Hayal kurmak politiktir

Hayal kurmak kültürün olumladığı kadar yüce ve kutsal mıdır? Yoksa hayal kurmanın kendisi politik bir enstürman mi? Hayalgücü, güçlü-üst sınıfların yani zenginlerin alt-orta sınıf gençlerini kandırmak ve “pışpışlamak” için kullandıkları bir araç olabilir mi?

Bu soru okuyan ve çalışan her Türk gencini ilgilendirir. Çünkü 30 yaşımıza yaklaşırken, çoğumuz hayallerimizin ve ideallerimizin bizim için ağırlık haline geldiğini ve ekonomik-politik şartlar nedeniyle birer dişliye dönüştüğümüzü fark ediyoruz. Ve bu çark sistemi bizi ne refaha, ne de ideallerimize götürmüyor.

Öyleyse hayal gücünün politik yönü üzerine düşünmek şarttır. Çünkü kişisel gelişim tonlu çoğu hayal, sınıf çatışmasının geçici bir afyonu olmaktan ileri gidemiyor. Peki ne yapabiliriz bu muücadele için? Hayal gücünü tamamen terk mi etmeliyiz? Yoksa onu politik bir mücadele alanı mı yapmalıyız?

Hayalgücü ve politika ikilisi hakkında ne düşünmeliyiz?

Hayal gücünün cazibesi

Hepimiz hayal kurmayı severiz. Çünkü hayal gücü, hem gelecekle ilgili kaygılarımızı kontrol ve revize edebileceğimiz kadar güvenli bir alandır, hem de heyecan duyabileceğimiz kadar heyecanlıdır. Tabii bu konfor ve heyecan dengesi her muhayyileye başvuruşta değişir.

Çocuklar için hayal gücü gerçek hayatın kıyısındaki bir geçiş bölgesi olurken, yetişkinler için gerçeklikten kaçış manasına gelir gibi görünür. Ancak hayallerin gerçekleşebilmek gibi bir özelliği de vardır ve her ısrarla takip edilen her hayal,gerçekliğin sınırlarını esnetebilir.

Demek burada hayal kurmanın iki türünden bahsediyoruz. Bunlardan ilkini rüya benzeri pasif bir hayal kurma tarzı, ikincisini daha eylemli ve gerçekliğin kıyısında bir hayal kurma tarzı olarak ele alabiliriz.

Gaston Bachelard, Düşlemenin Poetikasi’nda benzer şekilde hayal kurma kipleri arasında ayrım yapar. Düşünüre göre, poetik hayal kurma bizi kendimizden bile özgürleştirir, var oluşla iç içe hale getirir, ben’e iyeligi olmayan boyutlar katerken, poetik olmayan hayal kurma bizi kendi zihnimizin içine hapseder.

İşte bu iki tarzın da politik bir anlamı olduğunu söyleyebiliriz. Bizi konfor alanına hapseden muhayyile bir tür afyona benzerken ve tepkilerimizi uyuştururken, ikinci tarz muhayyile daha eylemli bir politik oluşu çağrıştırır. Hayal gücü ve politika içsel ilişkisi tam bu ayrımda önem kazanır.

Hayal kurmanın tehlikesi

İşte tehlike tam da bu noktada başlar. Kültür, bizi pasif hayaller kurmaya, bunlarla eğlenmeye ve aktif bir hayalgücünden uzaklaştırmaya çalışır. Çünkü ilk tarz hayal gücü bir tarz ‘entertainment’ dir. İkinci tarz ise gerçekliği ve kültürü sorgulamaya varacaktır, bu yüzden de kültür ve toplum tarafından onaylanmaz.

Bizler çoğu zaman toplumun iki yüzlü olduğunu söyleriz. Aslında değildir. Biz sadece onu güdüleyen politik eğilimleri anlayamıyoruz. Politik eğilimler, sınıfların çıkarlarıdır. Kültürü egemen sınıflar oluşturduğu için kültür en çok egemen sınıfı ve onun çıkarını kollar.

Tam da bu yüzden pasif hayal gücü desteklenir. Tüm drama dizileri bu yüzden yapılır. Birileri o kötü aşk hikayelerini izleyip parfüm, çanta, araba almalı, gerçek aşkı hayal ederek evcilleştirilmiş bir arzu ve hayal gücü ile uykuya dalmalıdır. Çünkü egemen sınıfın çıkarınadır bu düzen.

Ama hegemonyanın sunduğu düşleme tipleri, mal fetişi ya da sınıf atlama hayali ile sınırlı değildir. Mesleki idealleri bağlılık, kendini kanıtlama isteği, mükemmelliyetçilik, ünlü olma ya da tarihe geçmek, hatta dünyayı kurtarma isteği bile bu pasif hayal kurma tarzının tezahürü olabilir.

Fakirleşen bir sınıfın yanlış hayalleri

Konunun günümüz ülkesindeki karşılığına gelelim. Bugün biz gençlerin zamanının çoğunu bitcoin, borsa, yatırım, kişisel gelişim, girişimcilik gibi konulara harcaması ya da bu alanlara harcadığı zamanı arttırmasından daha doğal ne olabilir? Fakirleşen bir ülkede felsefe mi konusulacaktı? Ya da 1980 den bize kalan bu politik erozyon sürecinde sınıf politikası mi yapacaktık?

Durum böyleyken, hayallerimiz nasıl politik olabilir ki? Günümüzde sahip olduğumuz pek çok hayalin, en teorik ve idealistik olanlarının bile bu perspektiften yeniden düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Neyi, nasıl, neden hayal ediyoruz? Bu soruları sormak, politik sorular sormaktır. Emeğin giderek değersizleştiği bir dünyada, köşeyi dönmek daha çok talep görecektir elbette. Yine de sandığımız kadar çaresiz olmayabiliriz. Önemli olan içinde olduğumuz döngünün farkına varmaktır. Bu farkındalık için hayal gücü ve politika ilişkisi üzerine düşünmek iyi bir girizgah olabilir.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s