Özgüvenin zararları nelerdir?

Özgüven, günlük hayatımızda ihtiyacımız olan en önemli ruhsal durumlardan birisi ve eylem içerisinde bir zorunluluk. Hatta yaşamımızda kronik eksikliği durumunda psikolojik destek bile alıyoruz. Peki faydaları yanında, özgüvenin zararlarından da söz edebilir miyiz?

Özgüvenin eylem ve gelişim süreçleri ile ilişkisi yok sayılamaz. Fakat her ne kadar Goethe Faust’a “Önce eylem vardı.” diye başlamış olsa da, eylemin yaşamımızda her şey olmadığını da biliyoruz. Duygular, eylem içerisinde bize motivasyon sağlar. Akıl ise eylem sırasında kısmen geri çekilir ve sonraki eylemleri planlamaya yönelir. Peki özgüvenle akıl ve duyguların ilişkisi hakkında ne düşünebiliriz?ne düşünebiliriz?

Özgüvenin zararları ya da faydaları hakkında neler söylenebilir? Özgüven eylemi nasıl etkiler? Peki ya aklı ve öz-eleştiriyi nasıl etkiler?

Performans, insan ilişkileri ve özgüven

Biraz özgüvenden hiç kimseye zarar gelmez. Bu ruh hali, eylem içerisindeyken yetersizlik duygumuzu ve korkularımızı bastıracaktır. Bu çok mantıklıdır, kim bir performans içindeyken kriterlerini sorgulayarak zaman kaybetmek ister ki? Hele ki kişilerarası bir performansı yönetiyor ya da parçası okuyorsak.

Ayrıca özgüven, insan ilişkilerinde kişiye bazı bir avantajlar sağlar. Çünkü insanlar için, stresin fayda sağladığı optimum bir düzey vardır. Bu düzeyin üstüne çıkıldığında, insanlar paralize olup çalışamamaya ya da kaçmaya baslayabilir. (Bknz. Window of tolerance kavramı.)

Performans esnasında, gerekli özgüvene sahip ve bunu ekip arkadaşlarına yansıtabilen yönetici, hem kendi ruh halini stabil tutabilir hem de ekip arkadaşlarının ruh hallerini iyileştirebilir. Üstelik bir kere yola çıktıktan sonra, eylem, seçilen yol ya da tekniklerle ilgili Hüsnü kuruntu ya da karamsarlık üretmek kimin işine yarar ki?

Özgüven ve kendini sorgulamak

Özgüven, eylem esnasında tüm bu avantajları sağlar, ama diğer zamanlarda da yürürlükte olmayı sürdürür. Çeşitli başka avantaj ve dezavantajları da bize sağlar. Peki kendi başımıza kaldığımızda ve kendimizi sorguladığımızda etkisi nedir?

Kendini sorgulama, kendi ile belli bir mesafe alabilme ve kendine karşı eleştirel olabilme yeteneklerini gerektirir. Tabii bu esnada özgüvenin sağladığı iç eminliğini de terk etmek gerekir. İşte özgüvenin kişiye zarar verebileceği nokta budur kanımca. Eğer bu iç eminliğini terk edemez ve en azından kendi karşımızda çıplak olamazsak, kendimizi sorgulamamız da mümkün olmaz.

Peki bu sorgulamayı yapmak neden önemlidir? Çünkü kendimizi eleştirebildiğimizde, çok daha hızlı gelişir ve eksiklerimizi kapatabilir ya da değiştirebiliriz. Sokrates, sorgulanmamış bir hayatın yaşanmaya değmeyeceğini söylemiştir.

Bu bağlamda, özgüven ve önyargılar arasında bir benzerlik ve ilişki bulunur. Önyargılar, eylem içerisinde ve günlük hayatta çok işimize yarar. Ne de olsa her küçük seçimde fikir fırtınası ve iç muhasebe yapamayız. Fakat burada önemli nokta, önyargının doğru olmasıdır. Yanlış bir yargının hızlı olması, fayda değil zarar da sağlayabilir çünkü. Özgüven de bizi eylem sırasında destekler, ama eylemi ve performansı değerlendirirken özgüvenimizi bir kenara bırakıp eleştirel olabilmeliyiz.

İlişkilerde açık olabilmek

Özgüven fazlalığı, insan ilişkilerinde belirli bir kapalılığa ve dayatıcılığa sebep olur mu? Ben böyle düşünüyorum, ama önce burada kapalılıktan ne anlayacağımızı konuşalım.

Kısa süreli ve tanımlı olmayan her insani ilişki, belirli bir karşılıklı etkilenebilirliği gerektirir. Bu da azami bir egosal açıklığı gerektirir. Bu ne demek oluyor? Şöyle ki, hepimiz önem verdiğimiz ve geliştirmek istediğimiz insani ilişkilerde ödünler verebilmeli ve kendimizi başkasının önünde kırılgan hale getirebilmeliyiz. Başka türlü nasıl samimi bir ilişki içinde olabiliriz ki?

Bu ne demek oluyor? Şöyle ki sevdiklerimize ya da yakınlaşmak istediğimiz kişilere yaralarımızı ve incinebilirligimizi sunmazsak nasıl onlarla yakınlaşabiliriz ki? Nasıl sevdiklerimizin güçlü ve zayıf yanlarını tanıyabiliriz? Onlarla nasıl birbirimize ait olabiliriz?

Fazla özgüvenin işte bu ilişkilenme mekanizmasına ket vurabilecegini düşünüyorum. Üstelik kendi imgemize ve egomuza, ondan sevdiklerimizin yanında bile vazgecemeyecek ya da en azından gardımızı indiremeyecek kadar bağlanmak da, sağlıklı değildir.

Aksi halde arzularını takip eden bir et yığınından başka ne olabiliriz ki? Kendi dışımıza nasıl ulaşabiliriz? Nasıl adil olabiliriz? Dünyayı kendinizden nasıl koruyabiliriz?

Sonuç: Birisi olmanın sakıncaları

Sonuç olarak, özgüvenin gündelik hayat için çok fazla faydası olduğu gibi, birçok zararı da olduğu söylenebilir. Önyargılar gibi bizi hızlandırır özgüven: Hızlı bir şekilde sonuca ya da uçurumun kıyısına sürükleyebilir bu ruh halleri bizi.

Bütün bu belirsizlik ve “ara-da-lık” yaşamak ve insan olmakla ilgili. Yani doğmuş olmanın ve birisi olmanın sakıncalarından bahsediyoruz burada. Bu sakıncalar ve onlarla nasıl baş ettiğimiz yaşamın en temel kavgalarından birisi. Ama aynı sakınca, insan olmanın olanakları ile de ilgili. Bu olanaklara sahip olduğu için, kaygı ve tehlikeye komşudur insan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: