Doğadaki dönüşüm neden bizi heyecanlandırır?

Doğa ve çicek

Doğaya dönüş fikri ya da en azından doğada keyifli bir haftasonu geçirme planı neden bizi heyecanlandırır? Doğanın içsel güçlerinin kendiliğinden gelişimi bizde bir tür uyum hissi mi uyandırır? Belki de Niçe’nin söylediği gibi, sadece ‘doğa‘ insanlar gibi bizim hakkımızda yargılara sahip olmadığı için rahatlarız onun kucağında.

Ama doğanın uyandırdığı uyum hissinin imgeleminizde uyandırdığı daha derin bir rezonans olabilir. Çünkü bilincimiz sürekli uykuda olduğundan kendimizde ve ilişkilerimizde takip edemediğimiz yaşamsal canlılık ve güç ile, ona yargısızca yaklaştığımız için doğada karşılaşıyor olabiliriz.

Yaşamsal canlılık ile yaratıcılık arasında nasıl bir ilişki vardır? Canlılık ve dönüşüm, nasıl olur da yaratımın ve evrimin metaforuna dönüşür? Ve bu metafor nasıl olur da bizim yaşama ve varlığa ilişkin kavrayışımızı geliştirir?

Doğadaki dönüşüm neden bizi heyecanlandırır ?

Schopenhauer ve Yaşamsal İrade

Schopenhauer, Cinsel Aşkın Metafiziği

Schopenhauer, Cinsel Aşkın Metafiziği kitabına ölüm üzerine bir refleksiyon ile başlar. Ölüm‘ün bazı doğu mitlerinde bir dönüşüm olarak görülmesine rağmen, Batı kültüründe neden en büyük kaygı kaynağı olarak görüldüğünü sorgular düşünür. Ölüm’de yok olan nedir, ölümden yaşama geri dönen nedir?

Schopenhauer; gece, sabah ve 3 ay sonra karşılaştığımız sivrisinek arasında ne fark olduğunu sorgular ve bu üç sineği kat edenin, yaşamsal irade olduğu sonucuna varır. Eğer sinekler, kısacık ömürleri içerisinde türün devamlılığını sağlamak için binlerce larva bırakıyor, hatta ve hatta kış gelmeden önce son çabaları ile baharda doğacak larvalar için yiyecek stokluyorlarsa, bu sinekler arasında fark değil devamlılık görmemiz gerektiğini söyler.

Schopenhauer‘in ortaya koyduğu düşünce çok ilginçtir. Düşünür, insanın ebediliğini ve ölümden sonra yok olacağını aynı rahatlıkla kabul edebileceğimizi söyler. Çünkü bugün sahip olduğumuz düşüncelerin, duyguların, eylemlerin yarın bir bakteriye, bir minerale, bir şavlanın akışına dönüşmesi arasında fark görmemiz gerektiğini iddia eder Schopenhauer. Bu çok ilginç bir düşünce hareketidir, ancak ve ancak düşünürün yaptığı gibi yaşamsal iradeyi insanın merkezine koyarak bu düşünceyi savunmak mümkündür.

Bu düşüncenin doğruluğunu ya da faydalarını bir başka tartışmaya bırakalım. Ancak doğanın sürekli bir dönüşüm zinciri ve bir iradeler toplamı – bütünü olarak ele alınması, büyüleyici görünür insana. Bu düşünce rahatlatıcıdır, çünkü egonun hapishanesinden bir gün kurtulabileceğimizi, dünyada iz bırakmak için çaba harcamamızın aslında anlamsız olduğunu, her nefes alışın aslında bir iz olduğunu hatırlatır bize.

Öyleyse geriye biz değil, izlerimiz ve dönüşüm kalacaktır.

Dönüşüm ve yaratım

Bulutlu etkileyici gökyüzü ve doğa

Doğadaki dönüşümü ve sürekliliği izlemek, belki de bize dönüşüm ve süreklilik üzerine daha geniş bir düşünüş için fırsat sunar. Çünkü dönüşüm anı, tam da bir çokluğun dinamiklerini ve eklem yerlerini, güçlerini ve zayıflıklarını gözlemleyebileceğimiz noktadır.

Dönüşüm; bakanın, bakılanın ve referans verdikleri tüm atıf sisteminin zeminine bir dokunuşla işaret eder. Dönüşüm, sınırsızdır. Doğa, yasa, göz, kuş, taş, zaman… Tümü vardır ve sürmektedir. Tüm değerler vardır ve kurulmuştur. Yaratıcı akla, kurucu akla referans verir dönüşüm.

Dönüşüm, yaratım ve yeniden yaratımdır. Çünkü ezeli olan, ebedi olana aittir. Dönüşümü gördüğümüzde, bu hareketten bağımsız olmadığımızı anlarız. Bu hareket nedir?

Bu hareketi yaftalarken, reenkarnasyon, tanrı vs. gibi eski metaforlara mı sığınacağız? Anlayamadığımız ya da gizlice anladığımızı, aklın ötesindekini bir kurgu ile mi açıklamaya çalışacağız? Yoksa kendi aklımızla düşünmeye cesaret mi edeceğiz?

Bu yapacağımız seçim, bakış açımızın ve düşünce şeklimizin niteliğini de belirleyecek. Belki de yepyeni bir düşünce biçimi bulmak zor olacağından, eski patikaları takip ederek yeni olanaklar aramak da mümkündür. Ama yine de aklın sınırlarını daraltmadan bu yolu izlemeye çalışabilmeliyiz. Ve düşünceyi duygulardan ayırmadan bu yolu takip edebilmeliyiz. Duygulanımdan, yan bedenden. Hücreden, mineralden ve atomdan. Gözleri kat edene değil, kat etmekliğe, gözlerin akışına bakabilir miyiz? Bırakabilir miyiz?

Varoluşa dikkat kesilmek

Kuşa değil, uçuşuna bakmak nasıl mümkün olur?

Bir akşamüstü uyandığımızda, tüm dünya, akşamüstü serinliği, koyu mavi gökyüzü, bulut, toprak, koku ve burun, el ve dokunuş, korku ve diğer tüm örülenler bunlara, örülecekler… hepsi yeniden yaratılmış gibi olduğunda… O anda vuran vuruş. O vuruşla vurulabilir miyiz? Soru budur.

Sonuç: Kurucu akla ulaşmak

Sonuç olarak, doğadaki dönüşümün imgeleminizde ve hayal gücümüzdeki etkisini takip ederek, oluşa ve yaşama hassasiyet gösteren bir patikayı arkamızda bırakmaya çaba harcadık. İçimizde sürekliliğin ve yenilenmenin gücüne ilişkin bir heyecan kırıntısı oluşturabildiysek, bu yolculuğun bir şeye değdiğini düşünebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s