarlık hep sürmeli ve kişiler sürekli projelerini – ortaklıkların optimize etmelidirler.

Sözleşmeyi riske atmak

Ama bu oyunun birden fazla oynanma biçimi var. Bunlardan ilki kuralları öğrenmek ve uygulamaktır. Ki, oyunun kendisi bile sürekli riski içerir. Fakat oyunda daha riskli ve farklı pozisyonlar da olabilir.

Oyunun kurallarını hiçe saymak ise başka bir oyundur. Samimiyet ile işte bu oyun oynanır. Samimiyeti uygulamaya koyan, kendisini savunmasız bırakır. Bu hamlesi ile neyi kazanmayı umar peki? (Bunun farkında olsa da, olmasa da. Çünkü gerçek samimiyet oyuncusu bu farkındalığı sahip olmamak zorunda.)

Bu hamle ile kazanılması umulan, karşı tarafın gafil avlanmasıdır. Çünkü samimiyet, karşı tarafın gündelik performansı içinde kendisine şeffaf olan performansının görünür olmasına yol açar. Strateji uygulamayanın karşısında, stratejisini yeniden gözden geçirmek zorunda kalır oyuncu. Evrensel karşısına ne yapmalıdır?

Bu gözden geçirme karşı tarafın vicdanına kalsa da, vicdanın zaman zaman güçlü bir etken olabildiği malumdur. Her halükarda, bu oyunu oynamak risklidir. Çünkü kişi kendisini savunmasız bıraktığında bazı olumsuzluklar yaşayabilir. Tabii başka savunma mevzileri de kazanmış olabilir.

İroni ve Absürd

Samimiyet oyuncusunun en önemli mevzisi ise ironidir. Çünkü ancak ironi, mantıklı olanın, Merkür etkisindeki akılcı ve eylemci yaklaşımın karşısında durabilir. Bu duruş, ikilidir. İroni sayesinde kişi hem başkalarına karşı oynadığı oyuna bir başlık bulmuş olur, hem de bu oyunu kendisine karşı gerekçelendirmiş olur.

Öyleyse samimi kişi, sadece ve sadece absürdün gücüne güvenebilir. Bunun hemen saçma olduğu sonucuna ulaşmayalım. Absürdün gücü üzerine yapılmış en önemli çalışmalardan ‘Korku ve Titreme’ de Kierkegaard, İbrahim’in imanının yüceliği dolayısıyla imanın ve tüm dinlerin babası olduğunu söyler. Ancak burada sadece seçilmiş olmak yoktur, kitapta varoluşçu temaları takip eden düşünür, İbrahim’in yaşadığı acı ve zorluklar sebebiyle yüceldiğini söyler.

İbrahim’i absürde bağlayan ise, tanrının sınavını onun gücüyle geçmiş olmasıdır. İbrahim ilerleyen yaşında bir çocukla müjdelendiğinde ve ona bu çocuğun soyundan iman edenlerin geleceğini söylendiğinde, onu göz bebeği yapar. Ancak tanrı ondan çocuğunu kurban etmesini ister. Bu durum mantıksızdır, çünkü İbrahim kendisinden gelecek tüm nesilleri de kaybedebilirdi bu çağrıya uyarak. Ancak o bunu yapmak yerine, imkansız olanı yapar Kierkegaard’a göre. ‘İman hamlesini absürdün gücüne göre yapmıştır İbrahim.’

Ruh dünyasında her şey tersinedir. Burada sonsuz bir kutsal düzen egemendir, burada yağmur haklı ve haksız ayırmadan üzerine yağmaz, burada güneş hem iyinin hem de kötünün üzerine değmez, burada sadece çalışan ekmeğini kazanır ve yalnızca ıstırabı bilen huzur bulur, yalnızca dünyanın altına kadar alçalan sevdiğini kurtarır, yalnızca bıçağı çeken İshak’ı alır.

Kierkegaard, Korku ve Titreme, 74

Sonuç: Samimiyet ve absürd

İbrahim’in hikayesinden kendi konumuza bağlayabileceğimiz, samimiyet oyuncusunun absürdün gücüyle kendisini savunmasız bırakması ve bu şekilde ilişkilerin içinde farklı bir zemine kapı aralamasıdır. Belki de çok küçüktür bu kapı, ama yine de bir işe yarayabilir.

Sonuç olarak, samimiyetin zorlu bir süreç olduğunu ve pek de kazançlı olmayabileceğini görmüş olduk. En azından Merkür’ün bakış açısından. Ama Kierkegaard’a kulak verirsek, ruhsal – manevi dünyada her şey farklı işliyor olabilir. Yine de bu karşılaştırmalar gereksizdir belki, bu bahsettiğimiz oyunun ya içindeyizdir ya değilizdir. Samimiyet sonradan kazanılamayabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: