Epoche nedir? Ne işe yarar?

Epoche, yani felsefeye ön-varsayımsız ve ön-yargısız başlangıç, felsefenin ve düşüncenin en önemli sıfır noktalarından birisi. Her felsefeci, düşünmeye yeni bir jest ve ivme kattığından, doğal olarak bir başlangıç noktası önerir. Bu noktanın tespiti neden önemlidir?

Epoche, bizi günlük varsayım ve kabullerimizden nasıl özgürleştirir? Neden gündelik olanı aşmak zorunda kalırız düşünürken ve hatta yaşarken. Ve Epoche bunu nasıl sağlar? Günlük yaşamın kavga dövüşünden ve toz toprağından kurtulmak ve sakinleşmek, düşünce için neden kritiktir? Epoche nedir ve ne işe yarar? Felsefenin neden en önemli konularından birisidir Epoche? Bu yazıda bunları tartışalım.

Epoche ve felsefede başlangıç ihtiyacı

Sokrates, felsefeye ‘bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir’ mottosuyla başlamıştı. Üstad neden başlangıcı sıfır noktasından yapmak istemişti? Felsefi bilme, gündelik hayattaki bilmelerden farklı bir bilme tarzı olduğu için mi?

Aynı başlangıç ihtiyacına Yunani felsefenin arkhe’ye dayalı Sokrates öncesi felsefesinde de rastlarız. Sokrates öncesi filozoflar, madde ve kavram ilişkisini çözümlemek için, tüm maddelerin yapıldığı bir temel element arıyorlardı. Bu başlangıç, örneğin Thales için şu, Anaximandros için soyut bir kavram olan aperion’du.

Bu yönelimin devamı olarak, Yunani felsefenin zirve noktasında Aristoteles, felsefenin taumatezein’dan, yani hayretten başladığını söyler. (Hayret’in dünyayı bize başka bir şekilde göstermesi, epoche kavramı ile büyük bir benzerlik taşır.) Bu başlangıç isteği, ortaçağ düşüncesinde ise Tanrı kavramına ulaşır. Modern düşüncenin şafağında ise Descartes, sepetteki tüm elmaları boşaltmak, yani tüm dogmatik fikirleri elemek için şüphe yöntemini icat etmişti.

Descartes, şüphe edilemeyecek olanı bulana kadar her fikri eler ve şu sonuca ulaşır: “Şüphe edemeyeceğim tek şey düşündüğüm ise, düşünüyorum öyleyse varım diyebilirim.” Descartes, felsefesini, çok geniş kapsamlı bir epoche ile başlatmıştır.

Felsefecilerin ön-varsayım olmadan felsefeye baştan baslama ihtiyacını bu örneklerde görmüş oluruz. Dahası bu örnekler Husserl, Heidegger, Sartre, Levinas gibi düşünürlerle de genişletilebilir. Fakat bu noktada şu soruyu soralım: Felsefeciler neden en baştan başlamak ister?

Epoche: Doğal tavırdan felsefi tavra

Husserl, hepimizin gündelik hayatta doğal düşünüş içinde olduğumuza dikkat çeker. Doğal tavır, kültürel ve toplumsal yapılar içerisindeki şekillenen ve dalgın bir düşünme şeklidir. Bunun felsefi tavırdan çok uzak olduğu ise açıktır.

Husserl, felsefeye başlarken doğal tavırdan felsefi tavra geçişin zorunlu olduğunu söyler ve eski Yunan’daki epoche kavramını öne çıkarır. Epoche, Descartesvari bir şüphe metodolojisidir Husserl’e göre.

Husserl, radikal bir başlangıç için ‘bilginin olanaklılığına ilişkin güçlüklerle ilgilenmeyen, yaşamdaki ve bilimdeki doğal düşünüşün’ aşılması gerektiğini söyler.

Husserl, Fenomenoloji Üzerine Beş Ders

Dahası, Husserl doğal tavra, bilimlerin naif doğalcı yaklaşımlarını da dahil eder. Çünkü bilimler, nesnelerini ve nesneleri ile ilişkilerini sorgulamaksızon bazı kabuller ile çalışmalarını sürdürür.

Yani epoche’den asıl kasıt, sıfırdan bir başlangıç yapmaktır. “Husserl, şayet günlük yaşamımızı tanımlayan ve pozitif bilimlerin hepsinin örtük ve şüphe götürmez olarak kabul ettiği metafizik ve epistemolojik varsayımları basitçe varsayar ve kabul edersek, bu araştırmayı gereken bir radikallikle yürütmenin mümkün olmadığını ileri sürer.” ( Zahavi, Husserl’in Fenomenolojisi, 77)

Epoche’nin kendisi, Husserl’de paranteze alınabilecek her şeyi paranteze alma ve bilince dogrudan verilene yönelme gibi özel anlamlar kazanır. Her düşünür için bu özel anlam farklılık gösterecek olsa da, epoche’nin buradaki işlevi açıktır.

Dahası Husserl, bilimlerin doğalcı / natüralist yaklaşımlarını da naif bulur. Bilimler, hiç sorgulamadıkları ön kabuller ve temsiller ile çalışırken, dünya üzerine belirli bir yorum gelistirler. Ancak bu yorumun kendisi bile, felsefi bir tavır ile sorgulanmadıkça eksik kalır.

Açıktır ki bizler, gündelik durumun reflekslerine, öğrenilmişliklerine, ön yargılarına bağlı kalarak ne düşünebiliriz, ne bilim, ne de felsefe yapabiliriz. İşte tam da bu yüzden, Husserl’in önerdiği doğal tavırdan felsefi tavra yöneliş, tüm Felsefe tarihinde gözlemlenebilir.

Epokhe’nin amacını yanlış anlamamak çok önemlidir. Epokheyi araştırmamızdan gerçeği dışlamak, onu reddetmek, onu terk etmek, ondan şüphe duymak için değil, yalnızca gerçekliğe ilişkin belli bir dogmatik tavrı askıya almak ya da nötrleştirmek için, yani daha dar ve dolaysız olarak fenomenolojik anlamda verili olana, göründüğü gibi nesnelere odaklanırız.

Dan Zahavi, Husserl’in Fenomenolojisi, 78

Düşünsel epoche’den varoluşsal epoche’ye

Felsefe tarihinde, epoche için pek çok yol önerilmiştir. Bunlardan bazıları metadolojik, bazıları temelleri kurmaya yönelik, kimileri ise pedagojiktir. Fakat bu önerilerin hepsi düşünsel seviyede kalır. Heidegger’in önerisi ise bambaşkadır.

Heidegger, ağdalı felsefi yaklaşımına karşın, felsefenin ağırlığı altında kalmaktan korkar. O, epoche için, Kierkegaard’ı takip ederek bambaşka bir yol önerecektir. Heidegger’e göre epoche, bir duygulanımdan, yani Kaygı’dan başlar. (Heidegger’de Kaygı’nın rolü için şuradaki yazımıza bakabilirsiniz.)

Neden Heidegger Kaygı’yı merkeze alır? Çünkü Heidegger’e göre Dasein, doğal tavır içinde gömülüdür. Bu hal’e hergünkülük ismini verir düşünür. Dasein hergünkülük içinde boğuldugunda, ondan kurtulamaz. Tek kurtuluş, bu mükemmel sistemin bozulmasıdır. Bu ise ancak kaygı ile mümkün olur.

Çünkü kaygı, Dasein için hiçliğin görünür olduğu tek andır. Kaygı ölümdür, olanakların iptalidir, ihtimalleri çeşitliliği, kaybetme korkusu, ertesi gün, her şeyi rafa kaldıran ve anlamdırılamaz olandır. Bu yüzden Heidegger’in epokhe’sini böyle hayati bir noktadan başlatması, onun felsefesine bambaşka bir hayatiyet katar. Bu anlamda, “kaygı, doğal düşüncesizliğimizi kırılmaya uğratabilen ve bizi bir felsefi soruşturmaya sevk edebilen bir olay olarak görülebilir.” (Zahavi, Fenomenoloji: İlk Temeller)

Sonuç: Felsefe ve epoche

Sonuç olarak, epoche’nin felsefenin en önemli konularından birisi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü felsefenin kendisi bizzat başlangıçlarla ilgilidir. Bu da felsefenin temellere yönelik ve kapsamlı bir soruşturma olmasından kaynaklanır.

Ama konu felsefe ile sınırlı değil. Öyle olsaydı çok daha kolay olurdu her şey. Konu yaşamla ilgili. Ve düşüncemizi arzularımızdan, ön-yargılarimizdan ve kişisel özdeşleşmelerimizden nasıl ayıracağımızla ilgili. Eğer bunları başaramazsak, düşünmeye başladığımızı söyleyebilir miyiz? İşte bunları başarabilmek için, epokhe’nin ne olduğu önem kazanabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s