Elime Tutun (Aslı Biçen) ve Fırtına-yaşam

Elime Tutun, çevirmen ve yazar Aslı Biçen‘in yoğun ve çarpıcı anlatısı. Kitap çapraşıklığına, çok katmanlı olmasına ve muğlaklığına rağmen okuyucuyu sürüklemeyi başarıyor. Tabii okuyucuyu duygusal ve psikolojik bir karmaşaya itmeyi de ihmal etmeden. Bu yüzden kitabı fırtına metaforu ile birlikte düşünmek istiyorum.

Elime Tutun, imkansız bir aşktan hareket ederek iletişimin ve etkileşimin zorluklarını kat ediyor. Karşımızdaki insana ulaşabilir miyiz? Dünyaya ulaşabilir miyiz? Kendimize ulaşabilir miyiz? Bunlar kitabın bende uyandırdığı sorular oldu. Bunların peşinen düşmeye çalışalım.

Anladım ki tek çarem peşinden gelmek çünkü sadece oynarsın dille, anlatacağını anlatmak için ona güvenmezsin hiçbir zaman. Yürüyorum, arkandayım.

Aslı Biçen, Elime Tutun, s.27

Elime Tutun ve İletişim

Aslı Biçen, hikayesini bir erkekle bir kadının birbirine örülemeyen yaşamlarının etrafında kuruyor. Neden kavuşulamıyor, bunu bilmiyoruz, bilsek de bunun bizim kendi yaşamımıza ve içerisinde olduğumuz uzaklıklara bir katkısı yok.

Ama bu uzaklıkların toposunda neşeyi ve canlılığı kaybetmenin de bir manası yok. Bu uzaklığın, yani insanı sürekli peşinden koşturanın verdiği bun diriliği estetik zevki olan hiç kimse reddedemez. Hatta bu zevki tatmak için peşine düşmez miyiz çoğu zaman imkansız sevilerin ?

Yazar Aslı Biçen

Elime Tutun, tam da bu diriliğin içerisine koyuyor bizi. Birbirini bir an sevip bir an kaybetmiş iki kişi, hangi anın önce hangisinin sonra olduğundan bağımsız olarak, şehrin kuytularında ki gizli canlılığın, kah bir salyangozun, kah bir kedi yavrusunun peşinden koşuyorlar, vapurla Beşiktaş’la Kadıköy’e birbirlerine bağlıyorlar, bir duvarın bir tarafinda başka bir insanla sevişirken diğer tarafında başka bir insanla ağlıyorlar…

Bunları birbirlerine göre yapıyorlarsa, fiziksel olarak birlikte yapıp yapmamaları ne fark eder ki? Zamansal bir kayma varsa ve geri dönmemek üzere koptuysa bile iki insan, zamanın geri dönmeyeceği nasıl söylenebilir? Zaman ve mekanı ne kadar tanıyoruz? Gerçeklik bizi sınırlıyorsa da, gerçekliği ne kadar doğru anlıyoruz ki?

Fırtınada yaşamak

Bu sorular insanın içini sadece üsütmez, aynı zamanda ışıtır. Aslı Biçen işte bizi bu ikilemin serinliğinde bırakıyor. Çünkü insanı uyku değil, yaşam ve ölüm canlandırır. Kayıp ve kazanç, ancak kendimizi incinebilir kıldığımızda sözkonusu olur.

Bazı günlerde vapurdan boğaza atlayıp yüzmek gelir insanın içinden ama bu radikal fiziksellik insana ket vurur; peki ya sen neden denizsin de bana olanaksızlığını dayatmadın? İşte sudayım.

Aslı Biçen, Elime Tutun, s.10

Ama bu incinebilirlik, aynı zamanda imkan ve imkansızla da yüzleşmeyi gerektirir. İşte bu yüzden, Elime Tutun imkansız bir ilişkiyi anlatsa da, aynı zamanda hepimizin hikayesini anlatır. Çünkü imkansız, insanın sınırında başlar, daha doğrusu insan imkansızla karşılaşıp ona meydan okuduğunda, yani fırtına içinde var olabildiğinde başlar.

Sonuç: Elime Tutun fırtına

Elime Tutun‘un finali, kitabın muğlaklığını azaltan bir olaylar silsilesi ile sonlanıyor. Hem kahramanımızın (aslında evli olan) aşığıyla ilişkisinin umutsuzluğun katmanlarını açıkça görüyoruz, hem de bir cinayet ve bir intihar denemesine tanık oluyoruz. Peki bu olaylar, kitabın temasını ve bizde uyandırdığı soruları netleştiriyor mu?

Sorular giderek güçlense de, cevaplar her birimizin yaşamına ve seçimlerine kalıyor. Kitabın sonunda, sevdiği kadının suskunluğunun sunduğu dilemma ile karşılaşıyor kahramanımız: Aşığı dünyadan kaçmak için mi susmakta ve kendisini kahramanımıza ayırmaktadır, yoksa kelimelerini kahramanımızdan esirgemek için mi susmaktadır.

Kadının suskunluğunu kocasına bozduğu gece onu öldürmesi, bu dilemmayi daha da güçlendirir. Yeminini bozduğunda onu ortadan kaldırmak istemesi, umutsuzlukta kararlılığının doruğudur. Burada ikili bir kurtuluş hamlesi vardır: Evet, kadın dilin hapishanesinden kurtulmaktadir, ama aynı zamanda dilin sunacağı olanaklar ve yaratıcılıktan da kaçmış olur.

Madem onlarla konuşacaktın, seni böyle yapan şeyi bana neden hiç anlatmadın? Eğer gerçekten onlarla konuşuyorsan… Biliyorum bu dil çok eski, kelimeler çok yüklü, çok yorgun, çok belirli. Ama işte bu yüzden de çok güzel. Yine de konuşma onlarla. Konuşma. Bu dilin duvarlarını etrafına çevirmelerine izin verme. Bak ben onun içindeyim, kıskıvrak.

Aslı Biçen, Elime Tutun, s.77

Sonuç olarak, Aslı Biçen‘in Elime Tutun‘u bizi fırtınalara dolu büyük yaşamla ve onun dilemmaları ile yüzleşmeye çağırıyor. Bu tehlikeli bir çağrı, ama her ne kadar hüzünlü bir hikaye anlatsa da, insanı kitapla çıktığı yolculuğun sonunda hüznün değil tedirginliğin içerisinde bırakıyor yazar. Bundan sonra ataleti mi cesareti mi seçeceğimiz ise bize kalıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s