“gibi” dizisi nasıl günümüzün mizahını yakaladı?

Gibidizisi özgünlüğü ve güncel mizah tonu sebebiyle olsa gerek, son dönemde büyük ilgi gördü. Peki bu diziyi bizim dizimiz yapan şey neydi? Feyyaz Yiğit mizahı kalitesini sürdürse de, yükselişte olduğu bir dönemde sayılmaz. Piyasanın hızı yeni yüzler talep ederken Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi bizi nasıl yakaladı?

Bu durumun, dizinin mizahi tonunun günümüzde orta sınıf ve gençliğin ihtiyaç ve cinnetleri ile örtüşmesi olduğunu iddia edeceğim. Tabii bunu vurgularken, kaliteli oyunculukları, Feyyaz Yiğit’le Aziz Kedi’nin yıllar içinde oluşturdukları mizah dilini ve yaratıcı kurguyu es geçmemek lazım. Fakat bizim istediğimiz mizah üzerine düşünmek ve bunu “Gibidizisi üzerinden yapmak.

Yaşıyoruz “gibi”

Şu anda içerisinde olduğumuz toplumsal – ruhsal durum, tam olarak böyle özetlenebilir: Yaşıyoruz gibi, çalışıyoruz gibi, direniyoruz gibi, akıl sağlığımızı koruyoruz gibi. Gençlik olarak bugün yaşanan ekonomik çöküşe, politik ve toplumsal yozlaşmaya ve katastropy’e direnebilmemizin tek yolu bu: Gibi yaşamak.

Yaşamın anlamlandırılması her zaman ve her yerde zordur. Ancak yaşam mücadelesi çetrefilli hale geldiğinde, anlam bizden iyice uzaklaşır. Emeğinizin karşılığını bir türlü alamayacaksak neden üniversite okuduk? Ticaret yapan cahil cuhela takımı ve yandaşlar bu kadar para kazanırken biz neden hala mesleğimizi doğru yapmaya çalışıyoruz, üstelik çoğumuz emeğimizin karşılığını alamadığımız halde.

İroni olmadan bu kadar hızlı bir çöküşler serisine nasıl dayanılabilir ki? Evet, tüm bu ekonomik gelişmeler sosyo-ekonomik olarak anlaşılabilir ve öngörülebilir, tüm bu siyasi çürüme anlaşılabilir ve hatta önlenebilirdi; ama gerçeklerin yanında bir de akıl sağlığımız söz konusu.

Üstelik 12 Eylül darbesinden beri toplumsal direnişe vurulan binlerce darbenin birikmiş tortusu, direniş ve politik alanı bile “gibi” yaşamamıza sebep oluyor. ( Herkes için değilse de çoğumuz için.) Çünkü kaybetmekten usandık, her ne kadar politik bilincimiz uzun erimli olmasa da. Direnişin bile ironisini yapmak zorundayız, çünkü onun için yeterli cesaretimiz yok.

Ülke “gibi”

Bir toprak parçasını ülke haline getiren, bir insan topluluğunu halk yapan nedir? Geniş bir soru olabilir bu ama asgari olarak birlikte yaşayabilmeleri ve birbirlerine katlanabilmeleri diyebiliriz. Yani toplum içerisinde belli bir harmoni olmak zorunda diyebiliriz.

Ama bu harmoni cinnet de olabilir. Özellikle de ülkede herkesi fakirleştiren ve uçuruma doğru iten adaletsiz bir sistem mevcutsa. Peki herkes nasıl fakirleşebilir? Birileri fakirleşiyorsa birileri zenginleşmez mi?

Kabaca her kaybedenin bir kazananı vardır elbet. Fakat bizim ülkemizde öyle bir ekonomik model var ki, hem giderek daha az kişi zenginleşiyor, hem de daha az zenginleşiyoruz. Çünkü değer üretmiyoruz. Bu durumda zenginleşen bile enflasyonla yarışa girmek zorunda kalıyor.

Bu kadar büyük bir genç iş gücü nüfusumuz varken, zenginliği sürekli çalışan orta sınıfın vergilerinden devlet ihaleleri ile derebeyleri aktarıyoruz, onlar da inşaat yapıyor ve enflasyonu, konut fiyatlarını ve kiraları şişirip duruyorlar. Çalışanı giderek köşeye sıkıştırır, liyakatı çöpe atar, adaleti ortadan kaldırırsa bir ülke neden yıkılmasın ki? Gençler neden bu ülkeden kaçmaya çalışmasın? Ve hatta bu ülkeye neden ülke diyelim hala? Bizi sadece cinnet birbirimize bağlıyor bu ülkede ve bu cinnete dayanabilmek için “gibi” yaşıyoruz hepimiz.

Politik “gibi” değil “gibi”

Dizi karekterleri Yılmaz ve İlkkan.

Tam bu noktada, içeriği pek de politik olmayan Gibidizisinin politik bir açıdan yorumlanabileceğini düşünebiliriz. Dizinin amacı politik olmak değilse de, genel haletiruhiyemize dokunduğu ve devinimini ondan aldığı / ona devinim kattığı oranda dizi politik bir anlam ifade etmeye başlıyor.

Bu noktada dizi karakterlerinden Yılmaz’ın sürekli ve anlamsız isyanı ile İlkkan’in sürekli kabulleniciliği ve uyumluluğu arasındaki zıtlık, bizim içinde olduğumuz gerilime referans veriyor. İlkkan haklıdır çünkü öyle bir noktadayızdır ki hiçbir şeyin anlamı yoktur artık , üstelik her zaman karşı fikir haklı olabilir. Yılmaz ise siktir lan diyerek dalacaktır bu politik doğrucu tavra. Fakat bu ikiliden birisini seçmemiz gerekmez, asıl olay her ikisinden birisi olamamamız ve bu git gelin doldur boşaltını yaşayıp durmamızdır hepimizin.

Sonuç: İronik tavır ve “gibi”

Sonuç olarak, Gibi dizisinin hepimizin güncel siyasal toplumsal cinnet ortamına dayanabilmek için bir şemsiye haline getirdiğimiz ironiye ve ironik tavra yaslandığı oranda gençliğin politik haleti ruhiyemizi yansıttığı söyleyebiliriz. Yine de dizinin politik yönünü abartmamak gerekiyor. (Belki de son zamanlarda o kadar apolitikleştik ki en küçük harekete bile hüsn-ü zan ediyoruz. )

Ayrıca bu tespiti yaparken, bu tavrın bir mizahi ton olarak gelişmesinde etkisi olan Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerini de es geçmemek gerekir. (Eklemek gerekir ki gibi mizahının pek çok ögesi de bu geleneğe yaslanıyor ya da buraya selam çakıyor. Örn. S2B1’de gördüğümüz Yalvaç’ın Umut Sarıkaya’nın ev seksisi karekteri ile benzerliği.) Aynı şekilde ülkenin politik ekonomik dönüşümlerinin bu gelişime etkisini de yok sayamayız.

Leman, Gırgır döneminde daha doğrudan eleştirel olan mizah tonunun, Uykusuz geleneğine doğru neden daha kinik ve hatta sinik bir hal aldığı ise başka bir tartışma konusudur. Bu dönemin tek parti iktidarının ve sansür konusunun etkisi elbet söz konusu. Ancak gençliğin giderek umutsuzlaşmasını ve geleceksizleştirilmesini de burada bir etken olarak düşünebiliriz.

““gibi” dizisi nasıl günümüzün mizahını yakaladı?” için bir cevap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: