“Asmoday: Cin-ür Racim”, Cinler ve Şeffaflık Toplumu

Asmoday:Cin-ür Racim filmi, vasat bir film olsa da bir korku filminden beklediğimiz çoğu şeyi bize sunuyor. Özellikle cin hikayelerini seviyorsanız, beğenebilirsiniz. 🙂 Ama ilginç olan şu ki film bunu, örtülü bir kapitalist ruh eleştirisi ile sosluyor. Ben bu yazıda, bu eleştiri ya da sosun elinden tutup, Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu fikriyle birlikte tartışmak istiyorum.

Asmoday: Cin-ür Racim

Film, Twitch yayıncısı dört gencin canlı yayınladıkları yolculuklarını ve yaşadıkları paranormal deneyimi anlatıyor. Gençler, daha fazla takipçi kazanabilmek ve bağış toplayabilmek için, cinli ve lanetli olduğu iddia edilen köye doğru yola çıkarlar.

Gençler cinlere inanmasalar da, bir süre sonra olağanüstü olaylar yaşadıklarını kabul etmek zorunda kalır. Fakat kolayca yollarından vazgeçemezler. Çünkü ısrarlı bağışlar ve işaretlerle köye doğru çekilip tuzağa düşürülürken, aynı zamanda ünlü ve başarılı olma şansları da yükselmektedir.

Bu noktada film, kurbanları hırsları yüzünden suçlu gösterse de, bu kahramanların ödemeleri gereken kiraları, gerçekleştirmek istedikleri hayalleri olabilir. Hepimiz, geleceksizleştirildiğimiz bu adaletsiz düzende kapitalizmin buyruklarını takip etmek zorunda kalmıyor muyuz? Haftaiçi her gün mağaramızdan çıkıp cinli köye doğru yol almıyor muyuz?

Filmin sonunda gençler cinli köye varır ve bir cin kabilesinin avına dönüşür. Dört gençten sadece birisi, bu ayinlerin kurbanı olmaktan kurtulabilir. (Kızı herhalde din kültürü dersinde öğrendiği Nas ve Felak süreleri kurtarır. Bu vasat son, bu vasat filme yakışmış gerçekten.)

Twitch: Gösteri toplumundan şeffaflık toplumuna

Guy Debord, yüzyirmi yıl önce, gelişmekte olan “gösteri toplumu“nu eleştirmişti. Debord’a göre, gösteri toplumu, toplumun ve kültürün, yeni bir paradigma etrafında örgütlenmesidir. Bu paradigma, klasik gerçeklik görüntü ayrımının, ikinci lehine lağvedilmesi ve gösterinin yani meta fetişinin tek gerçek yasa olarak ortaya çıkmasıdır.

Gösteri, hakikatin tahtını sarsmaz bu düzende, bizzat onun yerini alır. Görülen fetişleştirilir ve ancak fetişleştirilen görülmeye değer olur. Bu yeni mantık, emekçilerin özgürleşme perspektifini de çarpıtır. Emekçiler bu yeni düzlemde, özgürleşmek değil, daha fazla fetişe sahip olmak ve metaların cennetine ulaşmaya çalışır.

Bu eleştiri ve benzerleri, günümüze kadar defalarca yapıldı. Hatta günümüzde büyük ve ağdalı bir eleştiri olarak görülebilir, sonuçta meta fetişi tarafından insanların bu denli kandırılmaları gerektiğine inanmak zorunda değiliz. Belki de insanlar görüntülerin saldırısına karşı çok çeşitli biçimlerde direniyorlar.

Fakat günümüzde sosyal medyanın yaşamımıza kattığı izlenirlik hissi, bambaşka bir boyuta ulaştı. Artık hepimiz pasif izleyiciler değil, pasif ‘izlenen’leriz. Neden izlendiğimiz, oyuncu biz olduğumuz halde pasifiz hala? Çünkü kendisine göre eylediğimiz / rol yaptığımız ilkeleri düzenin kendisinden alıyoruz.

Byung-Chul Han’ın şeffaflık toplumu fikri, işte bu gelişim çizgisi bağlamında okunabilir. Düşünür, sosyal medyanın ve ağların gelişimiyle, hepimizin bu medyada bıraktığımız izler sayesinde birer istatistik ve dataya indirgenebilmemiz yüzünden, tam bir şeffaflık içerisinde yaşamaya başladığımızı söyler.

Demokratik liberal düzenle birleşen şeffaflık toplumu, tam bir kontrol toplumudur. Ama bu düzen, Foucault’nun panopticon’undan bile daha faşisttir. Çünkü artık göz her yerde ve hiçbir yerdedir. Bizler nerede izlenip izlenmediğimizi bilmesek de, her yerde şeffaflık toplumunun ilkelerine göre davranmak zorunda kalırız.

Asmoday’ın şeffaflık toplumu’na çağrışımı da bu şeffaflıktan kaynaklanır. Bir kahraman, ‘abi biz 4 kişiyiz ve bizi 400 bin kişi izliyor şu an, bize kim bir şey yapabilir ki” der. İzlenin izleyenle ve düzenle birleşip massedilmesini daha iyi hangi replik anlatabilir?

Asmoday’ın cinli köyü kapitalizmin kalbi mi?

Alegori ve metaforlar tehlikelidir, üniversitede bir hocamız bunu anlatmak için “metafor götekor” derdi. Fakat yine de Asmoday’ın gizemli köyüne doğru kurbanlarımızı sürükleyen arzu, kapitalizmin ruhu değil miydi?

Ama bu arzunun röntgenini çektiğimizde, şeffaflık toplumunun buyruğunu görürüz. Görünür olan, metalaştırılabildiği oranda fetişleşir ve kendi uzayını bizim aracılığınızla genişletir. Bu yüzden kurbanlarımız bir tuzağa çekildiklerini bilseler de cinli köye doğru ilerlemelidir. Evet, öncelikle kiralarını ödemek zorundadır hepsi. Ama daha da derinde, görünür ve şeffaf oldukları ve şeffaflık toplumunu genişletebildikleri oranda daha güçlü var olabileceklerini bilirler.

Ama bu dürtünün kölesi de değildir kurbanlarımız. Yolculuklarını pek çok kez sorgular ama geri dönmeyi bir türlü başaramazlar. Demek direniş mümkündür. Tabii kendi diyalektiği ve arzu politikası içinde. Ayrıca kurbanlarımız, kapitalizmin kalbine ulaştıkça, hikaye gereği cinler tarafından dönüştürülürler. Bu dönüşüm ise halihazırda hepimiz için başlamıştır. Önemli olan ne yönde dönüşeceğimizdir.

Şeffaflık toplumundan kaçmaya çalışmak

Sürekli izlendigimiz bir toplumdan kaçmamız mümkün mü? İçeriden de kendimizi izlemesek ve yargılamasak belki. Ama kaçmanın en zorlu yani, en güçlü gözün içerde olmasıdır: Vicdan. Çünkü kapitalizm, neoliberal öznelerin vicdanlarını da ele geçirir. Bu düzende başarısız olmak, düzenin değil, kişinin yani kurbanın suçudur.

Günümüzde vicdanın işgal edilmiş olması, her bir vatandaşın karmaşık psikolojik savunma mekanizmaları ve stratejiler geliştirmesine sebep oluyor. Bu stratejiler, komplo teorilerine bağlanmak (konuyla ilgili yazım için bakınız), melankoli, nihilizm, kariyerizm, batıl ve paranormal inançlara bağlanmak (konu ile ilgili yazım için bakabilirsiniz) gibi haller alabiliyor. (Gerçeklikten paranormale kaçış da tam bu bağlamda gündeme gelir.)

Asmoday: Cin-ür Racim bağlamında, kurbanlarımızın cinli köye yani tuzağa yolculuklarında, şeffaflık toplumundan kaçış güdüsünün bulunduğu bile söylenebilir kanımca. Cinler yani karanlık, şeffaflığın tam karşıtı değil midir? Öyleyse şeffaflık toplumundan paranormale, gerçekdışı olana kaçmak mantıklı değil mi?

Ve şeffaflıktan kaçarken, kapitalizmin kalbinde yani cinli köyde buldukları, akıl dışı, muğlak ve korkunç bir dünya ve canavarları oluyor. Bu canavarlar zaten kapitalizmin canavarları değil miydi? Öyleyse farkında oldukları bir döngünün içindeydi ve bu döngü ile mücadele etmekteydi kahramanlarımız.

Sonuç: Cinler ve Şeffaflık Toplumu

Bu yazıda, Asmoday filminin paranormal motiflerinden hareketle bazı düşünce egzersizleri yapmaya çalıştım. Ana düşünce hattım, daha önce de üzerinde düşünmüş olduğum, paranormale kaçışın altında yatan gerçeklikten kaçış eğilimiydi. Bu eğilim, Asmoday filminde karekterlerin şeffaflık toplumundan cinli köye kaçışları metaforu ile cisimleşti.

Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Gerçeklikten paranormale yani kurmacaya kaçışı ele alırken, teorik bakış açısında kalarak, bu stratejiyi küçümseme eğilimindeyiz. Fakat bu küçümseme haksızdır ve gerçeklikle ilgili bir yanlış anlamaya dayanır. Bizler dünyayı, gerçek ve görünür olarak ayırmamalıyız ve gerçekliginde politik bir inşa olduğunu unutmamalıyız. Ne de olsa gerçeklik, bir mutabakattır ve Egemen’in kontrolündedir. İşte tam da bu yüzden, zaman zaman bir işçi grevi, kimi zamansa bir batıl inanç ya da cin hikayesi işçi sınıfının ufkunu genişletir. (ya da zorluklarla baş etmesi için ona yardım eder.)

Sonuç olarak, hepimizin bu dünya ile aramızdaki ve içimizdeki çatlağı anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığımızı söyleyebiliriz. Bu yolda kullandığımız her araç, yara ile ilişkisi bağlamında anlam kazanır.

““Asmoday: Cin-ür Racim”, Cinler ve Şeffaflık Toplumu” için bir cevap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: