Kötü düşüncelerle baş edemiyorum

Bunların hakikaten sonu yok. Kıskançlığın, yalnızlığın, kendini kötü hissetmenin… Melankoli, endişe ve kaygının sonu yok… Kendimizi korumak zorundayız. Çünkü yaşam karşımızdaki olduğu kadar biziz de. Karşımızdakine iyi davranmamız gerekiyorsa kendimize de iyi davranmamız gerekiyor.

Ve başkasına iyi davranamamak, kendimize iyi davranamamaktan da ileri geliyor belki. Ama başkası ne? Biz neyiz? Bu işaret ettiklerinizin bir anlamı var mı gerçekten? Hangi korkulukların etrafında dönüp duruyoruz? Ve onlardan gerçekten ürküyor muyuz, yoksa onların eksikliğini mi duyuyoruz?

Düşman aramak

Yaşamak için dostlar ve düşmanlar arıyoruz. İster istemez yapıyoruz bunu. Bir arada kalmak için. Ve bir arada kalamayacak kadar çaresizsek, tüm bunlar ne kadar da gerekli gerçekten…

Çok yalnızız. Dostlarımız var. Ama ne kadar onları anlayabiliyoruz. Ne kadar kendimizi anlatabiliyoruz? Belki de bu çaresizlik yüzünden düşman arıyoruz. Ama düşman da bulamıyoruz. Düşman olacak kadar tanıdığımız birisi var mı? Düşman olacak kadar suçlu birisi var mı? Bu kadar naif olabilir miyiz?

Ne kadar barışçı, Enternasyonalist, dostluk yanlısı olsak da… En yakın ilişkimizde kendimizi ifade edemiyorsak, kendimizi açamıyorsak, ferah değilsek… Ülkeler nasıl savaşmasın ki. Ülkeler haklı olarak düşman arıyor belki de.

Dost aramak

Bu belki de zor olan. Çünkü kendimizden, hevamızdan, arzumuzdan ödün vermemiz gerekir. Dostun yanına giden, kendisini ayırmalıdır. Ama dost için. Ve onu eşiti olarak işaretleyip, onu kendisine rağmen ve kendisinden de korumalıdır. Ama kendimizi kendimizden koruyamıyorsak bunu nasıl yapabiliriz?

Kafka dünya ile arandaki savaşta dünyanın yanında ol der. Nasıl olabiliriz ki? Bu zor değil mi? Her şey bizden eksilirken nasıl doğru olanı yapabiliriz? Bizi takip eden bir güç mü var ve bizi güçlü mu kılıyor? Bizi güçsüz mü kılıyor? O güçsüzlüğü görüp nasıl sakin kalabiliriz?

Nasıl bulacağız? Çok yakın dostlarım var, onları seviyorum. Ama yalnızlığımı, çaresizliğimi, tüm eksikliğimi anlatacağım bir dostum olmayacak. Ve hep orada olamayacak. Nasıl olabilir? Benim arzum o. Bir gün ormana gittiğimde gördüğüm ördek, birgün yediğim poğaça, bir gün beni teselli eden şarap, bir gün uyku… Her arkadaşımın kendi hayatı var. Kimseden beni tamamlamasını isteyemem. Çünkü yaşam eksik kalmanın kendisi. Ve belki de eksiklik duygusundan vazgeçmenin kendisi.

Her şeyi kendine tamamlamaktan vazgeçmek lazım. İşte insan olmak burada başlayacak belki. Ama biz buna başlayamıyoruz. Bunun yerine bir labirenti başlatıyoruz.

Labirenti başlatmak

İnsan bir labirent. Onun çaresizliği de ortada. Böyleyken, o çaresizliği her gün gözümüzün içine sokmanın bir anlamı var mı? Ama bunu seçiyoruz ve istiyoruz. Buna can atıyoruz.

Bu asıl çaresizlik aslında. İnsan her gün yaşadığı amk bi problemine nasıl alışamaz? Neden her gün neden diye sormak zorundayız? Mesaisi olan insanlarız biz. Ama yine de bu zamanı yaratıyoruz. Demek insan olmak biraz da zamanı boşa harcamak demek. Doğada bunu yapabilen sadece biziz. Özeliz ve özel olduğumuzu en basit yetimizle, en aptalca hareketimizle yaşamak istiyoruz.

Evrim mi, yoksa yaratılış mi bu felaketin sorumlusu bilmiyorum. Ama çok kötü ilerliyor gerçekten. Lütfen birisi son versin. Bir meteor düşemez mi dünyaya? Bunu istemek kimden kurtulmak istemektir? Benden mi, ötekinden mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: