Platon’da öğrenmek neden hatırlamaya dayanır?

Platon, “anamnesis” kuramı ile, öğrenmenin her zaman hatırlamaya dayandığını iddia eder. Buna göre, bilgi doğuştandır ve öğrenmek anımsamaktır. Peki bu teorinin Platon felsefesindeki önemi ve işlevi nedir? Neden Platon’da öğrenmek hatırlamaya dayanır?

Öğrenmenin hatırlamaya dayanması, şaşırtıcı bir fikirdir. Bu iddianın Platon’un doğruluk ve hakikat teorisi ile ilişkisi nedir? Hatırlamanın öğrenmeye aynı şey olması nasıl filozofun koşulsuz ve zamansız olanı temellendirmesine olanak sağlar?

Bilgi teorisi ile alakalı bu felsefi çözüm, Platon için ruh göçü fikri ile birliktelik içindedir. Platon’un epistemolojik çözümünü ruh üzerine teorisi ile birlikte ortaya koyması hakkında ne düşünmeliyiz? Neden hatırlamadan bilemeyiz? Ve neden öğrenmeyi açıklamak için ruh göçü gibi bir fikre ihtiyacımız olsun?

Platon’un anamnesis kuramı

Platon, tüm ruhların Hades’in yer altı dünyası ile yeryüzü arasında ebedi bir döngü içerisinde olduğunu söyler. Bu döngü, ruh göçü fikrine dayanır. Hades’te günahları için cezalarını çeken ruhlar, dünyaya dönerek en büyük kahramanlıkları bile yapabilirler Platon’a göre. (Menon, s.45)

İşte, ruhların bu döngüsel hareketi, Platon’un öğrenmeyi hatırlama olarak ele almasına olanak sağlar. Platon’a göre, bilgi doğuştandır. Bizler araştırma ve düşünce yolu ile yeni bilgiler elde etmeyiz, sadece bilgilerimizin üzerindeki ölü toprağını kaldırır ve bilgileri hatırlarız. Platon, Sokrates’in diyaloğunu şöyle aktarır: ‘Kimse öğrenerek bilmez, fakat soru sorarak kendisinden açığa çıkarır herkes, ve bilgiyi kendinden elde etmeye de hatırlamak (recollection) denir.’ (Menon, 61)

Platon’a göre, ‘bizde olanların doğruluğu her zaman ruhtaysa, ruh ölümsüzdür ve bizler bilmediğimizi, cesaretle aramalı ve hatırlamaya alışmalıyız.’ (Menon, s.63) İşte Sokrates’in Menon diyaloğunda bir köleye sorular sorarak geometri öğretmesi de bu diyaloga dayanır. Biz bu diyaloğu bir düşünce araştırması ve ders olarak görsek de, Sokrates kölenin içindeki saklı bilgiyi doğurttuğunu söyler.

Burada ilkçağ felsefesindeki bilim ve bilgi anlayışı ile de karşılaşırız. Platon’a göre en kesin bilimler en saf ve en düşünceye dayalı bilimlerdir. Çünkü matematik gibi bu bilimler, konuları gereği koşulsuz ve zamansız olanı arar.

Ruhun ölümsüzlüğü ve doğruluk

İlkçağ düşünürleri için, doğruluğun nasıl ve nerede sağlanacağı çok önemli bir problemdi. Soru şuydu: Oluş ve bozuluşa tabi olan dünyada yaşayan bizler, nasıl olur da zaman dışı ve koşulsuz bir doğruluktan söz edebiliriz? Doğruluğu ve hakikati dayandırabileceğimiz güvenilir kaynağı nerede bulabiliriz?

Bu soruya, her bir düşünür, birbirini takip eden farklı cevaplar vermiştir. Platon’un cevabı ise, batı felsefesini kati şekilde etkileyecekti. Platon, doğruluğun ancak ölümsüz olan ruh ile ilişkili olabileceğini söyler.

Ruh, bozuluşa tabi dünyada var olsa da, koşulsuz ve zamansız ideler alemine aittir çünkü. Bizler dünyaya batmış halde (mundane) ruhun ölümsüzlüğünü ve ideler alemini unutsak da, mağara alegorisinin anlattığı gibi ruh ölümsüz olmayı sürdürüyor. Üstelik ideler alemi, en üst ide olan İyi / Güzel idesine bağlıdır. İşte doğruluk ve hakikat de, Platon’un teorisine göre ruh aracılığı ile bu ebedi ezeli kaynağa bağlanır.

İlkçağdan günümüze doğruluk

Platon’un çözümü bugün bize ilginç görünebilir. Ama bu fikir, çok fazla problemi çözmüştü. Modern dünyanın şafağında Descartes’in önerdiği çözüm bile, kısmen Platoncu şemaya dayanıyordu.

Descartes, doğruluğa ve erdeme sağlam bir temel bulabilmek için, dualist bir metafizik geliştirmişti. Bu metafiziğe göre, ruh ve madde iki ayrı tözdü. Bu sebeple beden bozuluş alemine aitken, zihinsel yaşamımız, fikirlerimiz ve ruhsal dünya bozuluştan azadedir.

Fakat Descartes’in önerdiği bu sistem, modeme dünyanın ve bilimin ihtiyaçlarına cevap veremeyecekti. Modern dönemde hem doğa bilimleri, hem matematik son hız ilerlerken doğruluğa kesin bir temel sağlama çabası hep sürdü. Öyle ki 20. yy’in başında Husserl hala, doğruluğa bir temel sağlama ve felsefeyi kesin bir bilim olarak kurma çabası içindeydi.

Sonuç: Platon ve modern dünya

Ama bu çabalar, matematikçilerin ve Platon’un istediği şekilde net bir çözüme ulaşmadı. 20. yy’in ortasından itibaren, felsefede dilsel dönüş yaşandı ve dil felsefesi ile mantık ön plana çıktı. Artık hakim eğilim, doğruluğun ancak dilsel ya da mantıksal yapılar ile tanımlanabileceğiydi. Bambaşka bir cephede ise, pragmatist düşünürler doğruluğun toplumun ortak faydasına dayandırılması gerektiğini iddia ettiler.

Sonuç olarak, bugün doğruluğa ilişkin Platon’dan daha ileride olduğumuzu söylemek zor. Ancak bakış açımızın ve ihtiyaçlarımızın da tamamen değiştiği ortada. Bugün Platon’un çözümü bugün bizim ihtiyaçlarımızı karşılamasa da, çözüm önerisinin mimarisinin estetiğini takdir edebilir ve felsefi dehasından çok fazla şey öğrenebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: