Fizikalizm ve Özgür İrade

Fizikalist zihin yaklaşımı Özgür İrade ile birlikte düşünülebilir mi? İnsanın beyin fonksiyonlarına indirgenmesi özgür iradeyi tehlikeye atmaz mı? Bu yazıda bu konuyu tartışacağız. Bu tartışma bağlamında fizikalist zihin anlayışı ve özgür irade kavramları üzerine konuşmuş olacağız.

Felsefenin ve Bilim’in ortaya koyacağı zihin tasavvurunun, özgür irade kavramını nasıl ele alacağımızı etkileyeceği açıktır. Zihnin natüralist tasvirinin özgür irade kavramı ile bağdaşmayacağı şeklinde kanılar olduğu gibi, bunun tam tersi yorumlar da mevcuttur. Bu yazıda, zihinsel fizikalist indirgemeciliğin bazı argümanları ve sonuçları kritik edilecek ve özgür iradenin bu bağlamda mümkünatı sorgulanacak.

Zihin ve Özgür İrade

Konunun önemi, zihin kavramını ele alışımızın, ‘insan’ ı ve Yaşam’ı nasıl ele alacağımızı belirleyecek olmasından gelir. Bilincin hem kavrayan hem de kavranan olması, onun araştırılmasını zorlaştırır. Zihnin doğası ve Qualia problemi, Bilim ve Felsefenin sınırlarında yer almakta ve gizemini korumaktadır.

Felsefe tarihine baktığımızda, en azından Descartes’tan beri subjektif Zihin kavramının merkezi konulardan birisi olduğunu görüyoruz. Descartes’in Düalist zihin – beden ayrımı, geleneksel zihin kavramının merkezi dayanaklarından biridir. Ancak bu yaklaşım gerek bilimsel gelişmeler neticesinde, gerekse Felsefi soruşturmalar neticesinde terk edilmiştir. Rhyle, ‘Makinedeki Hayalet Dogması’ olarak adlandırdığı bu ikici görüşün yol açacağı problemleri ortaya koymuş ve düalizmin kabul edilemez olduğunu göstermiştir.

Rhyle’ın katkısı, tartışmanın sonlandırıcısı değil, başlatıcısıdır. Bu tartışmayı etkileyen bir diğer gelişme ise, 20. yüzyılda beynin nöral faaliyetlerinin görüntülenmeye başlanması ve zihnin bilimsel açıklamasının detaylandırılmasıdır.

Çağdaş zihin felsefesinde, zihnin yapısının açıklanmasına ilişkin ana yaklaşımlardan bazıları şunlardır : İndirgemeci fizikselcilik, epifenomenalizm (natüralist düalizm), özdeşlik tezleri. Bunlardan ilkine göre, fenomenal zihin yaşantıları, beynin nöral faaliyetlerine indirgenebilirler. Fiziksel indirgemeciliğin bir türü olan Epifenomenalizm (natüralist düalizm tezi, beynin nöral faaliyetleri ile zihnin fenomenal yaşantıları arasında nedensel bir ilişki olduğunu ancak bu ilişkinin nöral faaliyetlerin belirleyiciliğine dayandığını iddia eder. Üçüncü yaklaşım ise, zihinsel olan ile fiziksel olanın derin bir katmanda birbiri ile paralel olduğu iddiasına dayanır. Bu yaklaşımın ana özelliği, zihinsel fenomenal yaşantıları bir ilüzyon olarak kabul etmemesidir.

Zihnin yapısı hakkındaki tartışmada kabul edilecek konumlardan her birisi, felsefenin muhtelif tartışmaları bağlamında çeşitli sonuçlar doğuracaktır. Özgür irade tartışması da bu yorumdan müstesna değildir. Bunu en iyi Libet’in ortaya koyduğu tezlerde görmekteyiz. Libet, yaptığı deneyler sonucunda, özgür ve istemli hareketlerin, aktör onları yapmaya karar vermeden önce onun zihninde nöral düzeyde belirlenmiş olduğunu iddia ederek, (belirli bir türde) indirgemeci fizikselci bir zihin tasviri sunar ve bunun sonucu olarak da özgür iradenin geçersiz olduğunu söyler.

Özgür irade tartışması, analitik felsefenin son elli yıldaki ana konularındandır. Bu literatürün temel sorusu, aktörün içerisinde yaşadığı dünyada kendi eylemlerinin belirleyicisi olup olamayacağı ve bu belirleyiciliğin niteliğidir. Konunun ikinci boyutu ise aktörün içerisinde yaşadığı dünyanın belirlenimci (determinist) olup olmadığı sorusudur. Bu iki temel konu çerçevesinde, özgür iradenin çok farklı yaklaşımlar ışığında tartışıldığı görülüyor.

Konunun önemi, özgür irade kavramının ahlaki sorumluluk, suç, ceza gibi konularla ilişkisinden ileri gelir. Bu kadar önemli bir konunun ele alınışında, Bilimsel alandaki son gelişmelerin dikkate alınması son derece doğaldır. Bu bakımdan zihin felsefesi ve nörobilimin, özgür irade tartışmasında önemli bir durak olduğu iddia edilebilir.

Çalışmamızın ilk temel sorunu, zihnin fizikalist – natüralist yorumunun özgür iradeyi ortadan kaldıracağı şeklindeki kanının dayanaklarının tartışılmasıdır. Bu bağlamda öncelikle fizikalist indirgeyici yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu bağlamda Libet deneyleri ve Libet’in yaptığı deneyler sonucunda ulaştığı tezler ele alınacaktır. Bunun ardından Dennett’in bu deneylere yaptığı karşı çıkış incelenecektir. Dennett’in güçlü eleştirisi ile Libet’i nasıl yanlışladığı ele alınacak ve düşünürün özgün yaklaşımın, natüralist bir özgür iradenin ortaya koyulmasına imkan sunup sunmadığı gösterilecektir.

Dennett’in yaklaşımının açmazları, çalışmamızın ele aldığı ikinci önemli sorunun şeffaflaştırılmasına olanak sağlar : Zihinin içerisinde olduğu birinci tekil şahıs perspektifinin üçüncü tekil şahıs persektifinden farklılığı, zihnin araştırılmasında önemli bir kriter sağlar. Özgür irade gibi zihin ile birlikte ele alınması gereken tüm araştırma konularında, bilincin fenomenal yorumunun dikkate alınmasını gerektiği bugün bazı yorumcular tarafından kabul görmektedir. Bu bağlamda Nagel’in eleştirisinin ele alınmasının ardından, Searl’ün Nöro-bilim bağlamında ortaya koyduğu özgün zihin modeli ve bu modelin özgür irade ile ilişkisi tartışılacaktır. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılacaktır.

Fizikalist zihin ile özgür iradenin yadsınması

İnsan zihninine ilişkin çağdaş tartışmalarda, temel sorun zihnin biyolojik süreçlerle birlikte nasıl ele alınabileceğidir. Günümüzde ruh gibi mistik açıklamaların, maddi olandan farklı bir töz düşüncesinin kabul görmeyeceği açıktır. Beyin görüntüleme, evrimsel psikoloji, genetik mühendisliği gibi yeni çalışma alanlarının sundukları verilerin zihinle birlikte değerlendirilmesi, farklı yaklaşımlar ışığında yapılabilir : Fiziksel indirgemecilik bunlardan birisidir.

Crick, fizikalizmi şaşırtıcı varsayım olarak adlandırır : Bu varsayım, sizin, neşelerinizin, üzüntülerinizin, anılarınızın, ihtiraslarınızın, benlik ve özgür irade duygularınızın, aslında çok sayıda nöron ve bunlarla ilişkili moleküllerin bir arada davranışından ibaret olduğudur.

İndirgemeci yaklaşım, zihinsel faaliyet ve fenomenal akışın fiziksel – kimyasal süreçlere indirgenebileceği iddiasına dayanır. Searl, indirgemeciliğin elemecilik (eliminativism) ile birlikte materyalizmin alt başlıkları olduğunu iddia eder ve bu iki yaklaşımı da eleştirir : Düşünüre göre elemeci yaklaşıma göre yönelimsel ve fenomenal zihin yaşantıları son kertede mevcut değildir, zira bunlar kendisinden başka bir şeydir. (Fiziksel – kimyasal süreçler) İndirgemecillik ise bunların varlığını kabul eder ancak bu yaşantıların üçüncü tekil şahıs perspektifine indirgenebileceğini savunur.

Öte yandan pek çok düşünür, indirgemeciliği savunmuştur. Dennett, sadece tek bir tözden söz edebileceğimizi, bunun da madde olduğunu, bu bakımdan zihnin de fiziksel bir olgu olarak kabul edilmesi gerektiğini savunur ve bu iddiasını ‘zihin beyindir’ cümlesi ile ifade eder.8 Bu yaklaşıma göre, beyin bir bilgisayarın donanımsal yapısına benzer, zihin ise yazılımsal yapısına.

Fizikalizmin önemli savunucularından bir tanesi, beyin görüntüleme tekniğini kullanarak yaptığı deneyler ile tanınan Benjamin Libet’tir. Libet’in çalışması, aynı zamanda sonuçları bakımından da konumuzla ilişkilidir. Zira düşünür, zihin ile ilgili çalışmaları neticesinde, Özgür İrade’nin var olmadığı sonucuna ulaşır.

Crick, Libet’in çalışmasının, deneğin iradi bir eylem esnasındaki ve öncesindeki beyin örüntülerinin değişiminin, deneğin eyleme geçme niyet ve isteğinin farkındalığının oluştuğu an ile ilişkisinin incelenmesine dayandığını söyler.9 Geleneksel zihin modeli, aktörün önce eyleme karar verdiğine, sonrasıda iradi eylemin başladığına dayanır. Ancak beynin yapısını inceleyen Libet farklı sonuçlara ulaşacaktır.

Libet, deneklerinin bir sayaca bakmalarını istedi ve bu sayacın hareketini durdurabilecekleri bir butonu onların ellerinin altına verdi. Onlardan rapor etmelerini istediği bilgi, butona ne zaman basmaya karar verdikleri idi. Denekler bu raporu daha sonra Libet’e aktardılar, Libet ise bu esnada deneklerin beyinlerini nöral düzeyde izliyordu. Libet, deneklerin beyinlerinden elde ettiği karar verme anı olan t’nin, rapor edilen karar verme anından yaklaşık 350 ila 500 milisaniye daha önce gerçekleştiğini fark etti bu süreyi ‘ahlaki boşluk’ olarak adlandırdı.

Libet’in gerçekleştirdiği deney, aktörün herhangi bir eylem için karar vermesinden ya da başka bir ifade ile kararının bilincine varmasından çok daha önce, aktörün beyninde (nöral düzeyde) bu kararın verilmiş olduğunu gösterir. Bu durumda aktörün özgür iradesinden söz edilemeyeceği açıktır. Böyle bir deneyden çıkarılan sonuçların, determinist (belirlenimci) bir doğa görüşü ile birleştirilmesi; özgür iradenin reddedilmesi ile sonuçlanır. Libet’in ulaştığı sonuç çarpıcıdır :

Özgür iradenin var olup olmadığı sorusuna deneysel bir yaklaşımda bulunacağım. Özgür – gönüllü eylemler, beyindeki belirli elektriksel değişimlerin gerçekleşmesinden (RP) 550 milisaniye sonra gerçekleşmektedir. İnsan özneler, niyetlerinin farkına RP gerçekleştikten 350 – 400 milisaniye sonra, motor eylem başlamadan ise 200 milisaniye önce varırlar. İradi süreç, zihin dışında gerçekleşir. Fakat zihinsel süreç hala çıktıyı kontrol etmektedir, o eylemi iptal edebilir. Sonuç olarak, özgür iradenin yok sayılabileceği görülmektedir. ‘

Dennett ve özgür irade

Libet’in deneyi, bilimsel belirlenimci görüşü güçlendirici bir etkide bulunur. Kuantum mekaniği bilimin belirlenimciliği gerektireceği savını zayıflatmış olsa da, bilimsel yaklaşım belirlenimciliğin savunulması için en önemli kaynaklardandır. Fakat başka bir belirlenimci olan Dennett, belirlenimcilik ve özgür iradenin bir arada savunulabileceğini iddia eder ve Libet’in ulaştığı sonuçlara güçlü bir eleştiri ile karşı çıkar.

Dennett, Libet’in deneyin sonuçlarını yanlış değerlendirdiğini savunur. Libet, üstü örtülü biçimde, aktörün, reddetmek isteyeceği şeyin bilincinde olana kadar onu reddedip reddetmeyeceğinizi ciddi biçimde düşünmeye başlayamayacağını varsaymaktadır. Burada bir bilinçsel yaşantının, eylemle naif şekilde eşleştirilmesinin eleştirisi ile karşılaşıyoruz.

Dennett’e göre Libet, deneyinin sonuçlarını değerlendirirken, geleneksel zihin anlayışının etkisinde kalır : ‘Bilgi gelene kadar bilinçli işlev Kartezyen Tiyatro’da bekler ve ancak ondan sonra, ilk kez, ona erişir ve ne yapılacağı üzerine düşünmeye başlar.’ Burada sorun, Libet’in aktörün karar vermesinin bilincine varmasını, aktörün verdiği ‘özgür’ karar ile aynı şey olduğunu varsaymasıdır. Zira aktör, bu karar bilince çıkmadan çok uzun zaman önce, beynin farklı bölümleri ile bu karar hakkında düşünmeye başlamış olabilir.

Dennett, zihnin beynin motor süreçlerinin dışında olmadığına işaret eder : ‘Döngünün dışında değilsiniz, döngü sizsiniz.’ Libet’in yorumunun, Dennett’in işaret ettiği açmaz sebebiyle geçersiz sayılabileceği görülmektedir. Araştırmamız bağlamında bu noktada, Dennett’in Libet’in aksine, özgür iradeyi kabul edip etmediği önem kazanır.

Evrimsel açıklamayı araştırmasının merkezine alan düşünür, zihnin fizikalist anlayışına dayanır. Dennett’in anlayışına göre, tüm diğer kavramlarımız gibi, ‘Özgür İrade’ de evrim sürecine tabidir. Özgür iradeyi, ilkel canlılardaki ‘kaçınabilme’, ‘strateji geliştirme’ yeteneği ile ilişkilendiren düşünür, bu canlıların dünyalarının belirlenimci olmasının, onların kendilerine özgü güçlerini ve yakaladıkları fırsatlardan yararlanmalarını engellemediğine işaret eder. İnsan aktörlerin ilkel canlılardan farkı, zihin aracılığı ile kendi içerisinde olduğu ortamı daha kapsamlı şekilde sorulayabilecek bir evrim basamağında bulunmasıdır.

Dennett’e göre; ‘belirlenimcilik yaptığımız şey dışında bir şey yapamayacağımızı, her olayın bir nedeni olduğunu ya da doğamızın değişmez olduğunu söylemez.’ İlkel canlılar nasıl hayatta kalmak için stratejiler geliştirebiliyorsa, insanlar da içerisinde oldukları karmaşıklık düzeyinde çeşitli stratejiler geliştirebilirler. Kültür, ahlaki sorumluluk, Özgür İrade gibi tüm kavramlar işte bu stratejilerin devamıdırlar ve bunların anlaşılması, içerisinde oldukları bağlamın anlaşılmasına bağlıdır.

Düşünürün yaklaşımı, Hume’cu Uzlaşmacı (Compatabilist) özgür irade anlayışı ile benzerlik gösterir. Bu yaklaşıma göre, dünyanın belirlenimci olması, özgürlüğü engellemez, aksine öngörülebilirliğin koşulu olarak bizatihi özgürlük için gereklidir. Öte yandan bu bakış açısından ele alınan Özgür İrade’nin, ‘özgürlük’ durumunu ne oranda sağladığı tartışmalıdır.

Dennett’in Özgür İrade’yi reddetmediğini, ancak onun anlamını değiştirdiğini görüyoruz. Düşünüre göre, bu kavram bir tür yapabilme kapasitesi olarak görülmelidir. Bu yaklaşımın, Özgür İrade tartışmasının önemini de tehlikeye atacağı açıktır. Peki Dennett, ‘Özgür İrade‘ kavramını yeniden formüle ederek neyi hedefler ?

Düşünürün kurtulmaya çalıştığı, katı belirlenimcilik anlayışıdır. Dennett; ahlaki sorumluluk, suç, özgürlük gibi kavramları yeniden formüle ederek bunların önemsiz olmadıklarını iddia eder ve onları fonsiyonları bakımından ele almamız gerektiğini söyler. Burada ulaşılan, Yumuşak Belirlenimci (Soft Determinist) bir anlayıştır. Fakat ulaşılan ahlaki sorumluluk anlayışının, pragmatist bir ahlakı nasıl aşabileceği belirsizdir.

Araştırmamız bağlamında, Dennett’in Özgür İrade‘ yoktur demesi ile ‘Özgür İrade‘ mümkündür demesi ve bunun içeriğini boşaltması arasında nasıl bir fark olduğu sorusu sorulabilir. Kanımızca, Dennett’in anlayışı, Özgür İrade’yi sadece işlevselliği bakımından kabul etmekte ve onu ilüzyon ile eş tutmaktadır.

Dennett’in Özgür İrade tasavvuruna ilişkin ikinci önemli problem ise, Dennett’in zihinsel fenomenal yaşantıları gölge fenonemler – epifenomenler olarak kabul etmesidir. Zihnin beyindeki elektro kimyasal süreçlere indirgenmesi, aktörün zihinsel süreçler ile herhangi bir özgür karar verebilmesi olanağını elinden almayacak mıdır ?

Dennett’in Libet’in aşan fizikalist zihin anlayışının, Özgür İrade tasavvurunun sınırlılığı ortaya koyulmuştur. Bu sınırlılığın tüm yönleri ile ele alınması bu yazıda mümkün olmayacaktır. Öte yandan, hem Libet’in hem de Dennett’in teorilerini eleştiren ve onların fizikalist indirgemeci zihin modellerini aşan bir natüralist bakışın ele alınması, tartışmamızın gelişimi açısından faydalı olabilir.

Fenomenal zihin ve özgür irade

Zihnin şu ana kadar incelenen fizikalist kavranışlarında, fenomenal zihin yaşantısı üzerine bir açıklama getirilmedi. Bu tarz görüşlere göre, fenomenal zihin yaşantıları epifenomenler, ikincil – türev fenomenler olarak ele alınır. Dennett, zihnin yapısında bulunan birinci tekil şahıs perspektifinin bir kullanıcı yanılsaması olduğu iddia eder, bu yanılsamanın merkezi metaforu ise ‘beyinde bir yerde bulunuyormuş gibi görünen ve bir Kartezyen Tiyatro olan benliktir.’

Zihnin en temel özelliği olan birinci tekil şahıs perspektifinin üçüncü tekil şahıs perspektifine indirgenebilirliği iddiası, bir inançtan ileri gitmez. Zira bu iddianın herhangi bir dayanağı yoktur. Nagel, indirgemeciliğin tehlikesine şu şekilde işaret eder : ‘Herhangi bir indirgemeci proje, neyin indirgeneceğinin analizine dayanmalıdır. Eğer analiz herhangi bir şeyi dışarıda bırakırsa, problem yanlış şekilde formüle edilmiş olur.’

Nagel, ünlü makalesinde, zihnin fenomenal – deneyimsel yaşantılarının, zihnin gözardı edilemeyecek özellikleri olduğuna işaret eder ve şu soruyu sorar : Bir yarasanın zihinsel deneyiminden, yarasanın bakış açısını çıkarırsak geriye ne kalır ? Düşünür, zihnin natüralist açıklamalarının, zihnin fenomenal yaşantılarını dikkate alması gerektiği uyarısını yapar ve klasik materyalist – darwinist açıklamaların bu bağlamda revize edilmesinin gerekliliğini gündeme getirir.

Nagel’in uyarısını dikkate alan natüralist düşünürlere, Searl örnek olarak gösterilebilir. Searl’e göre, zihnin temel özelliklerinden olan Yönelimsellik (Intentionality), ‘zihinsel durumların nesnelere yöneltilmesini, nesneler hakkında ve ve kendilerinden başka şey durumları hakkında olmalarını sağlayan özelliktir.’ Bu özellik, düşünüre göre biyolojik kökenlidir (düşünür bu iddiasını açlığın ve susuzluğun belirli nesnelere yönelmesi örneği ile kanıtlar), ancak zihnin yapısına içkindir.

Bu görüşe göre, zihin natüralist – bilimsel açıklamalara konu olabilecek bir olgudur, ancak araştırmacı onun yapısına uygun argüman ve yöntemleri keşfetmelidir. Searl’e göre, zihin fiziksel mikrostrüktürlere ontolojik olarak indirgenemez. Bu indirgenemezlik, sahip olduğu fazladan bir özellikten kaynaklanmaz, zihin indirgenemez çünkü birinci tekil şahıs perspektifine sahiptir, sübjektif bir ontolojiye dayanır ve bu o bu özelliği ile herhangi bir üçüncü telik şahıs perspektifine yahut objektif ontolojiye indirgenemez.

Bu durumda beynin nöronal düzeyi ile fenomenal zihin yaşantıları arasındaki ilişki nedir ?

Searl, zihnin bedeni hareket ettirdiğini söylediğimizde, söylediğimizin nöronal yapıların bedeni hareket ettirdiği olduğunu kabul eder. Öte yandan şu açıklamayı ekler : Nöronal aktivite bedeni belirli bir şekilde hareket ettirir çünkü zihinsel durumlar belirli bir şekilde gelişmiştir. Bu zihin modeline göre, zihin beynin bir özelliğidir ancak epifenomen değildir, onun tarafından etkilendiği gibi, onu etkileme olanağı da vardır. Searl’ün zihin ve nöronal düzey arasında bir birliktelik varsaydığını görüyoruz:

Searl, zihinsel süreçleri biyolojik bir süreç olarak ele alır ve dolaşımın motoru olan kalbin biyojik bir süreç olan dolaşımı meydana getirmesi gibi, beynin de zihinsel süreci ortaya çıkardığını söyler.

‘Prensip olarak bilince sahip olan yapay bir beyin yapamamamız için ortada hiçbir sebep yoktur. Vurgulanması gereken husus şudur : Bu tür her yapay beyin, içsel, niteliksel ve öznel bilinç durumları üretmek için insan ya da hayvan beyinlerinin fiili etkilerini taklit etmek zorunda olacaktır.’

Searl, zihnin temel özelliklerinden olan yönelimselliğin, aktör hakkında yapacağımız rasyonel açıklamalarda dikkate alınması gerektiğini ekler. Searl, aktöre ilişkin rasyonel açıklamanın yapısını ‘A, B’ye neden oldu’ şeklinde olamayacağını; bu açıklamaların ‘rasyonel bir Kendi (self) olan S, A eylemini gerçekleştirdi ve A’yı gerçekleştirirken, R akıl yürütmesini kullandı’ şeklinde yapılması gerektiğini söyler.

Bu uyarı, Özgür İrade tartışması için de geçerlidir. Zihnin en temel özelliği olan birinci tekil şahıs perspektifinin, Özgür İrade’nin imkanı gibi bir tartışmada göz ardı edilmesi sağlıklı olmayacaktır.

Searl, Özgür İrade ile aktörün dış etkenler ve fiziksel süreçler tarafından belirlenmiş olmamayı anlar : ‘Makro düzeyde tüm olayların yeter sebeplerinin bulunduğunu görüyorsak, sahih bir Özgür İrade’nin varlığından nasıl söz edebiliriz ?’ Bu problem, natüralist bir zihin açıklamasının Özgür İrade’nin varlığını kurabilmesi için can alıcı noktadır.

Searl’ün zihin modelini takip edersek, zihin ve beyindeki aktiviteler arasında paralellik bulunduğunda, Özgür İrade’nin her ikisinin birliğinde ele alınabilmesi gerekir. Düşünür, Özgür İrade sorununun, beynin nasıl çalıştığı ile ilgili bir problem olduğuna işaret eder. Peki beyindeki fiziksel – kimyasal süreçler, zihinsel süreçteki bir ihtimaliliğe, seçimin yapılacağı bir boşluğa nasıl imkan verebilir ?

Düşünür, bu noktada nöral düzeyin zihinsel durumları belirleyeceğini kabul eder, fakat nöral örüntü ve aktivitelerin gelecekteki nöral durumları belirleyeceği kesin değildir. Zira bu durumların belirlenmesinde, fenomenal zihin yaşantıları da etkide bulunacaktır. Zamansal boyut içerisinde sistemin kendi iç etkileşimlerinin, sistemin gelişiminde çeşitli ihtimallerin varlığını mümkün kılabileceği umulabilir.

Burada altı birkez daha çizilmesi gereken, Özgür İrade’nin içerisinde nüvelenebileceği boşluğun, nöral düzeydeki etkileşimler tarafından değil, yönelimsel zihinsel akışı içerisinde kurulduğudur.(Öte yandan Searl, zihin ve beyin paralel olduğundan, bu boşluğun bir şekilde nörobiyolojik düzeyde karşılık bulabilmesi gerektiğini de ekler.)

Searl, ‘Freedom and Neurobiology’ isimli çalışmasında, Özgür İrade ile ilgili iki argümanın savunulabilir göründüğü sonucuna varır. Bunlardan birincisi epifenomenalist bir belirlenimcilik (determinizm) anlayışıdır. Bu teze göre zihnin dünya üzerinde hiçbir etkisi yoktur ve aktör Özgür İrade’yi işletemez. Daha az iddialı olan bu tezin, zihnin fenomenal yönünü reddetmek gibi temel bir kusuru bulunur.

İkinci tez, bir Kendi (Self) olarak aktörün rasyonel kararlar alabilmesine ve iradesini özgürce işletebilmesine dayanır. Bu argümana göre :

‘Beyin öyle bir şeydir ki, zihinsel Kendi (belirlenmemiş bir) boşluğun içerisinde karar verebilmekte ve bunları uygulayabilmektedir. Bu kararlar ve eylem, herhangi bir şekilde, yeterli koşullar tarafından önceden belirlenmemiş olmalıdır, fakat bunların ikisi de aktörün açıklayabileceği akıl yürütmeler (reasons) tarafından belirlenebilmelidir.’

İkinci iddianın güçlü yönü, zihinsel durum ve yaşantıları Özgür İrade ile ilişkiye sokmayı denemesidir. Böyle bir çalışmanın, aktörün ve Özgür İrade’nin daha doğru bir açıklamasını vereceği beklenebilir. Öte yandan şu da bir gerçektir ki, Özgür İrade’nin zihin ile nasıl ilişkilendiğine ilişkin ikna edici açıklamalara sahip değiliz.

Bu argümanın ikinci zorluğu, zihnin nasıl çalıştığına ilişkin güçlü bir açıklamaya henüz sahip olmamamızdır. Bu bilinin, Nörobilim çalışmaları neticesinde ortaya koyulabileceği umulmaktadır.

Üçüncü güçlük ise, Özgür İrade’nin gerçekleşmesine imkan sunabileceğini kabul ettiğimiz boşluğun, nöral seviyede nasıl gerçekleşeceğidir. Searl, varlığından haberdar olduğumuz tek belirlenimsizliğin kuantum belirlenimsizliği olduğunu hatırlatır ve eğer zihinsel – nöral süreçlerde Özgür İrade bir şekilde gerçekleşebiliyorsa, bu durumun kuantum belirlenimsizliğiyle ilişkili olacağını iddia eder. Fakat bu durum bir başka açmaz yaratır, zira kuantum belirlenimsizliğinin sisteme kattığı rastlantısallık, Özgür İrade ile nasıl bağdaştırılacaktır ? Çünkü Özgür İrade yaygın olarak, rastlantı faktörü değil, belirli akıl yürütmeler aracılığı ile aktörün karar vermesi ile ilişkilendirilir.

Searl, bu iki hipotezden birincisinin daha basit ve bugünkü biyoloji bilgimizle daha uyumlu olduğu yorumunu yapar. İkinci hipotez ise, tek bir gizemi çözmek için iki yeni gizeme başvurduğu için sorunludur : ‘Bizler Özgür İrade’nin bir gizem olduğunu düşünürüz, fakat Zihin ve Kuantum Mekaniği iki bağımsız ve belirin gizemdir.’ Düşünür, konunun yeni yorumlara ve tartışmalara açık olduğunu belirterek çalışmasını bitirir. Bu yorumların daha da geliştirilebilmesi için, hem yeni bakış açılarının, hem de yeni Bilimsel açıklamaların gerekli olduğu açıktır.

Sonuç: İrademiz özgür mü?

Çalışmamızın amacı, zihnin fizikalist açıklamasının Özgür İrade ile bağdaşabilirliğinin sorgulanması idi. Bu amaçla muhtelif natüralist görüşlerin zihin tasvirleri incelenmiş ve bu görüşlerin Özgür İrade’nin gerçekleşmesine fırsat sunma yetenekleri karşılaştırılmıştır.

İlk bölümde, fizikalist yaklaşım özetlendi ve bu yaklaşımın savunucularından Libet’in çalışması incelendi. Libet, yaptığı deneylerle, beyindeki nöral aktivitelerin aktörlerin karar verme bilincine ulaşmalarından önce gerçekleşmesi sebebiyle, Özgür İrade’nin beynin yapısına uygun olmadığı sonucuna varmıştı. Burada yapılan zihin tasviri, tamamen beyindeki aktivitelerin belirleyiciliğine dayanan, epifenomenal bir resimdir. Konumuz bağlamında, Libet’in katı belirlenimci bir sonuca ulaştığı ve Özgür İrade’yi reddettiği söylenebilir.

Dennett, Libet’in yaptığı deneyi değerli bulmakla birlikte, ulaştığı sonuçları yadsımış ve onun geleneksel zihin modelinin etkisi altında kaldığını iddia etmişti. Bu güçlü eleştiri, zihinde Libet’in çalışmasında örtülü olarak varsaydığı bir karar verici merkezin, bir Kartezyen Tiyatro’nun bulunduğu örtülü argümanının yanlışlığına dayanır. Dennett, bu eleştirisi ile Libet’in ulaştığı katı belirlenimcilikten kurtulabilmektedir.

Dennett’in kullandığı Kartezyen Tiyatro metaforu, düşünürün çalışmasında fenomenal zihinsel yaşantılara ve zihin durumlarına biçtiği değeri de açıklar. Dennett’e göre bunlar nöral faaliyetlerin belirlediği sonuçlar ve yanılsamalardır, bir nevi evrimsel süreçte gelişmiş kullanıcı arayüzüdür. Buradan hareketle düşünürün zihin için epifenomenal, yani tali ve etkisiz bir tasvir yaptığı sonucu çıkarılabilir.

Peki Dennett’in fizikalist açıklaması, Özgür İrade için bir imkan sunabilmekte midir ? Dennett, katı belirlenimcilikten, Özgür İrade’nin içeriğini dönüştürerek kurtulmaya çalışır. Dennett’e göre, belirlenimciliğin kadercilik olarak yorumlanması bizatihi yanlıştır. Tam aksine, Humecu bir bakış açısıyla, öngörülebilirliğin evrimsel süreçte her zaman canlıların hayatta kalma stratejilerine katkısı olduğu söylenebilir. Dennett’e göre Özgür İrade, bir strateji geliştirme yetisi olarak ele alınmalı ve işlevselci anlayış içerisinde anlaşılmalıdır.

Dennett’in bu açıklama ile ahlaki sorumluluk, ceza, seçim yapmak için düşünmenin (deliberation) anlamlı olup olmaması gibi temel problemleri çözmeye çalıştığını düşünmekteyiz. Bu konuda başarılı olup olunamayacağı başka bir tartışmanın konusur. Ancak Dennett’in Libet’in belirlenimciliğini hangi anlamda aştığı sorusu sorulmaya değerdir. Eğer hem aktör, hem de Özgür İrade evrimsel mekanizmalar içerisinde gelişiyorsa, aktörün Özgür İrade’sini işletebileceği nasıl savunulabilir ?

Dennett’e yöneltilebilecek bir diğer güçlü eleştiri ise, onun epifenomenal zihin anlayışını merkeze almasına dayanır. Bizler evrimsel süreçte, canlıların rasyonel mekanizmaları geliştirebilmek için çok büyük bir bedel ödediklerini biliyoruz. Eğer bu mekanizmaların karar verme sürecinde bir etkisi yok ise, fenomenal zihinsel süreçler evrimsel süreçte neden bu kadar bedel ödenerek geliştirilmiş olabilir ? 38

Bu eleştirinin bir başka yönü ise, zihinsel süreçlerin tamamen nöral aktiviteye indirgenmesinin, insan zihninin kavranışında bize ne kadar uygun bir tablo sunduğunun tartışmalı olmasıdır. Nagel’in sorunsallaştırdığı üzere, tüm zihinsel süreçlere içkin olan birinci tekil şahıs perspektifinin üçüncü tekil şahıs perspektifinden ontolojik olarak farklı oluşu, bu süreçlerin nöral aktiviteye nasıl indirgeneceğini sorunlu kılar. Nagel buradan hareketle mistik bir açıklanamazcılık iddiasına varmaz, fakat zihnin her açıklamasının objektif bir fenomenolojiye ihtiyaç duyacağını savunur.

Nagel’in işaret ettiği sorundan hareket eden Searl, yönelimselliğin zihinsel yaşantıların temel bir özelliği olarak kabul eder ve insan zihninin daha kapsamlı bir açıklamasını yapmaya çalışır. Nöral aktiviteler ile fenomenal zihinsel yaşantıların bir bütünün parçası olduğunu iddia eden düşünür, Özgür İrade’nin de ancak bu birliktelik içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini söyler.

Searl’e göre beyindeki bir nöral durum bir sonraki için yeter sebep olamaz, zira her nöral durum aynı zamanda zihinsel bir süreç ile birlikte işler. Özgür İrade’nin nüvelenebileceği boşluk, nöral aktivitelerde değil, zihinsel süreçlerin akışındaki boşluklarda ve zamansal süreklilikte bulunabilir.

Bu hipotezin pek çok problemi beraberinde getirdiği açıktır. Bu boşluk, hangi anlamda belirlenimci olmayacaktır ? Eğer zihinsel süreçlerin kuantum belirlenimsizliği ile bir ilişkisi var ise, bu belirlenmemiş eylemlerin Özgür İrade’nin imkanı olması mümkün olabilir mi ? Yoksa ortaya çıkan rastlantısallık, Özgür İrade’yi yeniden tehlikeye mi atacaktır ?

Hipotezin güvenilirliği, aynı zamanda Özgür İrade’nin ve Zihnin yapısının günümüzde yeterince açıklanamamış olması bakımından da tehlikededir. Bu argümanın, şimdilik sadece bir perspektif sunma imkanı bulunuyor. Öte yandan bu argüman, fizikalist bir zihin tasavvur etmesine rağmen zihinsel süreçlerin varlığını kabul etmesi, natüralist bir yaklaşımla Özgür İrade’yi birlikte ele alabilmesi gibi pek çok meziyete de sahiptir.

Ele aldığımız ana yaklaşımlardan üçüncüsünün, belirlenimciliği aşması bakımından Libet’in yaklaşımından, zihinsel süreçleri epifenomen olarak kabul etmemesi bakımından Dennett’in yaklaşımından üstün olduğu görülmektedir.

Çalışmamızda, zihnin fizikalist açıklamalarının karşılaştığı sorunlar ve bu sorunları aşmak için geliştirdikleri stratejiler incelenmiştir. Bu stratejilerin yaşadıkları temel problemlerin şunlar olduğu düşünülmektedir :

  1. Beyindeki nöral aktivitelerin yorumlanmasının nasıl yapılacağı konusunda henüz bir birliğe varılamamış olması. Nörobiliyolojik araştırmalar, bir zihin modeli varsayılarak yürütülmekte ve bu modele göre nöral durumlar zihinsel durumlarla eşleştirilmektedirler. Ortaya koyumuş modellerin, elde edilen araştırma sonuçlarına göre sürekli revizyonu yapılarak kritik edilmesi gerekmektedir. Nörobiyolojiye ilişkin çalışmaların bu eksikliği gidereceği umulmaktadır.
  2. Zihnin fenomenal yaşantılarının muhtelif fizikalist indirgemeci yaklaşımlar tarafından ihmal ediliyor olması, zihnin kavranışında yanlış yorum ve sonuçlara ulaşılmasına sebep olabilmektedir. Kanımızca, çalışmamızda incelenen fizikalist yaklaşımlar içerisinde bu problemden en müstesna olan Searl’ün çalışmasıdır. Zihnin kedine özgü bu yönünün ihmal edilmesinin, Özgür İrade’nin tartışılmasında da zaafiyet doğuracağı malumdur.
  3. Elemeci ya da indirgemeci materyalizm, darwinizm, düalizm gibi ontolojilerin; zihnin kavranmasında yanlış yorumlar yapılmasına zemin hazırlayabildiği görülmektedir. Bu görüşlerin her birinin, insan zihnine ilişkin son araştırmalar ışığında kritiğinin yapılmasının; konu bağlamında yararlı olacağı varsayılabilir.
  4. Özgür İrade ve belirlenimcilik (determinizm) kavramlarının felsefi soruşturmasının, günümüzde hala gerekli olduğu görülmektedir. Bu kritiğin, Nörobiyolojinin son verileri ışığında yürütülmesi faydalı olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: