Yaşamı nasıl zedeleriz?

Bazen sadece yaşamımızı darmadağın etmek isteriz. Tutkulu aşk, kumar, alkol, ayrılık, aldatma bunlar ancak bir aracı olur. Demek bu durumu yarattık ve çoktan şarampole yuvarlandık. Ve hatta durumun içine girmeyi seçtik. Seçimlerin ve bekleyişlerin içerisinden.

Kronolojik zaman ve klasik mantık yaşamı anlamaya yetmez. Hatta bunların kullanımı, tam tersi sonucu doğurur: Anlamamak için araçlardır bunlar. Bunlara artık ihtiyacımız kalmadıysa ya da dozları yeterli gelmiyorsa, öyleyse insan neden yaşamı ketler, damarlar nasıl üst üste biner, en nihayetinde yaşamdan kurtulmayı nasıl seçeriz, bunun üzerine düşünelim.

Seçme özgürlüğü ve sonuçlar

Yaşarken seçimlerimizi belirli bir farkındalık / özgürlükle yaparız ya da yaptığımızı düşünürüz. Ve bu seçimler hep belirsiz sonuçlara dönüşür. Özgürlük neden özgürlüktür, bu tartışmalı olsa da, eylemin sonucundan özgür değildir. Özellikle de eylemin körlüğünü dikkate alırsak.

Sonuçların griftligi ve çapraşıklığı, bilgisizlikten ileri gelmez. Bilgi ve anlama, zaten bu giriftlige dolanma sonucunda oluşan bir üçüncü durum, bir başkalaşım olayıdır. Yani kendimizi bu sonuçlarla karşılaşma ve karşılaştıklarına şöyle ya da böyle tepki veren ve bu esnada yaptığı seçimlerle kendisini inşa eden birisi olarak tanırız ancak.

Yani ortada hep zamansal bir kayma söz konusudur. Sebep bazen sonuca, bazen sonuç sebebe dönüşür. İnsan, bir fazlalıktır ve hep fazladandır. Ama bu fazlalık hem trajediye hem de yaratıcılığa kapı aralar. Kendine geç kalmak, istisna değil yasadır. Önemli olan bu geç kalmışlığı nasıl yorumlayacağımızdır.

Conactus ve duygulanım

Conactus, Spinoza için bir canlının yaşama gücüdür. Her canlı, yaşama gücünü geliştirmek ve güçlenmek ister. Aynı kavram, Niçe ve Schopeanhaur’da irade kavramı ile benzerlik gösterir.

Spinoza için, yaşama gücünü arttıran şey insanın neşesini arttırır ve onu mutlu ederken, onu azaltan şey onu kederlendirir. O yüzden bir çokluk olan insan, yaşama gücünü ve yaşama sevincini arttıracak duygulanım, düşünce ve karşılaşmaları arttırdığı oranda güçlenir.

Eğer conactus, yaşamın merkezinde ise biz nasıl onu zedeleyebilriz? Spinoza, insanların sıklıkla duyguların ve kötü inançların kölesi olduğunu vurgular ve bu kölelikten kurtulmanın, yaşama gücünü arttırmanın yolu olarak sunar.

Bu açıklama çok yeterli ve tatmin edici görünür. Tabii yoğun bir tutkunun içerisinde değilseniz.

Tutkular ve tuzaklar

Tutku varsa, soğukkanlılık çağrısı sadece bir hikayedir. Ne kadar yol alabilir ki sabah yola çıkan bir insan? Bunun bir sınırı vardır. Tutkunun içindeki insan da serinliğe ancak bir yüz yıkaması süresince varabilir.

Çünkü bu tuzağı birisi kurmamıştır size. Onu bizzat siz kurdunuz. Çaresizliğiniz ile, açıklığınız ile, riya ve dürüstlüğünüz ile. Ve ulaştığınız bir savaş alanı ise ve siz orada savaş alanı olarak bulunuyorsanız.

Tutku bir yoklukla, bir boşlukla yaşamayı sevmektir ve bu boşluk çoğu zaman yankısından farklı bir şeydir. Öyleyse birisinin, bir şeyin tutkusuna sahip olduğunuzda, onun boşluğunu mu seviyoruz dur yoksa boşluğun kendisini mi? Bu soruyu kimse açıklıkla cevaplayamaz.

Sonuç: Hayal kırıklığı ve tersine-çevrilebilirlik

Yaşamak söz konusu olduğunda hayal kırıklığı bir istisna değildir. Ama önemli olan, hayal kırıklığını nasıl yorumladığımız. Kimle ve ne ile ilişkilendirdiğimizdir.

Kuracağımız ilişkiler – ilişkisizlikler ağının her zaman tersine çevrilebilir olduğunu kabul etmeliyiz. Karşılık görmeyen bir ilişkide belki de karşılık görmemeyi biz istedik. İhaneti belki de masum olan, aldatılan kişi eylemleri ile tetikledi. Ve belki de iş hayatındaki başarısızlığımız sadece bize ait.

Belki de değil. Bunların hiçbiri doğru olmayabilir. Bunları bilemeyeceğiz. Ama bilmek istemek asıl hastalık değil mi bu noktada? Nihai bir açıklama istemek asıl hastalık değil mi ? Neden tanrıya göre düşünmek zorundayız? Neden haklı olmak zorundayız? Sadece orada ve sade ve sessiz olamaz mıyız?

Çünkü o boşlukta sessizce durduğumuzda, boşluğu arzulamadan ama ona katlanarak ve onu kabul ederek, ancak o zaman başka birisine dönüşebiliriz. Ama çoğu zaman bunu yapamayız. Çünkü boşluğa bile kendi isteklerimizi dayatmak istiyoruz. Oysa boşluk sadece boşluktur. Yaşamı zedeleyebilirsiniz ama boşluğu zedeleyemezsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: