Frida Kahlo neden bu kadar acı çekti?

Frida Kahlo, resimleri ve hayat hikayesi ile hem insanın içini ısıtmayı, hem de tüylerini diken diken etmeyi başarıyor. Öyle ki bu hikayeyi okumak, izlemek ya da okumak bile insanı zorlarken, Kahlo‘nun bu zorluklardan yılmayıp her şeye rağmen üretken bir yaşam sürdürmesi, insana ilham veriyor.

Bu noktada akla birkaç soru geliyor: Daha sağlıklı bir soru, Frida Kahlo‘nun bunca sağlık problemi, bunca sağlıksız ilişki ve talihsizliğe rağmen nasıl güçlü kalabildiği ve üretmeye devam edebildiğidir. Nasıl olur da Frida Kahlo 20. yüzyılın en güçlü kadın sanatçılarından birisine dönüşür?

Ama soruyu farklı şekilde soralım: Neden bu kadar üretken bir kadın, bunca zorluk ve acı yaşar? Frida Kahlo bu acılar olmadan kendisi olabilir miydi? Dünya neden bu kadar adaletsizdir? En iyi, en hassas ve en güçlü olan mı yaşamın fırtınası ile karşı karşıya gelir?

Sorumuz şu öyleyse: Frida Kahlo neden bu kadar acı çekti?

Frida Kahlo ve savaş meydanı

Frida Kahlo bir asker olmadığı halde, yaşamının bir savaş alanı olduğunu söyleyebiliriz. Küçük yaşta geçirdiği trafik kazası, ona yaşam boyu sürecek sağlık problemleri miras bırakır. Bu problemler yüzünden zorlukla yürür, hamile kaldığında düşük yapar ve ilerleyen yaşında yatağa düşer.

Frida Kahlo, onu anlatan biyografik filmde (2002) gösterildiği gibi koşmayı çok seven bir çocuk muydu gerçekten? Yoksa koşmayı en çok yatalak bir çocuk mu sever? Bu sorunun cevabını bilemeyiz.

Kahlo en büyük aşkı ve eşi ile de fırtınalı ve trajik bir ilişki yaşar. İkili birbirini çok üzer ve çok mutlu eder. Bu ilişkide yaşadığı aldatılma, ayrılık ve ihanet gibi yıkıcı deneyimler, Kahlo resminin cinnet öğelerini beslemiştir.

Frida Kahlo, tüm bu fırtınalar ve hastalıklar arasında resme emek vermeyi sürdürür. Ve hatta çoğu sanatçı gibi, yaşamı resmini, resmi yaşamını besler. Acıları ve depresif ruh hali, sanatçının bilincin kapılarını aralamasını sağlar.

Yine de aklımıza şu soru gelir: Bu kadar acı gerçekten gerekli miydi?

Seneca’nın Tanrısal Öngörüsü

Düşünür Seneca‘nın Tanrısal Öngörü kitabı, tam da bu soruyu sorar: Neden insanların en iyileri, en erdemlileri, en bilgeleri büyük ızdıraplar çeker ve acılarla olgunlaşırken, en tembelleri rahatlık içerisinde yaşar? Burada bir adaletsizlik yok mudur ve bu adaletsizliğe rağmen doğada tanrısal bir düzenin olduğu söylenebilir mi?

Seneca‘nın cevabı, Tanrı’nın ve kaderin en iyileri kendisine rakip olarak seçtiği ve kendisi için hazırladığıdır. Bu seçilenler, tıpkı en iyi askerlerin en zorlu görevleri yerine getirmesi gibi, yıkım ve muharebelerle yüzleşir ve bu mücadeleler neticesinde en iyi’lere dönüşürler.

Seneca kitabında, bu düzenin hem iyiler ve cesurlar hem de korkaklar açısından adil olduğunu söyler. Çünkü bu düzende hem korkaklar saklanabilir, hem de cesurlar kendilerini gerçekleştirebilirler. Seneca‘nın önerisi, kaderi olduğu gibi kabul etmek ve zorluklarla mücadele ederek olgunlaşmaktır.

Frida Kahlo: Sanat ve yaşam

Seneca‘nın fikrinden hareket edersek, Kahlo‘nun aslında zorluk, acı ve hayal kırıklıklarına rağmen değil, bunlar sayesinde bu kadar üretken olabildiğini söylemeliyiz. Öyleyse sanatçının yaşamıyla işi arasında diyalektik bir ilişki görüyoruz. Sanat felsefesi bu alanı derinlemesine tartışır.

Öyleyse Frida Kahlo neden bu kadar acı çekti sorusu kendi kendisini ortadan kaldırır. Çünkü bu kadar acı çekmeseydi, Kahlo olduğu kişi olamayacaktı. Bir insanın bu kadar acı çekmesinin adil olup olmaması ise tamamen başka bir sorudur.

Fakat insanın her acı ve mutluluğu için kendisini ölçüt alması, buradaki adaletsizliği bile hafifletir. Ne de olsa en kaliteli havyarın vereceği mutluluk ile bir lokma ekmeğin vereceği haz arasında , ilkini bir zenginin ikincisini bir fakirin yemesi halinde bir farklılık yoktur. Her haz, bir beklenti ve değer dünyası içerisinde anlam kazanır. Bu bakımdan her duygulanımın ait olduğu bedensel güç ölçüsünde anlam kazanacağı ve farklı bedenlerin duygulanımlarının karşılaştırılamayacağı söylenmelidir.

Bir diğer nokta ise, hazzın ancak acı ile birlikte anlam kazandığıdır. Ancak acıyı yaşayabilen mutlu olur. Hissizlik ise bu iki durumun tam tersidir ve uyku halidir. Frida Kahlo gibi canlı bir ruhun ise en uzak olduğu hal, işte bu uyku ve uyuşukluk halidir. Bu hal ise aslında hepimizin içerisinde olduğumuz, Heidegger‘in hergünkülük dediği bataklıktır.

Sonuç olarak, Frida Kahlo‘nun neden bu kadar acı çektiği sorusunun bir totoloji olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü acıları, hayal kırıklıkları, mutlulukları içerisinden Yaşamı ve Varlığı hiçbirimizin göremediği gibi görebilir ve anlatabilir bir sanatçı. Mesele bu acıların bu anlatının değerini karşılayıp karşılamadığı değildir. (Cevap çoğu zaman olumlu olsa da.) Mesele yaşamın en canlı halinin sanatçının gördüğü ve anlattığı hali olmasıdır. Sanatçı büyük yaşamın içine girebilmiş ve Ab-ı Hayat’tan içebilmiştir. Bize seslenişi ise olsa olsa bir çağrı olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s