Martin Eden kime aşıktı?

Bu soru, Martin Eden hayranları için saçma görünebilir, cevap çok açık ki genç ve güzel burjuva Ruth’tur. Peki kültür bu aşkın neresindedir? Güzellik bu aşkın neresinde durur? Ve Bay Eden’in romantik aşkıyla kültüre olan açlığı arasında bir paralellik var mıydı? Bu yazıda bu sorulardan hareket ederek, Martin Eden bağlamında kültür ve güzellik üzerine düşünmeyi amaçlayacağım.

Eden, kültür ve alt-kültür

Hikayeyi biliyoruz. Gemici Martin, şans eseri burjuva bir aile ile tanışır ve genç bayan Smith’in arkadaşlığına mazhar olur. Bu arkadaşlık, onun entelektüel dünyaya duyduğu hayranlık ile burjuva dünyasına duyduğu hayranlığı kesişiminde başlar. Ruth onun hem hoşlandığı kadın hem de öğretmenine dönüşür.

Eden, hızla bu güzel genç kadına, onun işçi sınıfının dünyasında nasır tutmamış yumuşaklığında ve burjuva nezaketine hayran olur. Ruth ise böyle istekli ve cahil bir genci istediği gibi şekillendirmekten haz alırken, aynı zamanda muhafazakar ahlaki sebebiyle ondan hoşlansa da bunu kendine itiraf edemez.

Eden, bu karşılaşmada çok çaresiz görünür. Çünkü kendi sınıfı içerisinde sevilen birisi olsa ve işçi sınıfı kızları arasında popüler olsa da, o kültüre ve içerisine girdiği burjuva dünyasının cazibesine kapılıverir. Peki Martin Eden bu aşamada neden bu kadar çaresizdir?

Çünkü Bay Eden, bu noktada kültürel hegemonyanın tam sınırındadır. Egemen sınıfın ruhu, yüksek kültürü sarıp sarmalamış ve onu kendi hegemonik gücü haline getirmiştir. İşçi sınıfınin içerisinde yaşadığı yaşam kültürü ve sözlü kültür ürünleri ise, evrensel olarak yüksek kültürden aşağıda olmasa da, ait olduğu sınıfın güçsüzlüğü sebebiyle ikinci sıraya atılır.

Aslında burjuva sınıfın bu yaptığının bir gasp olduğunu söylemek de doğru olmayabilir. Bu kültüre burjuvazinin sponsorluğunda, kral ve kiliseye rağmen gelişmiştir. Ancak bu yine de kültürün hegemonik kullanımını haklı çıkarmaz. Olan şudur: Walter Benjamin’in söylediği gibi, her kültür bir savaş alanıdır ve yendiği, yok ettiği, aşağı gördüğü kültürlerin üzerinde yükselir.

İşte aslında Martin Eden’in çaresizce Ruth’a aşık olmasının sebebi budur. Burjuvazi, işçi sınıfının emeğini ve yaşamını sömürerek bu kültür ürünlerinin ortaya koyulmasına sebep olduğu halde, kültürel alana yeni girecek her birey karşısında egemenliğini savunurcasına savunur hegemonik gücünü.

Eden, kültür ve yaşama kültürü

Jack London kitap boyunca, iki tür kültürel alan vurgulanır. Birincisi, Martin Eden‘in hayranlık duyduğu düşünsel dünya, yani kültürel ürünler alanıdır. Bu, kültürün dar tanımıdır. Çünkü kültür, geniş anlamıyla insanın tüm yapıp etmelerini, yapıp etme tarzlarını ve ürünlerini kapsar.

İkinci alan ise, burjuva ailenin ve işçi sınıfının yani Eden’in içinde yaşadığı dünyanın yaşama kültürüdür. Bu alan, bu grupların eyleme ve olma tarzlarını kapsar. Martin Eden, kültürel ürünlerin ve yaratıcı dehaların dünyasına, burjuva yaşama kültürüne de benimseyerek ulaşmaya çalışır. Ama her seferinde sonra döndüğü yer, gerçek dünyadır.

Fakat bu iki yaşama kültürünün ilişkisi basit değildir. Burjuva ailenin dünyası, muhafazakardır. Aile kızlarına karşı koruyucu ve sınırlayıcıdır. Bu yüzden Ruth’un gerçek dünya ve yaşama kültürüne ilişkin bilgisi azdır. Martin Eden ise çocukluğundan beri kendi hayatını kendisi idame ettirdiğinden, yaşama ilişkin pratik bir kavrayış ile dopdoludur.

İşte bu fark, Eden ve Ruth’un entelektüel kavrayışlarını da belirler. Martin Eden daha eğitiminin başında bile, yaşadığı pek çok gönül ilişkisi sebebiyle bazı şiirleri çok daha iyi anlar öğretmeninden. Ve kültürel ürünleri, birer araç ve yol olarak kavrayabildiğinden, onları zaman zaman çok daha iyi kullanır Ruth’tan. Çünkü kültürel ürünler, Ruth için sadece bir statü göstergesidir. Eden ise hayatın hem güzelliğini hem de zorluğunu görüp tanımıştır. Bay Eden, kültürü ve güzelliği kendi amaçları için kullanmak istemektedir.

“Peki Martin neden yazar olmak istiyor?” diye devam etti. “Çünkü para içinde yüzmüyor. Nasıl oluyor da sen kafanı Saksoncayla, genel kültürle doldurabiliyorsun? Çünkü hayatta başarılı olmak zorunda değilsin. Bu işi baban halletmiş. Güzel elbiselerini, gereken her şeyi baban alıyor. Peki bizim eğitimimiz, benim, Arthur’un ve Norman’ın eğitiminin neden cılkı çıkmış? Çünkü genel kültüre öyle bir batmışız ki babalarımız bugün iflas etse yarınki sınavlarda hepimiz sıfırı çekeriz. Ruth, sen ancak köyün birinde öğretmenlik veya yatılı kız okulunda müzik hocalığı yapabilirsin.”

Jack London, Martin Eden, 98

Yani Martin Eden, sudan çıkmış balığa döndüğü kültürel çarpışma anında bile, sanıldığı kadar çaresiz değildir. Evet, kültürel sınırlar çizebilir toplumsal sınıflar ve gruplar. Ama bu sınırlar ne egemen sınıfın kültürel ürünleri tamamen temellük etmesine sebep olur, ne de ezilen sınıfların bunların kavrayışlarının tamamen uzağına düşmesine. Ezilenler, kültürel ürünleri temellük edecek zaman gibi kaynaklara sahip olabildiklerinde, sahip oldukları yaşam kültürü sebebiyle, bunları üreten yaratıcı zekaya çok daha hızlı şekilde ulaşabilirler.

Localar ve içlerindeki kişiler ne kadar görkemli olsalar da, zevk almanın ruhunu soluyamazlar. Daha ziyade, belli bir sınıftan insanların akşam için moda karantinasına mahkum edildiği, lüksün ve tembelliğin hüküm sürdüğü bir hasta koğuşu gibidirler.

Hazlitt, Lectures on the English Poets, cilt 18, s.105-8

Kültür, güzellik ve aşk

Martin Eden, yeterli eğitimi almamış olsa da, belli ki entelektüel konulara yatkın ve kafası çalışan bir gençti. Peki kültürel dünyaya çekilmesi nasıl olur? Bir rastlantı eseri tanıştığı burjuva ailenin kızına aşık olması ile. Yani aşk ve güzellik, Eden’i kültürel yaratı dünyasına çağırır.

Kısa tatili sırasında dinlenirken saatler boyunca kendini tahlil eden Martin, kendine dair çok şey öğrenmişti. Güzelliği şöhretten daha çok sevdiğini ve şöhret kazanmayı arzu etmesinin, büyük oranda Ruth’tan kaynaklandığını keşfetmişti.

Jack London, Martin Eden, 161

Hikayenin bu girizgahı, Platon’un Şölen’ini çağrıştırır. Şölen’de Sokrates ve bir grup vatandaş, aşk üzerine söylevler verir ve aşkın ne olduğunu tartışırlar. Sokrates söylevinde, aşkın kaynağının, Güzel’in dokunuşu olduğunu söyler. Güzel’in çağrısı insana ulaştığında, kişi Güzel olarak gördüğü kişiye yaklaşmak, onunla birlikte güzelleşmek, onunla birlikte çoğalmak ister. Ancak Sokrates’e göre bu bedensel yakınlaşma, halkın yoludur. Daha yüksek zihinlerse, Güzellik içinde doğurmak, yani üretmek ve yaratmak isterler.

-Çünkü Sokrates, senin zannettiğin gibi aşk güzelin aşkı değildir.

-Nedir peki ?

-Güzel sayesinde doğurmanın ve üremenin aşkı.

Platon, Şölen, 134

Eden’in kültürel yaratıma giden yolu da, bir kadına duyduğu tutkuyla başlar. Fakat bu tutku, Eden’in kariyer gelişimi için olumlu sonuçlar verse de, onun için bir takıntıya dönüşecektir. Bu takıntı öyle bir noktaya ulaşır ki, Martin Eden başarıya ulaştığında bile bu takıntısından kurtulamayarak yaşamına son verir.

Platon Şölen’de kişilerin önce bedensel aşkı tadacağını, daha olgun insanların bedensel aşktan teorik aşka yöneleceklerini söyler. Peki bu şema Martin Eden‘de neden çalışmaz? Belki Martin Eden bir diyalog karekteri değil, gerçek bir insan olduğu için 🙂 Belki kimse yaşamını yardım almadan bu kadar değiştiremeyeceği için. Belki de Ruth’un aracılığı ile yaklaşmaya çalıştığı gerçek Güzellik’e bir türlü tanık olamadığı için.

Sonuç: Eden’in aşkı ve yenilgisi

Martin Eden’i neden bu kadar seviyoruz? Belki de cevap çok basit: Bizim gibi o da başarısız olduğu için. Ve bu başarısızlığa bir ton çaba ile ulaştığı için. Ve bu yolda aldığı yaralar onu kendisi yaptığı için. Çok fazla dönüştüğü, çok fazla yol aldığı ama belki de hiç değişmediği için.

İntihar ettiği için ona kızsak da, bu hareketiyle bile kendine özgü fevriliğini bir kere daha ortaya koymadı mı? Ve imkansız aşkını bir yaşam rotasına işlerken, en büyük riski almadı mı? Ama bu konuda sadece ona kızamayız. Onu şiirler ikna etmişti belki de. Belki balık ya da yengeç gibi hassas bir burçtu. Başarısızlığına saygı duymalıyız.

Üstelik Jack London’un anlattığı kadar yaşayabildiyse, tüm o mücadeleyi tek başına sürdürüp geri dönmediyse ve aşk ya da inandığı neyse onun uğruna bu kadar ileri gidebildiyse, şahit olduğu tüm bu yaşam ile birlikte; sadece bizim için değil, kendisi için de ölümsüzleşmişti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: