Fenomenoloji ne işe yarar?

Fenomenoloji felsefenin en derin ve zor kısımlarından birisi olsa da belirli kullanılmalarıyla son derece faydalı ve yöntemsel. Dahası fenomenologlar çoğunlukla düşünme yöntemleri/ yolları geliştirmeye çalıştılar. Öyleyse biz de bu yoldan ilerleyelim ve fenomenolojinin ne işe yaradığını tartışalım.

Bu konuyu ele alma tarzımız, fenomenoloji temelinde bazı sorunlar doğurabilir. Çünkü fenomenoloji, betimleyici bir yönteme dayanır ve net sonuçlara ulaşmaktansa yollarla ve yolların nitelikleriyle ilgilenir. Fenomenoloji analizden ziyade betimlemeye dayanır.

Ama işe yaramayan hiçbir düşünce var olmayı sürdüremez. Üstelik fenomenoloji sadece var olmamış, 20. yüzyıl düşüncesini kapsamlı şekilde etkilemiştir. Peki fenomenolojinin günümüz düşüncesine katkısı nedir? Fenomenologlar ne yapmaya çalıştılar? Hangi ufukları açtılar? Fenomenoloji ne işe yarar?

Fenomenoloji nedir?

Fenomenoloji bir felsefe yapma biçimi. Fenomenologlar, şeylerin ne oldukları ve özleri ile değil, nasıllıklarıyla ilgilenirler. Bir sergiye gittiğimde bir sanat eseri kendisini bana nasıl sunar? Bir rock müziği klasiği bana nasıl verilir ve beni nasıl heyecanlandırır? Bu verilişlerin şartları ve yolları nelerdir?

Fakat fenomenolojinin betimleyici yaklaşımı, tekil deneyimlerle sınırlı kalmaz. Çünkü her veriliş (givenness) tarzı belli yapılar ve koşullar içerisinde var olur. Örneğin hatırlama fenomeni ile algılama fenomeninin benzer ve farklı bir çok ozelligibulunur. Bu öznel deneyimlerin, nesnel koşulları fenomenolojinin konusudur.

Her veriliş belirli bir bağlam, çevre ve ufuk içerisinde söz konusudur. Fenomenoloji bu birlikteliği uçtan uca ele almaya çalışır işte. Birlikteliğin bir ucunda öznellik diğer ucunda ise öznellik ile korele olan ufuk, yaşam, dünya bulunur.

Ama bu iki kutup, birbirinden ayrılamaz fenomenolojiye göre. Daha doğrusu ancak öznellik ile nesnellik ayrımı yapılmamasıyla mümkün olur fenomenoloji.

Bazıları fenomenin salt öznel bir şey, nesnel olarak varolan gerçekliği gizleyen bir peçe ya da bir sis perdesi olduğunu iddia etse de, fenomenologlar iki dünya öğretisi adını verdiği şeyi, yani kendisini bize sunan, bizim anlayabildiğimiz dünyayla kendinde dünya arasında ilkece bir ayrım yapmamız gerektiği önerisini reddederler.

Fenomenoloji: İlk Temeller, Dan Zahavi, s.24

Fenomenolojinin bu iki kutbu birleştirmek için (yani görülür dünya ve asıl dünya ikiliğini aşmak için) bulduğu formül, yönelimselliktir. Yönelimsellik, dünyanın kendisini sunma biçimidir ve aşkın özne ile bilince içkin korelatların birlikteliği bu sayede gerçekleşir. Farklı fenomenologlar bunu farklı düzeylerde iddia etseler de, temel olarak yönelimselliğin hem zihin için hem de dünyanın kendisini sunması için en önemli modus olduğu iddia edilir.

Fenomenoloji, bir tür zihin felsefesi olarak görülebilir. Fakat fenomenolojinin zihinle ilgilenmesi, dünyayla ilgilenmesinden ileri gelir. Çünkü dünya, kendisini bilinçle açığa vurur. Özne her zaman oradadır ve çeşitli verilmişlikler içerisinde, onlarla birlikte tezahür eder.

Fenomenolojinin doğuşu: Husserl

Husserl, fenomenolojinin ilk halini 20. yüzyıl başında ortaya koyar: Transandantal fenomenoloji. Husserl’in amacı, felsefe ve bilimler için sağlam bir temel sağlamaktı. Ama 20. yüzyılın başı böyle bir temelin kurulması için son derece engebeliydi.

Husserl’in amacı, doğal düşünüşü ve naturalizmi (doğalcılık) aşabilmektir. Doğal düşünüş, gündelik dille yapılan kaba düşünme biçimidir. Kültürün ve tarihin tüm bagajına sahiptir bu düşünme. Naturalizm ise bilimi tek yargıç kılarak, felsefenin kapsamını ve yaşamın kendine özgülüğünü yok sayıyordu.

Fenomenolojinin ana kaygısı tam olarak öznelle nesnel arasındaki bu ilişkiyi açıklamaktır. Husserl için, fenomenolojideki en büyük ve en önemli problemler, bilim-öncesi olanlardan daha yüksek bilimsel rütbede olanlara, bilincin farklı türden nesnellikleri nasıl kurduğu sorusuyla ilişkilidir.

Fenomenoloji: İlk Temeller, Dan Zahavi, s.37

Bilimin kendisinin gördüğü dünyanın dışını reddetmesi, dünyamızı fakirleştirir oysa. Çünkü bilim, sadece ölçtüğü dünyaya ulaşabilir. Fakat bunun ötesinde bir kültür dünyası, yaşam dünyası, tinsel dünya mevcuttur. Buna ise ancak felsefe ulaşabilir.

Peki burada fenomenolojinin sağlayacağı özel fayda nedir?

Fenomenoloji, dünyadaki deneyimimizin ne öznel kutbunu ne de nesnel kutbunu yok saymaz. Dünyanın bize verilişinden başlayarak, dünya ile aramızdaki bağı betimler ve özne ile aşkınlığın karşılıklı kuruluşunu (konstitüsyon) açıklar. Fenomenoloji epokhe, konstitüsyon, transandantal indirgeme, fenomenolojik indirgeme gibi bir dizi yöntemle verilişin yapılarını betimler.

Husserl fenomenolojiyi, natüralizmin nesnelligini ve gündelik düşünüşün naifliğini aşmak için geliştirmişti. Peki bu durum neden kritikti? 2l. yüzyıl başında neden bu düşünceyi ortaya koymuştu Husserl?

Çünkü Husserl, bu dönemde hem bilimlerin, hem felsefenin, hem de Batı ruhunun ve Avrupalılığın kriz içinde olduğunu söyler. Bilimler krizdedir çünkü kendilerine kesinlik sunacak bir temelden ve hayatla ilişkilerini sağlayacak bir rehberden yoksun olarak nesnelerini yorumlamaya çalışıyorlardı.

Felsefe krizdeydi çünkü yaşamla, öznellikle ve nesnellikle ilişkisini yitirmiştir. Bilimler felsefenin alanını işgal ettiğinden, felsefe kapsamlı temellendirmesini ortaya koyamıyordu. Ve felsefe, bu kriz yüzünden insanlık için kritik rolünü oynayamıyordu.

Bilim, prensip olarak, mutsuz çağımızın sunduğu en uğursuz ve en yıkıcı soruları dışarıda bırakır: insan varoluşunun anlamlılığına ya da anlamsızlığına ilişkin soruları.

The Crisis of European Sciences and Transcendental Phenomenology, Husserl, s.6

Felsefenin krizi, Avrupalılığın krizi ile doğrudan ilişkilidir. Çünkü felsefe ve özgür düşünce, her zaman Avrupa ruhunun merkezinde yer almıştı. Felsefe eğer bu rolü üstlenmeyi keser, bilimler ve diğer kurumlar tarafından baskılanırsa, Batı ruhunun kendisi krizden kurtulamayacak ve felakete sürüklenecektir. İşte bu sebeple, felsefenin aşkınsal (Transandantal) fenomenoloji olarak gerçekleşmesi gerektiğini iddia eder Husserl.

Husserl’in iddia ettiği gibi fenomenolojinin krizden tek çıkış yolu olup olmadığı ya da bir krizin ya da krizden çıkışın söz konusu olup olmadığı tartışmalıdır. Fakat Husserl fenomenolojisinin bize bazı avantajlar ve araçlar sunduğu kesindir.

Ama fenomenolojinin 20. Yüzyıla vuracağı asıl damga onun açacağı ufuklardı. Fenomenoloji 20. Yüzyılda çok geniş uygulama alanları açacak ve Husserl’in öngördüğü şekilde gerçekleşmese de çok çeşitli şekillerde gerçekleşecektir. Örnek olarak Heidegger’in fundemental ontolojisi, Merleau-Ponty’nin algı fenomenolojisi, Michel Henry’nin Yaşam fenomenolojisi, Ricoeur’un hermeneutiği verilebilir.

Fenomenolojiden Ontolojiye: Heidegger

Fenomenolojinin ikinci büyük atılımı Heidegger ile yaşanır. Heidegger, fenomenolojinin pek çok kavramını dönüştürerek kullanacak ve onu teknik bir felsefi akımdan, varoluşçuluk gibi popüler bir felsefi akıma dönüştürecektir. (Her ne kadar Heidegger varoluşçu sıfatını kabul etmese de.)

Heidegger’in ilk adımı, Husserl’in yönelimsellik kavramını bir-dünya-içindelik (In-der-welt-sein) kavramı olarak yeniden ele almasıdır. Bu dönüşüm ile felsefenin odağı, Dasein’ın dünyaya doğru kendini aşması, aşkınlaşması ve dünya ile birlikte var olmasına çevrilir.

Dasein diğer dünya dahilindekiler gibi basitçe ‘dünya’ nın içinde bulunmaz. O aynı zamanda bir dünyaya sahip olur. ‘Dünya içinde varlık olmak, bir yerde nesnelerle ve insanlarla anlamlı ilişki içinde olmaktır.’ (A. Kadir Çüçen, 2015, 63) Fakat bu anlamlı ilişki, birtakım fay hatları üzerinde kurulur.

Heidegger’e göre geleneksel olarak, şeyler ile teorik karşılaşmayı önceleme eğilimindeyizdir, şeyler ile mevcut oldukları gibi (Vorhandene) karşılaştığımızı düşünürüz. Oysa bizler şeyler ile ilgilerimizden kaynaklanan görevler ve yapabilmeden, yani bir tür ‘El’e amadelik’ten (Zuhandensein – ‘readiness to hand’) hareketle ilişki kurarız. (Moran, 2000, 233) El’e amadelik, şeyler ile şeylerin ilişkili olduğu projeler ve diğer alet setleri ile ilişkileri içerisinde karşılaşılmasıdır.

Fakat burada bir anlamlılık söz konusu değildir. Anlam, bu projelerin sürekliliğinin kırılmasıdır, dünyasallık içine batmanın kesintiye uğramasıdır, hiçliğin gün yüzüne çıkmasıdır. Bu ise ancak Kaygı ve ölüm ile ortaya çıkar. Dasein ancak ölüm ve Kaygı deneyimleri ile hiçliği dolayısı ile varlığı ve anlamı deneyimler.

Husserl’in epokhesi fenomenolojik indirgemedir ve felsefi bir tekniktir, Heidegger’in epokhesi ise Kaygı ile hergünkülüğün yani gündelik hayata angajmanın kesintiye uğramasıdır. Yani Husserl felsefeyi öznellik nesnellik ilişkisinin çözümlenmesinden başlatırken, Heidegger felsefeyi gündelik deneyimin fay hatlarından ve ruh hallerimizden başlatır.

Husserl’den Heidegger’e geçerken, fenomenolojinin büyük dönüşümü işte budur. Fenomenoloji, yaşamı en iyi yakalayan felsefi tekniktir belki Husserl için. Ama Heidegger’de fenomenoloji, yaşamın kendisine daha çok yaklaşır. Çünkü Heidegger ile insan düşünen öznenin ötesinde ele alınmaya başlanır.

Fenomenoloji ve Kültür felsefesi

Fenomenolojinin pek çok uygulama alanı var ve burada her birini işlememiz mümkün olmayacaktır. Burada keyfi şekilde, Michel Henry‘nin kültür eleştirisini ve fenomenolojiyi buraya nasıl uyguladığını ele alalım.

Michel Henry’nin çalışması, öznelliğin hangi zeminde ortaya çıktığı ve sürdüğünün, Husserl ve hatta Heidegger’e göre daha radikal bir sorgulanmasını hedefler. Henry, temel çalışması The Essence of Manifestation’ın girişinde, Kartezyen soruşturmanın hiçbir zaman yeterince radikal ol(a)madığını, çünkü bir araştırmada özne ve egodan söz edildiğinde halihazırda naif bir kabulün söz konusu olduğunu, oysa bu durumda Varlığın halihazırda görünürlüğe çıkmış olduğunu söyler. (The Essence of Manifestation, M. Henry, s.2)

Michel Henry’e göre aşkınlığın dayandığı içkinlik düzlemidir ve ancak bu kökensel hakikat gerçek temeldir. Bu temel bir fenomendir ancak bu fenomen, ancak indirgenemeyen içkin (immanent) bir ifşa (revelation) olarak anlaşılabilir. Michel Henry, Husserl’in çalışmasını, Heidegger’in tersi yönde takip ederek, aşkınlığa doğru değil, içkinliğe doğru geliştirir.

Michel Henry’nin teorisi fazla tekniktir, ama özetlemek gerekirse düşünür duygulanım ve ilksel kendilik-hissinin (auto-affection) fenomenolojinin temel araştırma konusu olması gerektiğini söyler. Bu tercih önemlidir, çünkü bu tercihten sonra düşünce değil his ve duygulanımlar yaşamın merkezine yerleştirilir.

Bilimsel bilgi, fenomenolojik bir düzeye karşılık düşmediği sürece bir anlam ifade etmez. Sistem oluşturan bilginin bütünü, açıklamaya çalıştığı dünyaya ait bir fenomenal ufukta bir araya gelir. Bu yüzden dünyanın nihai bir bilimsel indirgemesi asla mümkün olmaz.

The Essence of Manifestation, M. Henry, s.49

Henry’nin kültür eleştirisi de işte burada nüvelenir. Henry, Galileocu bilimin kalbine ve merkezine yerleştiği Batı kültürünün, bu hastalık yüzünden canlılığını yitirdiğini söyler. Bu aslında Husserl’in Kriz eleştirisinin ileriye götürülmesidir: Husserl bilimlerin felsefenin yerini almasının ve natüralizmin krize sebep olacağını iddia etmişti, Henry ise bilimlerin yanında bilimselleşmiş ve kendisini Uygarlığın kalbine yerleştiren teknik bir felsefenin de aynı tehlikeye yol açacağını söylediğinden daha da karamsardır.

Henry, günümüz kültüründe uygarlık yerine barbarlığın hakim olduğunu söyler. Bu barbarlık, üniversitenin tahrip edilerek meslek öğrenilen bir yer halini alması, sanaton popüler olana teslim edilmesi, kültürel fenomenlerin değerlerinin düşmesi ve alınıp satılır nesnelere dönüşmesi, bilimin dünyayı tasnif edip bir katalog haline getirilmesi, dinsel ve sanatsal deneyimin değerlerinin düşürülmesi gibi çeşitli şehirlerde tezahür eder Henry’e göre. Yaşamın hastalığı, insanlığın sonunu fhazırlamaktadır.

Sonuç: Fenomenoloji ve dünyanın çehreleri

Bu yazıda, fenomenolojinin ne olduğu ve fenomenolojinin ne işe yaradığı sorularını tartıştık. Fenomenolojinin Husserl tarafından hangi ihtiyaçlar üzere geliştirildiği, Heidegger ve Henry tarafından nasıl dönüştürüldüğü ve hangi boyutları kazandığı üzerinde durduk.

Bu tartışmalar, fenomenolojinin farklı uygulamaları olarak görülebilir. Bu farklı alanlara fenomenoloji bu katkıları yapmıştı. Dahası günümüzde fenomenoloji, zihin felsefesi ve dil felsefesi gibi alanlarda da uygulama alanı bulabiliyor. Çünkü bu felsefe konuları için, özellikle nesnellik arasındaki ilişkinin fenomenolojisinin incelenmesi gerekli olmaktadır.

Yani fenomenoloji, Husserl’in kurduğu şekilde gerçekleşmese de, birçok ihtiyaca cevap vermişti. Ve bugün kıta felsefesi ile analitik felsefe arasında geçişken bir noktada konumlanabiliyor. Fenomenolojinin bugünkü açılımları burası için fazla geniş bir konu olsa da, bu durumun varlığı inkar edilemez. Öyleyse bugün hala fenomenoloji nedir ve fenomenoloji ne işe yarar sorularını sormak hala anlamlıdır.

“Fenomenoloji ne işe yarar?” için bir cevap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: