İktidar neden hala hükümdarın kutsallığına ihtiyaç duyuyor?

21. yüzyılda yöneticinin – iktidar sahibinin kutsal olup olmadığını sormak garip görünebilir. Fakat içinde olduğumuz temsili ve popülist demokrasi rejimlerinde, yöneticilerin etrafındaki sevgi halkasını oluşturan ve liderleri uğruna ölünecek baba figürleri haline getiren belki de böyle bir kutsallık inancıdır. Öyleyse bu irrasyonel siyasi ruh halini, siyasal mitoloji olarak adlandırabiliriz.

Bu inancı bütün açıklığı ile dinsel monarşilerde okuyabiliriz. Ama belki de bu fikrin temeli, daha da geriye, paganik döneme kadar gidiyor. Bu inanç her halükarda, yöneticinin iktidarını korunası için çok büyük bir avantaj sağlıyor. Peki aynı avantaj devlet ve halk için söz konusu mu? Hükümdarın kutsallığı ve sorgulanamazlığı pek çok problem doğurmayacak mı?

Günümüz demokrasisinde ise durum iyice karmaşıklaşır. Yöneticilerin halk tarafindan sorgulanmasının, topluma hesap vermesinin ve seçilmesinin esas olduğu bir yönetim biçiminde bazı yöneticilerin kutsallık kazanması nasıl sonuçlar doğuracaktır? Böyle bir yöneticinin kazanacağı güç, bir monarktan çok daha korkunç olmaz mı? Seçmenin rızasının medya aracılığı ile manipülasyonu, bu süreci bir tür şeytanla dans haline getirmeyecek midir?

21. yüzyılda siyasi liderlerin uğruna ölünecek baba figürleri haline gelmesi hakkında ne düşünmeliyiz? Hükümdar kutsal mıdır? İçine düştüğümüz siyasal mitoloji bizi nereye kadar sürükleyecek?

İslam kültürü ve Hükümdarın Kutsallığı

Tarihte monarşilerin çoğu dinsel inanç ve dogmalarla iç içeydi. Bu monarşilerin çoğunda hükümdarın yetkisini Tanrı’dan aldığını görürüz. Hatta bu toplumların en arkaik olanlarında devleti bizzat bir tanrı kurmuş ve yönetici soya kaynaklık etmiştir.

U

Osmanlı örneğine bakalım: Topkapı sarayında 3. avlusunda yani sadece padişah, ailesi ve en özel konularının girebildiği özel bahçede, sadece hükümdarın konuşabileceğini biliyor muydunuz? Bu avluda saraydan hiç çıkmayan iç oğlanlar hizmetleri görür ve buraya giren hizmetkarlar kör sağır olmasalar bile işaret dilini öğrenirlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda, padişah hem İslam yönetim anlayışı gereği kutsaldı, hem de halifelik ünvanı gereği.

İslam kültüründe hükümdarın yetkilerinin kutsallığını çok geniş bir arka planı olsa da, bu fikirleri özellikle İmam Maverdi ile ilişkilendirebiliriz.

Maverdi‘ye göre devlet (hilafet), dine ve dünyaya ait işlerin yürütülmesi için Nubuvvet’e halef olarak kabul edilmiş bir müessesedir ve temel varlık nedeni de inananların can, mal, akıl, namus ve din emniyetlerini temin etmektir.

Neşet Toku, Siyaset Felsefesi’ne Giriş, s.156

Maverdi, Kur’an 4/59’daki “Ey iman edenler, Allah’a, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin” ayetine işaret eder ve inananlar için devlete itaat etmenin bir emir olduğunu söyler. Bu fikir, İslam monarşilerinin egemenlik güçlerini arttırmış olsa da, bu devletlerin hukuk devleti olma özelliklerini olumsuz şekilde etkilemiştir. Uzun vadede bu durumun bu devletlere dogmatizm, gericilik ve yozlaşmaya getirdiği söylenebilir.

Paganizm ve Hükümdarın Kutsallığı

Freud Totem ve Tabu‘da mitolojinin bilinçaltı ile iç içe geçmişliğine işaret eder. Ancak Freud’un bu kitap özelinde altını çizecegi, bilinçaltının toplumsallaşmadaki rolüdür. İnsanlık ilkel dönemde, aile kurumunu da, kabile reisini de doğaüstü güçlere sahip totemlerle işaretlenmiştir. Törenin kutsallığı ise, aynı zamanda bazı kutsal yasakları yani tabuyu getirir.

Freud antropologların keşfettiği bir kabileyi örnekler. Bu kabilede reis o kadar kutsaldı ki, hiçbir kabile üyesi kabile reisine ya da onun eşyalarına dokunamazdı. Kabile üyelerinin anlattığı bir hikayeye göre, bir gün yaşlı bir kabile üyesi bir çanak bulmuş ve bununla yemek yemişti. Kabile reisi kaybettiği çanağı bulmak isteyince, kabile üyesi durumu öğrenmiş ve öğrenir öğrenmez oracıkta ölmüştü. Çünkü kral ile aynı nesneyi kullanmak, bu toplulukta affedilmez bir günahtı ve tabağı kullanan kişi de bunu biliyordu. Freud üyenin belki kalp krizi geçirdiğini belki de histeri nöbetine tutulduğunu söyler, ancak önemli olan bu inancın bilinçaltı düzeyinde ona işlemiş olmasıdır.

Eski Mısır’a baktığımızda yine benzer bir kutsal hukumdar kültü ile karşılaşırız. Uygar Mısır, hikayelere göre Tanrı Osiris tarafından kurulmuştu ve Osiris’in soyu firavunlarda yaşıyordu. Mısır’a şarabı, ekmek yapılmasını, tarım yapılmasını yine tanrılar ve onların seçtiği krallar öğretmişti.

21. Yüzyıl ve siyasi mitoloji

Modern dünyanın mitolojinin arındırılmış olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa mitolojinin şekil değiştirerek sürdüğünü mü söylemeliyiz. Roland Barthes, Modern Söylenler çalışmasında reklam endüstürisinin yeni bir mitoloji ürettiğini iddia etmişti.

Günümüzde çeşitli ülkelerde güçlerini arttıran popülist liderleri de aynı mitolojik düzenin içerisinde görebiliriz. Demokrasi gibi hesap verilebilirliğin üst düzeyde olması gereken bir yönetim biçiminde, popülist lider seçmenin aklından çok duygularına hitap eder: Uğruna ölünecek bir baba figürü haline gelen lider, kitleleri komplo teorilerine inandırarak hayali düşmanlarla savaşmalarına vesile olur.

Peki neden bu çağda nüks eder bu problem? Birinci cevap elbette sosyal medyanın ve yeni mitolojinin artan gücü ve bu gücün insanlar tarafından yavaş yavaş içselleştirilmesidir. Hakikatin giderek önemini yitirdiği, bunun yerine mitlerin yeniden üretimlerinin geçtiği bir çağda, galeyana getirici facebook gönderilerinin siyasi sağduyudan daha fazla talep edilmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü insanlar hikayelere gerçeklerden daha çok önem verirler.

Popülist liderlerin günümüzde güç kazanmasının ikinci önemli sebebi ise, kapitalizmin ulaştığı tekeliyet aşamasında en acımasız tonlarını kazanmasıdır. Piyasa artık toplumun alt ve orta kademelerine rasyonel hedefler sunamadığından, giderek onları irrasyonel hikayeler dünyasına çekmek ister. Böyle bir açmaza düşmüş günümüz insanının, baba figürü olan siyasi liderin kötücül devlerler savaştığına inanması ve bu savaş uğruna gerekirse canını vermek istemesi, şaşırtıcı değildir.

Şaşırtıcı olan, gerçekliğin ne ölçüde çarpıtılabileceğidir. Günümüzde siyasi mitoloji, bu sorunun cevabı ile yüzleşeceğimiz bir uçuruma doğru sürüklüyor bizi. Bu çağın sağ duyu sahiplerine ise bu yeni canavarı anlamak ve onunla mücadele etmenin yollarını aramak düşüyor. Not: Bu konunun ortaçağdaki tezahürüne ilişkin çok ilginç bir kitabı inceleyen blog yazısına şuradan ulaşabilirsiniz.

“İktidar neden hala hükümdarın kutsallığına ihtiyaç duyuyor?” için bir cevap

İstihbaratın cinleri ve politik inanç – Minerva'nın Baykuşu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: