Reenkarnasyon mu, ruhların çapraşıklığı mı?

Bu eskizde reenkarnasyon (ruh göçü) üzerine çizerek düşünmeye çalıştım. Aslında yolundan sapan bir düşünme oldu bu, reenkarnasyon yerine ruhların çapraşıklığı ve ilişkililiği üzerine düşünmeye devam etmiştim. Reenkarnasyon ruhların arasında zamansal bir ilişki ve döngü öngörür. Oysa her ruh, zamanın değil An’ın içinde de birbiriyle ilişkili değil midir ?

Ben kendi adıma, zaman ve evrenin durumuyla ilgili kesin bilgilere sahip olmadığımızdan, ruhlar arasındaki tikel ve noktasal ilişkilenmeleri, reenkarnasyon gibi tümel fikirlere tercih ediyorum. Reenkarnasyondan böyle bir fikre doğru nasıl ilerleriz?

Reenkarnasyon ve ruh göçü

Reenkarnasyon, kabaca ruhların bedenlerin ölümünden sonra başka bedenlere göç etmesi olarak anlatılıyor. Reenkarnasyon fikri daha çok doğu bilgeliği içersinde görülüyor. Bu öğretinin farklı versiyonları olmakla birlikte, çoğunlukla bu ruh göçüne bir tür tekamül fikri eşlik eder.

Buna göre, ancak tekamülünü tamamlayan ve önceki hayattan öğrendikleri ile oluşa yaklaşan ruhlar bu döngünün içinden çıkarak özgür olurlar. Bunu başaramayan ruhlar ise yeni bedenlere (insan ve hayvan bedenleri) dönerler ve bu yolda yürümeye devam ederler.

Çeşitli tasavvufi öğretilerde görülen canların birliği fikri, reenkarnasyon ile benzerlik gösteriyor. Bu fikir ise, insandaki, hayvandaki ve hatta bitkideki canın aynı can olduğu ve hepsine ihtimam gösterilmesi gerektiği düşüncesidir. Bu fikir, bir tarz panteist – panenteist özellik de taşıyor.

Reenkarnasyon, ruhların zamanda birbiri ile ve oluşla ilişki kurmalarının bir biçimi oluyor. Bu gerçekleşiyor mu bilmemizin bir yolu yok, inanca ilişkin bir alanda mantık aramak da çok sağlıklı olmayabilir. Fakat biz farklı bir yol izleyebiliriz.

Ruh diye bir metaforu çeşitli gerekçelerle kabul edecek ve kişilerle ilişkilendireceksek, kişilerin birbiri ile ilişki kurmalarından dolayı, ruhların da birbiri ile ilişkileneceğini söyleyebiliriz. Fakat bu fikri son noktasına kadar götüreceksek, bizim için bu ilişkilenmenin düzeyi önem kazanır.

Evet, kişiler birbirini etkilerler. Ama bu etkilenme, ‘beni’ yani ‘kişiyi’ oluşturan çokluğu sadece etkilemiyor, onu oluşturuyor olabilir. Çocukluğumuzdan beri bir dilin ve kültürün içinde büyümüyor muyuz? Bu araçlar ile düşünmüyor, bunlar ile duygulanmıyor, bunlar ile tepki vermiyor muyuz?

Öyleyse çok naif şekilde kişiyi biricik yaptığını düşündüğümüz ruhun bile, diğer ruhlar ve makrokozmos ile iç içe olduğunu kabul etmeliyiz.

Ruh üzerine - V  (21.11.21 Anıl Salar)
Ruh üzerine – V (21.11.21 Anıl Salar)

Dilin ve ruhun çapraşıklığı

Wittgenstein’ı takip eder ve dilin araçsallığını dikkate alırsak, dilin insan hayatında ne kadar belirleyici olduğuna dikkat kesiliriz. Dil, dünyasının sınırlarını belirler insanın. Ama bu sınırlar sürekli değişir, çünkü insan da dili ve birbirini etkiler. Çokluklar, başka çokluklara dönüşür.

Başka bir fikri devam edersek, bu düşünceyi daha da abartabiliriz. Levinas, kişinin öteki ile ilişkiye giren bir merkez olarak düşünülmesinin insanlık tarihinin en büyük hatası olduğunu söyler ve ötekiliğin beni kurduğunu iddia eder. Çünkü insan her şeyi kendisine göre yorumlayabilir, manipüle edebilir, çarpıtabilir. Fakat ötekiyi kendisine indirgeyemez, yok edemez, onun bakışlarından kaçamaz. Levinas’a göre bakışma anı, evrensel ve aşkın bir andır. Ötekinin bakışları tanrının bakışları ve etiğin kurucusudur.

Bu iki fikir, bize ne katar? Wittgenstein ve Levinas’ı takip edersek, kişinin öteki ve iletişim ile ilişkisinin çok daha kurucu olduğunu görürüz. Peki bu durum ruh için neden geçerli olmasın? Metrodan inerken birisi bize omuz attığında ruhumuz da incinmez mi? Komşumuza gülümsediğimize onun hayatına bir güzellik katmış olmaz mıyız?

Hayat çok hızlı, hele de modern çağda ve büyük kentte. Bizler sıklıkla yaşamın ne kadar kırılgan ve hassas olduğunu unutuyoruz. Belki de dokunmayı, yaklaşmayı, hassaslaşmayı unutuyoruz. Ama karşımıza çıkan bazı boşluklar, hayal kırıklıkları, frusturasyonlar bize bunu anımsatıyor her zaman olduğu gibi.

Sonuç olarak, reenkarnasyonun gerçek olup olmadığı konusu ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum, bu konuda agnostik olmalıyız. Ama ruh diye bir metaforu kabul edecek ve kişiler ile ilişkilendireceksek, kanımca ruhların mekandaki, kültürdeki, ilişkilerdeki birliği ve karmaşıklığı hakkında çok fazla kanıtımız var. Birbirimizden ayrılamayan, paramparça binlerce çokluk olarak uçurumun kıyısına doğru ilerleyen büyük bir uzay gemisine benzetebiliriz insanlığı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: