Barbarlık ve kültürel yozlaşma

Barbarlık nedir? Gelişme ve zenginleşme eğiliminde olan yaşam ve  kültür, neden ve nasıl gerilemeye başlar? Michel Henry, Barbarlık kitabında işte bu soruları fenomenolojik bir kültür eleştirisi çerçevesinde tartışır.

Husserl’in Avrupa’nın ve Uygarlığın Krizi’nin barbarlık ile sonuçlanacağı uyarısını daha da ileri götüren Michel Henry, Barbarlık eserinde bu çöküşün tezahürlerini inceleme konusu yapar. Henry, Barbarlık çalışmasında, barbarlığın yaşamın gelişimindeki gerileme ve çöküşe denk düştüğünü söyler ve bu durumu ‘yaşamın bir hastalığı’ olarak tanımlar. (1996, 34)

Yaşamın doğal bir uzantısı olan kültür, nasıl yaşamla çatışma içerisine girer? İçerisinde olan Niçe’nin işaret ettiği tarihsel hastalık mıdır? Yoksa uygarlığın gelişimindeki tali politik – ekonomik sorunların sonucu mudur?

Kültür ve yaşam

Bu fakirleşme, farklı düzeylerdeki kültürel alanlarda gerçekleşir. Zira Henry için, kültür doğrudan yaşamın uzantısıdır: ”Her kültür bir yaşama kültürüdür; şu ikili anlamda ki, yaşam bu kültürün hem öznesini hem de nesnesini oluşturur. Bu, yaşamın kendi üzerinde uyguladığı bir eylemdir ve dönüştüren ve dönüşen olan yaşam, bu eylem aracılığıyla kendini dönüştürür.

Kültür yaşamın öz-dönüşümünü belirtir; daha yüksek gerçekleşme ve tamamlanma biçimlerine erişmek amacıyla, durmadan çoğalmak amacıyla yaşamın kendini değiştirmeye devam ettiği hareketi ifade eder. ” (1996, 16) Eğer kültür yaşamın uzantısıysa ve etkileşimlerinin uzayına denk düşüyorsa, kültürün aynı yaşam gibi derin bir öznelliğe ve hisselliğe dayanacağı söylenmelidir. Henry’e göre ‘kültür, bilimin ve bilincin bilgisinden farklı bir bilgiye dayanır.

Bu bilgi, tam da yaşamın bilgisidir…’ (1996, 23) Bu bakımdan kültürün temelde pratiğe dayalı olduğu söylenebilir. Henry’nin ‘kültür’ü düşünme biçiminin daha iyi anlaşıması için, onun yaklaşımının Hegel’in kültür kavrayışı ile karşılaştırılması fayda sağlayabilir. ‘Hegel kültürü kendi-bilincinin gelişiminin ve kendini-gerçekleştirmenin süreci olarak ele alır. Kültür mutlak bilmenin bir basamağıdır bu yaklaşıma göre. Henry içinse Yaşam bilince göre aprioridir ve koşullayıcıdır, Yaşam hakiki aşkınlıktır.’ (Calcagno, 2013, 255)

Kültürün yozlaşması

Peki yaşam kültürün uzantısı ise, kültür nasıl gerilemeye başlar? Yaşam gelişme ve zenginleşme eğiliminden, bir paradoksun içerisine nasıl sürüklenir? Eğer yaşam ve kültür hasta ise, bu durumda ilk akla gelen soru, bu hastalığın nasıl sağaltılacağı olur. Fakat burada kullanılan imge, hastalığın aynı zamanda vücuda, yani Yaşam’a ait olduğu sonucuna ulaştırır bizi.

Temel olarak, Henry’nin analizi, yaşamın kendi araçları ile yıkıma sürüklenmesi ihtimalini tartışır; ulaştığı sonuç bu ihtimalin bütün kriz dışavurumlarının nedeni olduğu ya da en azından bunları istismar ettiğidir. (Staudigl, 2012, 351) Bu durumda Kriz’in Yaşam’ın bazı içsel dinamiklerinden kaynaklandığı sonucunu çıkarabiliriz.

Henry Barbarizm’de bu dinamikleri inceler ve barbarlığın nasıl ortaya çıktığını, Yaşam’ın nasıl ketlendiğini, nasıl yıkıma sürüklendiğini tartışır. Soysal, benzer şekilde Galileocu bir bilimselci ideolojinin, ancak barbarlığın görünür sebebi olabileceğini söyler. Burada krizin daha derin kaynağı, yaşamın kendisini yadsıması eğilimidir ve bu eğilim bilimselci bir ideolojiyi mümkün kılan zemini harekete geçirmektedir. (2007, 82) Ortaya çıkan bu tablonun düşünürün analizinin doğrudan sonucu olduğu söylenebilir.

Henry, ‘yaşamın inkarı’ nın yaşamın bir kipliği olduğunu, bunun bir unutuş değil bir eğilim olarak yaşandığını ve bu eğilimin ‘bilimsel intentio’ olarak ortaya çıktığını iddia eder. (1996, 90) Bu durumda barbarlığın niteliğine odaklanmak ve onu araştırmak yine de önem arz eder, zira bu görünüm, yaşamın temel bir hareketinin devamıdır. Düşünürün tanımladığı ‘barbarlığın’ tezahürleri nelerdir?

Barbarlık ideolojileri

Henry, en önemli tezahürlerden bazılarını barbarlık ideolojileri olarak adlandırır: Bu tanım altına, yaşamı ve hissedilir varlığı göz ardı ederek, ‘gerçek’ ve ‘hakiki’ olarak yaftaladığı nesnel Varlığı araştıran ve öneren tüm düşünceler girer. (Henry, 1996, 102) Burada nesnelci bakış açısını öneren düşüncelere referans verilmektedir.

Zira Henry’nin fenomenolojisini ele aldığımız kadarıyla, Yaşam’ın şeylerin tasnifinden çok farklı bir bütünlüğe refere ettiği söylenebilir. ‘Dünyayı ne şeylerin bir toplamı, ne de fenomenolojik bir ufuk olarak değil; içkin bir arke-praxis olarak, kendiliğin bir eylemi olarak ele almalıyız. Bu eylemin ortaya çıkışı ve dünyanın içeriğine yönelişi, dünyanın görünümünden önce ortaya çıkan aşkın duygulanımda bir araya gelebilir ancak. ’ (Staudigl, 2012, 348)

Doğa bilimleri’nin ve İnsan bilimlerinin, sözkonusu barbarlık ideolojilerine nasıl denk düştüğü buradan hareketle düşünülebilir. Bu bilimler, yöntemleri gereği konularını nesnelleştirirken, aynı zamanda onları indirgemiş olurlar. Burada yaşamın özünün (öznelliğinin ve hisselliğinin) ıskalanışı, özellikle İnsan bilimlerinde tehlike arz eder. Henry, insan bilimlerinin böylece insanın özünü oluşturan öznelliği devre dışı bıraktığını söyler. (1996, 104) Burada söz konusu olan, hissin Yaşam- dünyası’nın dışına atılmasının önerilmesidir.

Düşünür konuya ilişkin tarih, ekonomi – politik, psikoloji gibi alanları örneklendirir ve bu alanların her birinin yöntemlerini doğa bilimlerinden ödünç aldıklarını (Henry, 1996, 106), konularına yabancı olduklarını (Henry, 1996, 105), bilmek ve tanımak yerine ölçmeye yaradıklarını (Henry, 1996, 112) söyleyerek, bu bilimlerin sonuç olarak bu şekilde yapıldıklarında çeşitli tehlikeler doğuracakları sonucuna ulaşır. Burada tehlike, yaşama ilişkin temel konuların görmezden gelinmesidir. Zira Henry’e göre, ‘nesnel, ekonomik ve teknik fenomenler’ ancak yaşamla birlikte anlaşılabilir. (2016, 28)

Barbarlık pratikleri

Barbarlığın bir diğer tezahürü olan barbarlık pratikleri ise kültürün tüm kapsamınının, yani sanat, bilgi, din gibi kompleks eylemlerin ve aşk, giyinme, barınma gibi daha basit eylemlerin gelişmiş biçimlerinin yerini, ilkel ve bayağı biçimlerinin almasıdır. (Henry, 1996, 127) Peki kültürün ve yaşamın bu kiplikleri, nasıl olur da gelişmenin değil çöküşün yönünde ilerler?

Düşünür, her kültürün bir enerjinin serberst kalması olarak düşünülebileceğine işaret eder. (Henry, 1996, 134) Burada kültür ögesinin, yaşamın bir gelişimi ve hareketi olarak düşünüldüğü söylenebilir. Bu halde, enerjinin bastırılması ise, gelişmeye değil, gerilemeye işaret edecektir. Henry, barbarlığın kullanılmayan bir enerji olduğunu ve bu tıkanmanın yaşamın bir öz-yadsıması olduğunu söyler. (1996, 136)

Burada barbarlık, yaşamın içindeki olanakların bir tezahürü olarak ele alınmaya devam eder. Ancak burada ‘kurtulamadığımız bir sıkıntı’, ‘kendinden kaçış’ ve hatta ‘kendini imha’ söz konusudur. Bu kaçış, insanın ‘kendine katlanamadığı ölçüde kendi hakiki varlığından uzağa kaçışı’ olarak düşünülebilir. (Henry, 1996, 142-143)

Bu kaçışın ilk önemli tezahürü, daha önce ele alındığı üzere, Galileocu projenin yaşam hakkında tek merci halini alması ve onun bilmesi dışındaki bilmelerin ve alanların, görmezden gelinmesidir. Bir diğer önemli tezahür ise, televizyon ve medyatik varoluştur, burada kendisinden kaçmak isteyen insanın ‘imajlar bombardımanı ile uyuşturulması’ söz konusudur. (Henry, 1996, 145) Peki bu kaçış, hangi potansiyellerin gerçekleşmesinden ayırır bizi?

Ayrıldığımız, yaşamın ve onun uzantısı olan kültürün gelişimi ve daha incelikli varoluş kiplerinin katedilmesidir. Bunun yerine, medyatik varoluşun önerdiği, sürekli bir geçiciliktir. ‘Kendine katlanamayan’ ve ‘kendi faaliyeti ile tamin bulmaya muktedir olmayan’ birey ve onun yaşam kültürü, ‘tekniğin hakikati’ ve ‘barbarlığın en üstün pratiğidir’ Henry’e göre. (1996, 145)

Çünkü barbarlık eğer yaşamın öz-yadsıması ise, medyatik varoluş bu yadsımanın güncel ve geçerli bir tezahürü ve pratiği olarak ortaya çıkar. Düşünür barbarlık pratiklerine, üniversitenin dönüşümünü de ekleyecektir. Üniversitenin dönüşümü, ‘tekniğin Üniversite’nin bağrında ortaya çıkışı ve üniversitenin kültür yeri olarak çöküşü’ sürecine dayanır ve ünversitenin ‘bireyin potansiyelinin’ yani kültürün potansiyelinin ortaya çıkarılacağı yer değil, ‘meslek kazandırılacağı’ yer olarak görülmeye başlaması ile sürer. (Henry, 1996, 159-160)

Üniversitenin çöküşünün, kültürün çöküşü ile paralel olarak yaşandığını görürüz burada. Üniversiteyi ‘iktisadi ereklilik’ temelinde inşaa etmenin, kültürün ana damarlarından   üniversitenin,   kültürün   imhası   sürecindeki   izdüşümü   olduğunu söyleyecektir   Henry.   (1996,   161)

Burada   yine   yaşamın   potansiyellerine   ket vurulması ile karşılaşılır: ”Kendi içlerinde yaşamın büyük öz-büyüme hareketini gerçekleştirirken bunu mümkün bir tekrar olarak başkalarına aktarmayı görev edinenler tarafından geleneksel olarak üstlenilmiş entelektüel ve manevi iktidar; bu iktidar teknik ve medyatik evrenin kör uşakları olan yeni efendiler tarafından –gazeteciler ve siyasetçiler tarafından- ruhbanların ve entelektüellerin ellerinden sökülüp alınmıştır. ” (Henry, 1996, 179)

Sonuç: Kriz ve barbarlık

Bu aşamada Felsefe’nin içerisinde olunan Kriz’e karşı bir strateji / çözüm önerisi geliştirip geliştiremeyeceği sorgulanabilir. Henry çalışmasında umutsuz bir tablo çizse de, kurtuluş için herhangi bir öneride bulunmaz. Barbarlık şu soru ile sonlanır: ‘Hala dünyanın birileri tarafından kurtarılması mümkün mü?’ Öte yandan, içerisinde olunduğu iddia edilen kültürel yıkım durumunun, sıkı ve detaylı bir tasvirinin yapılmasının, çözüm önerisi niteliğinde olduğu iddia edilebilir. Bununla birlikte, bu çözüm önerisi felsefi bir sistemin geliştirilmesi ile sonuçlanmaz. Daha önce Husserl’in çözüm önerisinin, Felsefe’nin yeniden bilimleri ve kültürümüzü temellendirici bir konuma gelmesi gerektiği olduğu gösterilmişti.

Husserl yorumcularından M. Henry’e göre ise, epistemolojik amaçları ağır basan bir araştırma ve restorasyon projesi, başarısızlığa mahkum olduğu gibi, çözüm önerisi geliştirmek yerine, neredeyse Kriz’in bir parçası olacaktır. Sonuç olarak, Henry’nin geliştirdiği özgün fenomenoloji ile yaşamsallığı ve kültürü yeni bir biçimde ele alma olanağına ulaştığı söylenebilir. Yaşam ve kültürün öznellik ve auto-affection ile sıkı bağlılığının gösterilmesi, nesnellik ağırlıklı bir ideolojinin yaşamın yadsınmasına bizi nasıl götüreceğine ilişkin güçlü bir kanı oluşturur. Ortaya çıkan pespektif, günümüz kültürünün krizlerine ilişkin bize güçlü bir yorum sunar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s