İstihbaratın cinleri ve politik inanç

Türk istihbaratının cinleri çalışmalarında kullandığı ve bunlarla pek çok başarı elde ettiği dedikodusu, çeşitli mecralarda karşıma çıkmıştı. Bunun gerçekliğini bilmiyoruz 🙂 ama paranormalin siyasal bir hezeyan ile birlikte olması, bu dedikoduyu benim için ilginç kılıyor.

Paranormale kaçışın, gerçekliğe katlanmanın zorlaştığı noktalarda ortaya çıktığını daha önce iddia etmiştim. Bu ihtiyacın politik arenada ortaya çıkmış olması ise, bambaşka bir fenomene işaret eder. Aklın alanı olan siyasetin, duygulanımlar üzerinden yürütüldüğünü uzun zamandır gözlemliyoruz. Fakat bu örnek, duygulanımdan inancın alanına doğru savruldugumuzu gösteriyor.

Öyleyse inanç ve siyaset hakkında ne düşünmeliyiz? Paranormal, siyaset ve mitoloji nasıl bir araya gelir? Siyasal mitoloji hakkındaki yazım için şuraya bakabilirsiniz. Bu yazıda ise konunun başka bir yönünü tartışalım: Politik bilinç nasıl olur da istihbaratın cinlerine ihtiyaç duyar?

Emperyalist Türkiye hayali

21. yüzyılın başları, dolar bolluğunda geçici olarak zenginleşen Türkiye’nin emperyalist hayaller geliştirmesine sahne oldu. Bu hayalleri, kültürel alanda Kurtlar Vadisi fenomeni gibi örnekler canlandırıyordu. (Kurtlar Vadisi ve Türkiye’nin bir dönemiyle ilgili yazım için şuraya bakabilirsiniz.)

Bu hayal, Türkiye’de kültürel çatışma ve tarihselcilik ile birlikte sunuluyordu. Yani bir tür taraftarlık halini almıştı. Milli takımı tutanlar, Türkiye’nin bölgesel güç olmasını da desteklemek zorundaydılar. Çünkü hepimiz aynı gemideydik ve müteahhitle işçi aynı oranda zenginleşmiyor olsa da, ikisi de takımın gol sevincini paylaşabilirdi.

Bu noktada politik bir yorum yapmamak zor olsa da bunu yapmak istemiyorum. Daha basit düzeyde bir yorum yapacağım. Türkiye’nin bu dönemde doğru dış politikalar uygulamasından bağımsız olarak, bu politikalara böyle bir irrasyonel taraftarlık güdüsü ile destek istenmesi başlı başına problemliydi kanımca. Çünkü bu yaklaşım, demokrasi ve Akılcılığı ortadan kaldırıyordu.

Ekonomik kriz ve taraftarın hayal kırıklığı

Fakat 2015’lerden sonra dünya ekonomisi vites değiştirdi. Dolar bolluğu azaldı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere para akmamaya başladı ve ithalat giderek daha maliyetli oldu. Ara malı üreten ve pek çok kalemde ithalata bağlı olan Türk ekonomisi, bu dönemde daralma ve fakirleşme ile yüzleşecekti.

Tabii bu dönemde taraftar holiganlıktan vazgeçmeyecekti. Bunun yerine, küme düşen her takım taraftarı gibi, daha da tutucu ve hayalci hale gelir kendini bu davaya adayanlar. İşte istihbarat teşkilatının cinleri operasyonlarda kullanması doğması da bu süreçte ortaya çıkar. Çünkü ihtiyaç icatın anasıdır ve histeri yaratıcıdır.

Bu dönemde insansız hava araçları ile ilgili oluşan efsaneler de buna benziyor. Bu araçların başarılı olduğu söylenebilir, fakat bu araçların yazılımında Ayetel Kürsi duasının bulunduğu ve bu yüzden bu kadar başarılı olduğu söylentisini de aynı histeriye bağlıyorum.

Fakirleşme ve geleceğin hikayelerle ikamesi

Alt ve orta sınıfın fakirleştirilmesi, dünya sermayesi ile Türk üst sınıflarının uzlaşısı ile gerçekleşir. Bu süreç ile bu geniş kitleler, sistematik olarak geleceksizleştirilirler. Bunun farkında olan kitleler, bir şekilde bu durumu anlamlandırmaya çalışırlar.

Tam bu esnada hikayeler yardıma koşar. Ne de olsa insan bir şeylerle yasamalı ve içinde olduğu krizleri gerekçelendirmelidir. Ve insanlar hızla fakirleşir ve eğitimsizleşirken, devletin yanlış politikalarını rasyonel bir zeminde eleştirip muhalefet etmektense, Ayetel Kürsi’nin göklerde olduğunu, istihbaratın cinlerle gizli uluslararası operasyonların yaptığını düşünmek, çok daha rahatlatıcıdır.

Sonuç: Acımasızlaşan dünyayı büyülemek

Sonuç olarak, giderek adaletsizleşen ve acımasız hale gelen dünya, alt ve alt orta sınıflar tarafından dayanılır kılınmak için dogmalarla büyülenir. Bu bir lüks değil, ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın istihbaratın kullandığı cinlere, dualara, büyülere, Mesih inancına ya da gökbörü (eski Türklerin yüz yılda bir geldiğine inandıkları önder) inancına uzanması şaşırtıcı değildir

Ezilenler, Walter Benjamin’in de söylediği gibi, tarih yazımını da egemen kültüre kaptırmışlardır. Üstadın söylediği gibi, kültür toplumsal sınıflar arasındaki bir savaş alanıdır ve akılcı ya da akılcı olmayan açıklamalar, bu savaşta elbette kullanılacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s