Kierkegaard’ın aşk hayatı ve fedakarlık

Kierkegaard portresi.

Kierkegaard, ünlü eseri Korku ve Titreme‘de İbrahim’in ‘feda‘ hamlesini takip eder ve bu hamlenin yüceliğini bizzat kendi yaşamı ile uygulamaya koyar: Kierkegaard sevdiği kadınla nişanlandığı halde nişanı bozar. Peki düşünür aşkını neden feda eder?

Kierkegaard kendisini, bir nevi Sokrates haline getirmiş ve Kopenhag sokaklarını mesken edinmişti. Babasından kendisine ulaşan laneti ise, belki de cümlelerinin parlaklığına eşlik eden gölgelerle karşılar. Bu gölgeler düşünürün yaşamını hem karartır hem de zenginleştirir. Belki de bu gölgeleri kabul etmesi de bir feda hamlesiydi.

Fakat en önemli feda hamlesini aşk hayatında gerçekleştirir Kierkegaard. Ancak İbrahim’in aksine, bir kadının kalbini kıran Kierkegaard feda hamlesinden sonra hiçbir şey kazanamaz. Yalnızlık dışında!

Varoluşçuluk ve kaygı

Varoluşçuluğun kurucularından sayılan Kierkegaard, her zaman kaygıyı ve varoluş sancısını düşüncesinin merkezine almıştı. Kaygı düşünce için önemliydi, çünkü bugün yaşamımızı kat ediyor ve bizi kendimizle yüzleştiriyordu.

Kierkegaard’ın bu hamlesi aynı zamanda Hegelcilige güçlü bir karşı çıkıştı. Hegel varlığı düşüncenin gerçekleşme tarihi olarak olduğundan, Platoncu idealizmi en uç noktasına taşımıştır. Düşünce ve varlık birbirine çevrilebilir ise, bu birliktelik ile duyguları oyun alanının dışına atmak mübahtır.

Kierkegaard’a göre ise bu düşünce en büyük günahtır. Çünkü insan, ancak kat’ettiği yol ve yüzleştiği acılarla birlikte büyüyüp gelişebilir. Düşüncenin yaşamın ve hatta felsefenin merkezinde olduğunu sanmak ise, en büyük yanlışlık olacaktır.

Tam da bu yüzden, felsefe açıklanamaz olanı, yani fedakarlığı ve iman hamlesini anlamaya çalışmalıdır.

İbrahim’in iman hamlesi

Korku ve Titreme, İbrahim’in öyküsünü tartışmaya açar. Kitabın sorusu şudur: İbrahim neden yücedir ve nasıl imanın babası olmayı hak etmiştir?

Kierkegaard İbrahim’in çocuğunu kurban etmek için çıktığı yolculuğun kutsallığına değil, bu yolculuk sırasındaki ruh haline odaklanır. İbrahim şüphesiz kaygı ve korku içerisindeydi.

Üstelik absürt olanın tam ortasındaydı. Çünkü Tanrı ona imanın babası olmayı vaad etmiş ama şimdi çocuğunu kurban etmesini istemişti. Öyleyse soyu nasıl devam edecekti? Ayrıca feda edeceği yaşlılığında kavuştuğu tek oğlu ve en kıymetli hazinesiydi.

Ama İbrahim bunca absürdün içinde saçma olana tutunur ve imkansız olanı yapar. Kendi sevgili oğlunu ve onun soyunu feda ederek kazanır. Mantıksız ve kendi çıkarına aykırı olsa da fedakarlığı seçer ve böylece iman sıçrayışını gerçekleştirir. İşte felsefenin açıklayamayacağı tam da budur.

Kierkegaard’ın feda hamlesi

Kierkegaard, absürt olanı kendi yaşamına da uygular. Aşık olduğu nişanlısını terk eder ancak yaşamının geri kalanında ona sadık kalır, nişanlanmaz ya da evlenmez.

Bu ayrılığa karar verirken aklında ne vardır? İbrahim gibi sevdiğini feda ederek yeniden kazanmayı mı düşünmüştü? Ya da sevdiğinden vazgeçerek kendi mutluluğunu mu feda etmişti?

Cevabı bilemeyiz. Ama sevdiğimiz kişinin bizi, biz ondan vazgeçtikten sonra sevmeye devam etmesini beklemek, fazla romantik bir hareket olabilir. Hele günümüzdeki gibi hızlı ve akışkan bir çağda.

Ama bu romantizm, belki de her çağ için fazlaydı. Birisinin sırf Kendi’m olduğum için, eylemlerimden bağımsız olarak, kendini bana adamasını nasıl bekleyebilirim ki? Ruh eşim ile mi bu şekilde ayrılamayız? Ama birisini ruh eşim olmaya nasıl zorlayabilirim?

Üstelik ben dediğim şey bile bu kadar belirsiz ve değişkense. Birisi kendisini bana nasıl adayabilir, insan ilişkisi karşılıklılığa dayanırken, nasıl olur da karşılıksız aşk mümkün olabilir? Öyleyse burada romantizmin sınırlarına dayandığımızı söyleyebiliriz.

Sonuç: Romantizm ve kumar

Sonuç olarak, Kierkegaard’ın düşüncesinin özgünlüğünü ve ufuk açıcılığını takdir etmeliyiz ancak bu düşüncenin en uç noktasına götürüldüğünde bazı sorunlara yol açtığını söyleyebiliriz. Bunu bizzat Kierkegaard’ın aşk hayatında da gözlemledik 🙂

Romantik tavır, fedakar ve şövalye ruhludur. Fakat fedakar ve diğerkam mıdır? Bundan emin değilim. Romantizm yüksek kumarlar oynasa da, haklılığından her zaman emindir. Bu yüzden de kazandığında başarısının, kaybettiğinde ise girdiği riskin ve karşı tarafın haksızlığının tadını çıkarır.

Tam da bu yüzden, romantik şövalyenin iki yüzlü bir kumar oynadığını düşünüyorum. Romantik tam tatmini arama cesaretini gösterdiğini sansa da, bu aslında korkaklıktır ve İbrahim’in cesareti ile hiçbir ilgisi yoktur.

Fakat belki de, Kierkegaard gibi düşünebilmek ve onun ürettiklerini üretebilmek için, onun hayatını yaşamak gerekiyordu. Bu yüzden onun tercihlerini yanlışlık anları olarak değil, onu Kierkegaard yapan anlar olarak görmek gerekir belki de. Hepimizin hayatı böyle anlarla dolu değil mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s