Bir meslek için yaşamımızı adamalı mıyız?

Bir meslek için yaşamını adamak bir gereklilik mi yoksa tutkunun göstergesi mi? Patronunuz bunu tabi ki sizden bekleyecektir. 🙂 Fakat hangi şartlar altında bu dış ya da belki de iç (?) isteğe teslim oluruz? Ne zaman yaşamımızı ister bizden bir meslek? Ve bu istek, ne kadar tutkunun, ne kadar kapitalist sömürünün çağrısıdır? En nihayetinde bir meslek için yaşamımızı adamalı mıyız?

Meslekler ve yaşam tarzları

Niçe, bir mesleğin yaşam için bir kemer olduğunu yani yaşamı bir düzene ve kalıba soktuğunu söyler. Deneyim gereği bu önerme doğru görünüyor. Avukatlar sıkıcı, cerrahlar titiz, mimarlar yaratıcı değil midir?

Meslek erbablarının o kadar da birbirine benzediklerini düşünmüyorum aslında. Ama yine de meslekler bize tekrarlar ve alışkanlıklar sunar. Ve kim yaşamın alışkanlıklarımızın toplamından fazlası olduğunu söyleyebilir ki? Tam da bu yüzden, örneğin benim de mesleğim olan mimarların takıntılı ve detaycı olması ile, bir komedyenin ironik ve komik olması aynı şekilde doğaldır.

Yani her meslek, bize tekrarlar ve alışkanlıklar sunduğu oranda, belirli duygulanım ve düşünce biçimlerini de dayatır. 20 yıl bir mesleği yaptıktan sonra hangi marangoz demirci gibi düşünebilir? İnsanların kendilerine benzemerinin en önemli sebeplerinden birisi bu kanımca. Yani aslında siz yaşamınızı mesleğinize adamasanız da, mesleğiniz sizden yaşamanınız kısmen de olsa istemektedir.

Burn out.

Mesleklerin içindeki oyunbozanlar

Her şeye rağmen şunu sormak istiyorum: Gerçekten herkes herkese bu kadar benziyor mu? Aslında şunu soruyoruz: Bizi biz yapan düzenliliklerimiz yani benzerliklerimiz midir, yoksa aksaklıklarımız yani farklılıklarımız mi? Her mimar aynı işi aynı şekilde mi yapıyor gerçekten? Her tacir malını aynı şekilde mi satıyor?

Öyleyse bir insanı kendisi yapanın biraz da farklılıkları olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca şunu da söyleyebiliriz: Meslek erbabları içerisinde işini herkes gibi değil, herkesten farklı yapanlar sıyrılırlar aslında. Tam da bu yüzden, bir önceki bölümdeki argümanı kabul etmekle birlikte, mesleklerin hepimizi aynılaştırdığını da düşünmüyorum.

Evet, meslekler bizden belirli emekleri isterler. Ama bizi belirli birisine de dönüştürmezler. Tabii Çin’de yaşayan ve günde 12 saat çalışan bir işçi, ya da Türkiye’de yaşayan ve itina ile geleceksizleştirilmiş, geçinmek için iki işte birden çalışan bir emekçi değilseniz.

Hatta ve hatta, mesleklerin içerisindeki farklı kişiler yani mor inekler, dikkati kendilerine celbetme potansiyeli de taşırlar. Bu noktada bir mesleği yapma tarzına bireyin kişiselliğini kattığını ya da farklı bir yaklaşım geliştirdiğini söylemek zorunda kalırız. Çeşitliliklerin getireceği zenginliği küçümsememek gerekir.

İnsanlar neden kendini mesleklerine adar?

Ünlü mimar Loui Khan’in bu soruya cevabı mesleğin yaşamdaki diğer konuların aksine çok daha güvenilebilir ve ölçülebilir olduğudur. Kabaca doğru görünüyor bu, ne de olsa duygular ve insan ilişkileri değişkendir.

Ama bu cevap aslında daha fazlasını ima ediyor. Diyor ki, hepimiz sonsuz bir kaygının içindeyiz ve bundan kaçmak için küçük ya da büyük cevaplara ihtiyaç duyuyoruz. Kahn abimizin cevabı büyük bir cevap ve bir sürü bina ile birkaç gayri meşru çocuk 😦 Ama aynı soru hepimize sorulmuyor mu?

Pascal, insanların içlerindeki daimi mutsuzluk duygusundan kaynaklanan ve onları dışarıda meşgale ve eğlence aramaya sevk eden gizli bir içgüdüsü olduğunu söyler.

Leo Lowental, Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum, s.47

Bence insanların yaşamlarını bir mesleğe adamalarının sebeplerinden birisi bu. Çünkü büyük cevaplar, o cevabı ararken yenilseniz bile size en azından kurban ya da şehit rolü yapma şansı sağlar.

Bir başka sebep ise, kendini değerli hissetme ihtiyacı. Hepimiz birileri olmak, birisi olarak değerli olmak, değer görmek istemez miyiz? Başkalarının ya da en azından kendi gözümüzde. İşte kendini bir mesleğe adamak insana bu şansı sunuyor.

Ama burada daha fazla soru ile karşılaşıyoruz. Bir insanı değerli kılan neden mesleği ya da başarısı olsun ki? Öyleyse insan olmak başarılı olmak mıdır? Ya da genelleştirelim: İnsan olmak tutkulu olmak, bir tutkunun ya da idealin peşinden gitmek midir? İnsani olanı neden bu açmaza sürüklüyoruz?

Bir mesleğe kendini adamak gerçekten kutsal mı?

Bazı insanlar diğerlerinden daha idealistler. Bu cümle mantıklı gibi görünüyor ama aslında şunu söylemek daha doğru diye düşünüyorum: Herkes farklı konularda ve farklı şekillerde idealist, yani bildiği ya da bilmediği ilkelerin yılmaz takipçisi. Bununla ne demek isteriz, bir kumarbazla dünyanın en başarılı cerrahını ayıran bir şeyler yok mu?

Bir insanın yaşamını bir mesleğe adaması övülecek ve onurlu bir tavır gibi görünebilir. Bu kişinin tabii ki verdiği ödünler vardır, ve bunların ve emeklerinin karşılığında aldığı sonuçlar da vardır. Ve bunları da takır takır kullanmaktadır. Mesela bir kumarbaz gördüğünde onu aşağılar ve hakir görürken. 🙂

Peki kumarbaz ne yapar? Sürekli yanlış ve ikircikli tercihler yapmaktadır belki. Belki sürekli yaşamını ve mutluluğunu riske atmayı seviyordur. Belki kimin izlediğini merak ediyor ya da sevdiklerini üzmek istiyordur. Yani bilmediği ilkeleri ve değerleri vardır çoğu insan gibi.

Bu iki insan arasındaki nüans farkındalık mı? Ben bundan da hiç emin değilim. Cerrah düşünüp taşınıp mı kendisini yani yaşamını mesleğine adadı ve idealist bir doktor oldu? Yoksa annesinin verdiği terbiye, aşık olduğu kızın tıp seçmesi, fakir olmaktan çok korkması ya da “Doktorlar” dizisinin evde çok izlenmesi, babasının ona aşıladığı değersizlik hissi miydi onu bu idealin peşine düşüren? Bu soruya net bir cevap verebilir miyiz?

Eğer bu yaşamları kendisi yapacak bir farkındalık belirleyemiyorsak, bu iki kişinin kumara ya da doktorluğa, yani bir mesleğe ya da bir enkaza onları sürükleyen tutkuyu da karşılaştıramayız. Ve dürüst olmak gerekirse, söylememiz gereken hem cerrahın hem de kumarbazın tutkuları içerisinde özgür olmadıklarıdır.

Öyleyse tutkuları olan, yani bir hedefe ve kendilerinin bir imgesine bağlı olan insanların, sadece bağımlı ve sebatkar olduklarını söyleyebiliriz. Fakat burada bu sürekliliği kutsal yapacak ne var? Her şehit kutsal bir dava uğruna mı ölür?

Tükenmişlik sendromu

Kapitalizmin istediği kurban

Acaba yaşamımızı bir mesleğe adamakta bu kadar istekli olmamızın arkasında başka sebepler olabilir mi? Derin ve gizli bir hakikatin arayışında değiliz. Sadece sorumuzu tarihsel süreç, coğrafya ve ekonomi-politik çerçevesine oturtmak istiyoruz.

İlk akla gelen, tabii kapitalizmin çağrısı oluyor. Kapitalizm her zaman çalışmayı güzellemiyor muydu peki? Evet demek zorundayız buna, ama hiçbir zaman günümüzde olduğu kadar gizli şekilde yapmıyordu bunu. Bugün neoliberal iktidar teknikleri sayesinde, sistem bizim yaşamımızı kendi gönüllü icraatlerimizle koşulluyor.

Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır.

Byung-Chul Han, Psikopolitika, s.12

Bu teknikler, tüm yaşamın bir performansa dönüştürülmesi ve sosyal medya aracılığıyla yaşamın şeffaflaştırılması ile başlar. Artık bir dataya indirgenmiş birey, sistemin sunduğu başarı, kendini gerçekleştirme, mutlu olma gibi ideallerin peşinden koşar ve efendisinin idealini kendi idealine ve hatta yaşamına dönüştürür. İşte tam bu noktada yaşamını mesleğine adar bir insan. Çünkü değerli olmak için herkes bir performans ortaya koymalıdır bu düzende. Ya iyi bir tüketici, ya da iyi bir ürün sunan ve tüketim toplumunu besleyen iyi bir üretici olmalısınız, yoksa kendinizi değerli hissedemezsiniz.

Ama bu köşeye sıkışmışlık bile, her ülkede farklı bir şekilde tezahür ediyor. Örneğin 91 doğumlu benim kuşağım, 2014 krizini mezun olduğu esnada yaşadığından, sonraki kuşaklara göre çok daha az karamsar ve daha idealistti. Fakat benim daha genç insanlarda gözlemlediğim daha karanlık bir idealizm. Tanıştığım genç bir insan, abi zaten eğlenecek ya da dünyayı hatta Türkiye’yi gezecek param yok, en azından bir meslekte başarılı olmak istiyorum demişti. Demek geleceksizleştirilme‘nin düzeyi de idealizmin gerçekliğini ya da tarzını etkiliyor

Sonuç: İdealizm mi çaresizlik mi?

Genel bir sonuç olarak, insanın yaşamını mesleğine adamasının hem içsel hem de dışsal sonuçları olabileceğini görmüş olduk. Bunlardan bazıları yaşamın belirsizliğinden kaçmak, kendini değerli hissetmek, kendini kanıtlamak ya da sosyal bir statüye sahip olmak olabilir. Fakat bu içsel sebeplerin, dışsal etkenlerle ilişkili olduğunu da görmüş olduk. Evet, babamız aşılar bize aşırı sorumluluk duygusunu, ama onun aracılığı ile konuşan neoliberal iktidar teknikleridir. Ya da kaygıdan kaçıştır bizi mesleğimize bağlayan, ama bu kaygı hem varoluşsal hem de ekonomi-politiktir.

Öyleyse ben kendi adıma, idealist bir meslek bağlılığının, yani kendini / yaşamını bir mesleğe adamanın kutsal bir hamle olduğunu düşünemiyorum. Fakat sadece insanın güzelle karşılaşmasından doğan üretme ihtiyacını bundan ayırabilirim. Ama bu ayrı bir tartışma olacaktır ve sonucun yine inançsızlık çıkması da muhtemeldir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: