Evrensel ile neden mesafeliyiz?

Pratik durumlar ile evrensel – koşulsuz olan birbirinden kati şekilde ayrı ve uzak mıdır? Bu uzaklık rasyonel ve genel-geçer olan ile uzaklığımızdan mı kaynaklanıyor? Evrensele uzaklığımız ve ona kayıtsızlığımız hakkında ne düşünmeliyiz?

Hepimizin evrensel ve koşulsuz diyeceğimiz şey ile garip bir uzaklık içindeyiz. Çünkü evrensel ve geniş olanı soğuk ve yabancı buluyoruz insani ilişkilerle. Bir insan ilke ya da kurallarını önümüze koyduğunda, bundan bile rahatsız olabiliyoriz Oysa tüm ilişkiler evrenselin kıyısında değil mi?

Tüm ilişkiler kamusal alanda yaşanır. Ve kamusal hukuka tabiidirler. Fakat onların samimiyeti onları kamusal ve evrensel olandan ayırıp romantik olana yani kişisel alana yaklaştırır. Fakat bu samimiyet ortadan kalktığında nereye düşeriz?

Bu yazıda tartışacağım romantizmin değeri değil. Şunu savunmak istiyorum: Hukuk ve evrensellik, romantizmin değerini düşürmez, sürdürür. Evrenselliğin romantik olmadığını düşünmemiz belki de evrensele olan inancımızı yitirmemizden kaynaklanıyor. Aslında bu inancı tartışmak istiyorum. Evrenseli neden dışlamak isteriz? Hep haklı çıkmak istediğinizden mi? Evrenselden uzaklaşmak istiyoruz?

Hukuk ve evrensel

Hukuk nedir? Yabancıların arasındaki çatışmaların mahkemede çözülmesi mi? Hukukun bir tezahürü budur, peki her hali buna mı benzer? Yoksa adalet daha yüksek ve geniş bir ideal mi?

Kamusal alandaki tüm ilişkiler hukuka tâbi değil mi? En küçük ilişkiden bahsediyorum. Diyelim ki ilkokulda öğrenciyiz, 2. sınıftayız. Birisi kalemimizi ya da silgimizi ödünç almak istiyor. Bu bile hukukun alanına dahil değil mi? Öyleyse hukuku ve adaleti mahkemelere havale edemeyiz. Hatta adaleti en çok mahkemelerde bulamamak çok olasıdır.

Yani toplum arasında geçerli doğal hukukun parçası olarak ahlak yasaları, toplumsal düzen ve ahengi sağlar. Bu ahenk, ahlakın işlemesi noktada yasa, yasanın işlemediği noktada hukuk ve kolluk güçleri ile işletilir. Yani aslında mahkemeler, ahlak ve toplumsal sözleşmenin başka bir ölçekteki devamıdır.

Yine de yasa tüm kişisel ve toplumsal alanı kapsıyor. Yani tüm kişilerin eylemlerini ve sonuçlarını garanti altına alıyor. Peki biz Kendi benliklerimiz ve evrensel – hukuki benliklerimiz arasında bir ayrım yapmak zorunda mıyız? Bu iki alan iç içe değil mi?

Derrida, adalet ve hukuk

Tam bu noktada, adalet ve hukuk ilişkisine felsefi bir parantez açabiliriz. Hukuk ve adalet arasında, tartıştığımız farklılığı yaratacak bir gerilim olabilir mi?

Derrida, klasik adalet ve hukuk ilişkisinin yapısöküme uğratılması gerektiğini söyler. Çünkü yasa ve hukuku bir uygulayıcı güce ve şiddete dayanır. Yasalara yasa oldukları için, mistik bir şiddete dayandıkları için ve belki biraz da kolluk güçleri sebebiyle saygı duyma eğilimindeyiz.

Fakat yasa ile hukukun temelinde, imkansız ve ulaşılmaz bir ideal, yani adalet bulunur. Burada temel çelişki, “kuralın genelliği ile ötekinin tekilliği ayrımıdır. Adalet hukukun açıklayamayacağı tekil deneyimlere açılmaktır, hukuk ise kuralın genel bir tarzdaki uygulanışıdır.” (Mustafa Demirtaş, Fark ve Olay)

Derrida burada ne anlatmak istiyor? İlk nokta, adaletin evrensellik ve koşulsuzluk arayışı ile bile sağlanamayabileceğidir. Çünkü yasa evrensele yaslanırken, yaşamsal ve tikel olanı ıskalayabilir. Bu da onun işlevini yitirmesi ve makinalaşması manasına gelir. 2. Dünya Savaşı’nda Alman savaş makinası da bundan başka bir şey yapmıyordu çünkü.

Tabiki bu gerilim ne yasanın genelliğini ve geçerliliğini ortadan kaldırır, ne de adaleti sonsuzca öteler. Fakat bu ayrımda, sabote edilebilecek bir boşluk oluşabilir. Günümüz Türkiyesi’nde herkesin kendisini haklı görmesi de belki buna dayanıyor.

Evlilik: Romantizmden evrensele

Bu tartışmayı somutlaştıralım. İki aşık neden evlenir? Birbirlerine halihazırda güveniyorlar ve aşklarının süreceğine inanıyorlarsa? Ve yollarını birlikte çizmişlerse?

Evet, karşılıklı güvene dayanan her ilişki kadar özgür ve biricik tüm ilişkiler. Ama romantik olan paydaşlarının yabancılığını ortadan kaldırır mı? Yani evrensele olanı, hukuku askıya alır mı? Sorumuz bu.

Bazılarımız şöyle düşünebilir: romantik ve biricik olan, yani romantik aşk ve aile her şeyden daha önemli ise, neden en basit alışveriş ve ilişkiyi kapsayan hukuk ve evrensel olan tarafından kapsanmalı? Neden nalburda ya da tuhafiyede tabii olduğumuz yasalara romantik bir ikili ilişkide de tabii olmalıyız?

Ben bu soruya evet cevabını vermekte bir gariplik görmüyorum. Ama insanların neden bunu düşüneceğine ilişkin bir tahminim var. Tartışalım: Neden evrensel olandan çekiniriz?

Türkler ve evrensel

Başlık ortada: Biz Türkler yasaları atlatmak ve kullanmak için yapıyoruz ve öğreniyoruz. En azından içinde olduğumuz zamanda ve kültürel topografyada. Yani onları uygulamak ve onlara uymak için içsel bir zorunluluk duymuyoruz. Tam da bu yüzden, kısa süreli çıkarlarımızı hemen her zaman uzun erimli çıkarlarımıza tercih ediyoruz. Ülke olarak evrenselden yuvarlandığımız şarampol ise ortada.

İster kadın ister erkek olalım, romantizm ve evrensellik tartışmasında hukuku ve evrenseli atlatmak istiyoruz. Birisi bizi sevdiğinde ya da yeterince sevmediğinde, onu bireysel olarak atlatmak istiyor olabilir miyiz? Ve onu en yüksek mahkeme olan kendi vicdanımızda mi yargılamak istiyoruz sadece?

Ben bu eğilimlerimizin, evrensele ilişkin yanlış düşünce ve kabullerimizden kaynaklandığına inanıyorum. Ve iddia ediyorum: Ticarette ya da en küçük komşuluk ilişkisinde evrenselliği ve hukuku karşılamayan, romantik ilişkide asla karşılayamaz. Yani kimse sokakta ve pazarda gaddar, evde masum olamaz. Vice versa.

Evrensel ölçek kabul etmez

Çünkü evrensel olan ölçek kabul etmez. Yani her zaman hepimize aynı mesafededir. Evet bir süreliğine onu yok sayabiliriz. Fakat gerçeklerin er geç ortaya çıkma ve geleceğimizi etkileme gibi bir özelliği vardır. Duygular ve dualar gerçekliği ancak akıl ve eylemle birlikte değiştirebilir.

Tam da bu yüzden, kendimizle olan ilişkimiz de dahil olmak üzere, tüm ilişkilerimizde evrensel ve koşulsuz olanı dikkate almak doğru olacaktır. Küçük çıkarlar için yasayı ve evrenseli göz ardı etmeyi sürdürdüğümüzde, kendi çıkarımızı sağlıklı şekilde seçebilmemiz de güçleşir çünkü. Cahiller, ne kendileri ne de başkaları için doğru kararlar veremezler.

Sokrates bu konuya şöyle işaret eder: “Ah Keitin, keşke en büyük kötülükleri edebilseydi çoğunluk, o zaman en büyük iyilikleri de edebilirdi, bu da hiç fena olmazdı. Gelgelelim beceremez ikisini de. Sonuçta insanı ne basiretli, ne

Sonuç: Evrenselin sabote edilmesi

Sonuç olarak, insanlık ve uygarlık olarak içine girilebilecek genel bir tehlike olan evrenselin ihlalinin, gününüz Türkiyesi’nde daha önemli bir tehlike olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Yasanın ihlali, sandığımız kadar küçük bir olay olmayabilir.

Çünkü evrenseli askıya aldığımızda, hepimiz haklıyız. Ama kendimizi haklı görmek, kendi çıkarımızı öngörebilmek, ortak iyiyi gözetebilmek, sağlıklı ilişkiler kurmak için yeterli değil. Hatta bunları yapabilmek, haklı olmadığımız durumları görebilmekle de ilgilidir.

En nihayetinde, kökeni ne olursa olsun, evrensel ile aramızdaki uzaklığın tehlikeli boyutları olabileceği açık. Özellikle günümüzde ve coğrafyamızda, kişisel olan ile evrensel olan arasındaki mesafenin yeniden düşünülme gerekliliği ortadadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: