Martin Eden neden intihar etti?

Jack London’un aynı isimli kitabının kahramanı Martin Eden, kabuslarından kaçar ve hayallerine yolculuk eder hikaye boyunca. Peki hikayenin sonu neden çıkışsızdır? Hayaller bizi uçurumun kıyısına da götürebilir mi?

Elbette Martin Eden‘i karanlık sona yönlendiren sadece hayalgücü değildi. Umutsuz bir aşk, işçi sınıfının zorlu hayat şartları, sınıf farkının yarattığı kültürel şok, yayın dünyasının çetrefili, başarının getiremediği tatmin… Ama bütün bunlar onun etrafına üşüşürken ona devam etme gücü veren hayalleri değil miydi? Öyleyse Eden hangi sona ulaştıysa, hayalleri ile birlikte ulaşmıştı.

Yani bu hikaye hem bir gemicinin, hem de hayallerin yolculuğuydu. Bu yolculuğu, hangi hikaye şarampole yuvarladı peki?

Hayalgücünün diktatörlüğü

Hayal kurmak genel izlenim gereği olumlu olarak görülür. Bunu her durum için ve herkes için genelleyemesek de, hayalciliğin genel olarak örneğin tembellik gibi bir özellikten daha olumlu görüldüğü söylenebilir. Sistem, orta-alt sınıfa hayallerinin peşinde koşmasını salık verir.

Hayal gücü örneğin entelektüel ve edebi bakış açısından daha da olumlanır, özgürlükçü sayılır. Peki her hayal bu özelliği taşır mı? Ya da hayal gücü belli bir dozun üstünde geliştirilip gerçeklikten geri besleme almadığında, kolaycılığa kaçmaz mı ya da baskıcı hale gelmez mi?

Aslında bu durumu, büyük hayaller kuran ve insanlığı uçuruma sürükleyen pek çok siyasi – dini liderin tarihsel katkılarından da biliyoruz. Ama kişisel alanda kalalım. Hayal gücünün uykuya ve uyuşukluğa götüren yanını, hepsi olmasa da genel olarak fantezi edebiyattan ve fantastik sanal gerçeklik oyunlarından da bilmiyor muyuz?

Holywood da bu durumun büyütülmüş bir hali değil mi? Düzenin ‘entertainment’ olarak sunduğu hayal kurma teknikleri ve biçimleri, bizlerin hayal kurma pratiklerini de şekillendiriyor olabilir. Yani hayalgücü de bir hegemonik mücadele alanı olabilir.

Tabii burda önemli olan kimin kaybettiğidir. Önerilen – yürürlükte olan hayal kurma kipi bizi dünyaya açıyor mu? Ona karşı daha hassas hale getiriyor mu? Yoksa bize dünya karşısında bir hız, hırs,erken boşalma ve eylem mi sunuyor? Eğer öyleyse onun hayalgücü olmaktan çok düzenin başarı ideali olduğunu söylememeli miyiz?

Eğer kişi sürekli kendi köşesine kaçmak istiyor ve dünyayı kendisi ile doldurmak istiyorsa, bunu bir silahla, bir kalemle ya da bir hayal kurarak yapması arasında ne fark var? Eğer durum buysa, içinde olduğumuz koşuşturma ne olursa olsun, o hızın devinimlerinde hayalgücünün diktatörlüğü kurulmuştur. Ve biz de bu diktanın faşist lideri olarak hayallerimizden haz almaya bırakırız kendimizi.

Martin Eden ve yaratma cesareti

Martin Eden‘in yolu, kitabın başında yaratma cesareti ile açılır. Sert bir yaşam sürmüş eski gemici, geleceğini edebi üretimle geçirmeye karar vermiştir. Bu yola çıkmasında, burjuva bir kadına duyduğu aşk ve onun gönlünü kazanma isteği tetikleyici olur. Bunlar ince duygulanımlardır.. Ama tüm sertliği ile girecektir bu yola. Ne de olsa deniz fırtınalıdır.

Çok çaba harcar bu yolda Martin Eden. Ve yaşam mücadelesi edebi mücadelesi ile iç içe geçer. Peki bu mücadele nereye yöneliyordur? Okuyucuya kitap boyunca açık olmayan budur. Çok uzun sürer edebi üretim sürecinde başarıya ulaşması Martin Eden’in, hatta vazgeçmesine ramak kalmıştır. Öyle ki sevdiği kadın bile ona olan inancını yitirir bu uzun yolculukta.

Verdiğimiz spoiler’a rağmen, kitabın sonunda başarısız olmaz Eden. Hatta başarılı bir yazar olarak üne ulaşır. Fakat bu ulaştığı noktada hisleri karışıktır. Kendisine daha önce saygı göstermeyen insanların, artık sahip olduğu üne tamah ettiklerini düşünür. Eskiden olduğu gibi yine görünmezdir Martin Eden, eskiden kimse tarafından görülmüyor ve ne kendisi ne ürettikleri dikkate alınmıyorken, artık sahip olduğu ün kadar ve onun ışığında görünür olabiliyordur.

Şu anda kafamı en çok kurcalayan şey, beni neden istedikleri. Beni kendim olduğum için istiyor olamazlar çünkü hâlâ eskiden istemedikleri kişiyim. Demek ki beni başka bir şey için, benim dışımda bir şey için, ben olmayan bir şey için istiyorlar! Sana bu şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi? Gördüğüm kabuldür bu. Halbuki o kabul ben değilim. İnsanların kafalarındaki bir şey o. Bir de kazandığım ve kazanacağım paralar için istiyorlar. Halbuki o para da ben değilim. Para bankada duran, herkesin cebinde olan bir şey. Sen de mi bunun için, kabul ve para için mi istiyorsun beni?”

Jack London, Martin Eden, 325

Kendi hayatını değiştirmek istemiş, sert bir manevra ile dümeni kırıp bu yola çıkmaya cesaret etmiş ve başarıya da ulaşmıştır Martin Eden. Peki sorun nerededir?

Yaşam ve direniş

Martin Eden, yaşam mücadelesinden kaçmamıştı. Ama bu noktada hiçbirimizden farkı yoktu. Çünkü ondan kimse kaçamaz. Hepimiz farklı bir şekilde mücadele ederiz onunla.

Yaşamla ve kaygı ile yüzleşmede hepimiz farklı bir strateji izleriz. Uykuyu seçmek de, kendini bir ideale adamayı seçmek de, bir mesleki maratona adanmak da, bir sanata bağlanmak da birer stratejisine. Bu bağlılıklardan hangisine tutunduğumuzun tali üstünlük ve farklılıkları olsa da, temel olarak aynı mekanizma yürürlüktedir.

Oysa sanat bundan fazlası değil midir? Sanatın bizi daha canlı bir Ben’e, Ben’in ötesine, aşkın olana ulaştırmasını beklememeli miyiz? Sanat bu ise, onun hayattan kaçış değil, hayatın ortasından geçiş olması gerekmez mi?

Tabii her yolculuğun motivasyonu çok karmaşık ve dolaylı. Ve hatta insanı canlılığa ulaştıran biraz sanatın dokunuşu ise, biraz da tekniği, yani ritüeli olmalı. Çünkü aynı hermetik gelenekte olduğu gibi, ancak teori ile pratik birlikte pişirir insanı.

Fakat yine de sanatın kendisinden gereğinden fazlasını beklemek saçma olabilir. Dünyayı sanat değil, sanatsal bir duyarlık kurtarabilir. Bu anlamda Martin Eden bu duyarlığın inşasını değil, sanatın kendisini takip ettiğinden bu sona ulaşmıştır belki de.

Kitap okumadan önce çiçeklere su vermek gerekir.

Melih Cevdet Anday

Aslında Bay Eden’in mücadelesinde içten olmadığını söylemek zordur. O her şeyi saf bir aşk uğruna yapmıştı. Mücadelesinin güzelliğe ulaşmak için olduğunu düşünüyor ve buna da aracı olanın Ruth olduğunu kabul ediyordu. Fakat genç kadın ona ve güzellik aşkına inancını yitirdiğinde, o da aşka olan inancını yitirecektir. Başarılı olsa bile amaçsız birisidir artık.

Sonuç: Umut ve Eylem

Sonuç olarak Martin Eden‘in bir çıkışa ulaşmamış olduğundan emin olduğumu söyleyemem. En nihayetinde umudu vardı Martin Eden‘in. Çünkü intihar için bile yetmeyecek kadar umut gerekir. Öyleyse kendisini serin sulara bırakırken bile eylemlidir Martin Eden.

‘İntihar etmek için bile yetmeyecek kadar umut gerekir.’

Anıl Alkım

Ama frenleri patlamış, yokuş aşağı giden bir kamyonun, park halindeki bir kamyondan daha iyi durumda olduğunu söyleyebilir miyiz? Demek Martin Eden kendisinin düşeceği boşluğu kaderiyle oynayan tanrıların da yardımıyla inşaa etmişti. Öyleyse hayal kurarken dikkat etmek gerekir. Hayal kurmanın bazı yan etkileri, zararları olabileceği açıktır. (Hele ki düzenin kapitalist mantığının çarpıttığı bir hayalgücünün.)

“Martin Eden neden intihar etti?” için 3 cevap

Anıl Salar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: