Pan’ın Labirenti (2006) ve paranormale kaçış

Pan’ın Labirenti, insanların dünyanın ve savaşın acımasızlığından paranormale kaçışlarını çok iyi örnekleyen bir film. Ben, cin – peri ve hayalet deneyimlerinin ve hikayelerinin pek çoğunun temelinde işte bu mekanizmanın olduğunu düşünüyorum.

Çünkü dünyanın adaletsizliği, akıl tarafından da gerekçelendirilir. Kapitalist dünyada başarısızsak, başarısızlık bizimdir, sistemin değil. Sistemin en büyük başarısı, bu düşünceyi bize kabul ettirmiş olmasıdır. Tam da bu yüzden, akıldan kaçış haklı değilse de, anlaşılırdır. Bu mücadeleyi okuyacak ya da sürdürecek cephaneliği olmayanlarin, normalden paranormale kaçmaları ve hikayelere sığınmaları neden şaşırtıcı olsun ki?

Öyleyse Pan’ın Labirenti’nden hareket ederek, paranormalin dünyanın acılarından kaçış işlevini tartışalım.

Pan’ın Labirenti ve savaşın acıları

Pan’ın Labirenti, İspanya iç savaşının acılarını ve bu acıların bir çocuğun bilinçaltındaki yansımasını konu edinir. Guillermo del Toro’nun filmi, savaşın acılarının insanların varoluşlarını nasıl sarstığını ve yaraladığını çok iyi aktarır izleyiciye. Ofelia’nın faşist üvey babası ile sorunlu ilişkisi, ülkenin içinde olduğu zorluklar ve havada kokusunu sezdiği acılar, onun masumiyeti tarafından nasıl yorumlanacaktır?

Oscar ödüllü Pan’ın Labirenti, Ofelia’nın kabuslarına dayanır. Bir labirentin içine hapsolan hikaye kahramanı, engelleri aşarak korkunç yaratığı alt etmeye çalışır. Labirent, filmin ve kabusların alegorik olarak anlattığı savaşın acılarını çok iyi metaforlaştırır.

Labirent Ofelia için çıkışsızdır çünkü onun dünyasında savaşın bir manası yoktur. Saf kötülük ve acı olan savaş, çocuğun masum dünyasında anlamlandırılamaz olandır. İşte çocuk tam da bu yüzden kabuslara sığınır ve burada savaşmayı seçer bu dişli düşmanla. Yenilgi kaçınılmaz da olsa, düşmanın cisimlestirilmesi insan psikolojisi açısından elzemdir.

Pan’ın Labirenti’nin sınırlarını aşalım. Bizler savaşın, ekonomi ve politik bağlamları çözümlemediğimiz sürece kaçınılmaz olduğunu düşünürüz. Fakat kapitalist ekonomi için savaş bir rastlantı değil, bir ihtiyaç ve hatta bir enstürmandır. Fakat bu analizi ancak politik bilinçle yapabiliriz. Bunu yapamayan insanlar ve bilhassa Pan’ın Labirenti özelinde filmin kahramanının  paranormale kaçışı doğaldır.

Paranormal ile gerçeğe katlanmak

Paranormal olayların, pek çok zaman insanların anlayış sınırlarında ortaya çıktığını görürüz. Örneğin zenginliğini kaybeden bir ailenin, bu durumu makro ekonomik değişkenlere değil, evin deposunda bulunan bir arapça yazıya bağlaması daha sık görülür. Şüphesiz bereketin azalması için büyü yapılmıştır.

Özellikle bu hikayede, büyü açıklamasına neden başvurulduğu açıktır. Çünkü sistem, fakirleşmenin açıklamasını asla kendi üzerine almaz. Kapitalizm bize, fakirleşiyorsak bunun sorumlusunun biz olduğumuz fikrini aşılar. Bu fikir ile savaşamıyor ve kendimizde de bir hata bulamıyorsak (aslında suçlu kapitalizmdir), cinci hocalara ve büyülere sığınırız.

Bu durumda büyü ve cinler gibi paranormal açıklamaların, rasyonel açıklamanın bittiği yerde başladığını görüyoruz. Bu hikayeler, gerçekliğin katlanılabilir bir perspektifini sunar bize. Aslında bu yeni gerçekliğin, üzerinde uzlaşıda bulunulduğu sanılan gerçeklikten çok da farkı yoktur. Çünkü her gerçeklik anlayışı bir perspektiftir zaten. Bu perspektifleri ise en çok ekonomik olgular etkiler Karl Marks’ın söylediği gibi.

İrrasyonal’in kaynağı nerede?

Örnek hikayemiz özelinde, bu açıklamayı yapan ailenin rasyonel alanı terk ettiğini söylemek doğru olur mu? Yoksa bu ailenin rasyonalin kıyısından aşağıya atıldığını mı söylemeliyiz? İnsanlar açıklayamayacakları kadar büyük ve acımasız olgularla karşılaştıklarında ne yapabilirler ki?

Öyleyse insanlar çaresizliğe sürüklendiklerinde ve en mantıksız açıklama da olsa bir açıklamaya sarılmak zorunda kaldıklarında, paranormali ya da spiritüel olanı seçtiklerinde onları nasıl suçlayabiliriz? Burada suçlanması gereken onları hem fiziksel ekonomik olarak bu durumlara sokan, hem de hegemonya ile bu durumu kendilerinin açıklamak zorunda olduğunu söyleyen kapitalizm değil midir?

Dahası bu noktada, egemen sınıflar ikili bir oyun oynar. Bu sınıflar dünyanın rasyonel ve seküler açıklamasına dayanır ve güçlenirken, alt sınıflar için irrasyonel hikayelerin önerilmesine ses çıkarmaz hatta desteklerler. Çünkü fakirleşme, bir şekilde paranormal ya da dinsel hikayeler ile beslenmelidir.

Üstelik spiritüel / paranormal hikayeler ve filmler, medya tarafından sürekli servis edilir. Dinin de dayanışma ya da sosyal yönleri değil, cin peri hikayeleri gibi batıl yönleri vurgulanır televizyonda. Bunların hepsi tesadüf müdür? Bu kadar yayın yapıldıktan sonra, insanların paranormal olana eğilim göstermeleri doğal değil midir? Üstelik gerçeklikten kaçma zorunluluğu halihazırda hasıl olmuşken.

Sonuç: Paranormal çatışma alanı

Sonuç olarak, gerçekliğin yorumlanmasında egemen ve alt sınıflar arasında çok karmaşık bir kültürel çatışmanın sürdüğü söylenebilir. Paranormal de işte bu çatışmanın araçlarından ve Truva atlarından birisidir.

Paranormal hikayelerin ve spiritüelizmin başlı başına bir çekiciliği olduğunu da kabul etmeliyiz elbette. Korku hikayelerini herkes sever. Ama bu hikayelere gereğinden fazla bağlanmak ve dünyayı bunlarla açıklamak, bir hastalık ya da bir hastalıktan kaçış mekanizması olabilir. Tabii bu hastalığı da dünya’da ve dünya ile birlikte geliştiririz.

Not: Meraklısı için Pan’ın Labirenti‘nin kitaplaştırılmış hali, yakın zamanda Türkçe olarak okuyucuların beğenisine sunuldu. Şuradan ulaşabilirsiniz. Film ile ilgili detaylı bir analiz için ise şuraya bakılabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s