İslam’da Arapça, Yüzüklerin Efendisi’nde Elfçe: Dil kutsal olabilir mi?

Bu yazıda belirli bir dilin kutsallığının ve din dili olarak kabul edilmesinin ne manaya geleceğini tartışalım. İslam’da neden Kur’an’ı Kerim’in Arapça okunuşu Türkçe okunuşundan daha muteber ve kutsaldır? Allah Türkçe’yi ya da başka dilleri kendisi yarattığı halde anlayamıyor mu? Bazı diller diğerlerine göre daha kutsal olabilir mi?

Ama düşünme egzersizi olarak şunu da soralım: Yüzüklerin Efendisi gibi bazı fantastik anlatılarda neden bazı türler ve diller kutsaldır? Frodo kara büyü yapılmış bıçakla yaralandığında, onu ancak sarışın ve ışıkla yıkanmış bir elf prensesi (Arwen) kurtarmıştı. Ve bu kadının kendi dilinde konuştuğu elfçe büyü kelimeleri, onun yarasını iyi ediyor muydu bilmiyoruz. Ama izleyiciyi hayran bırakabiliyordu ve diğer kısa boylu çirkin hobbitleri…

Anlamadıkları bu dile büyülenerek baktı hobbitler. Bu dil kutsal mıydı? Yoksa kutsallık elflerin kutsal ve üstün bir tür olmalarından ya da sadece yıllardır Ortadünya’yı sömürürken yarattıkları Stockholm sendromundan mı kaynaklanıyordu? Hobbitler bir elf prensesinin arkadaşlarını kucaklamasına hayran olmuşlardı.

Bir dilin bizi hadım etmesine nasıl hayran oluruz? Yabancının dayatması nasıl lütfa dönüşür? Kültür emperyalizmi nasıl çalışır? Arapça neden din dilidir ve bu yüzden nasıl bir kutsallık kazanır halk arasında?

Kutsal nedir?

Başlangıca gidelim: Kutsal nedir ve nasıl olup da Homo Sapiens’in hayatına girmiştir?

İnsanın diğer türlerin aksine yaşamın kırılganlığı ve ölüme ilişkin ileri bir farkındalığı olduğu açıktır. Hayvanlar ölümü bilseler de, onu yenmek için ölümsüz eserler, dev piramitler, anıt mezarlar ve türlü çılgınlıklar yapmazlar. Bu farkındalık, insanın eksikliğinin farkına varmasıdır.

İnsanın sürekli konuşmasının, öyküler anlatmasının ve hatta dilin nedeni de budur. Kendisi, dünya ve diğer her şey hakkında hikayeler, masallar, mitler anlatması da bundandır. Çünkü ölümlü bedene karşı ölümsüz öyküler icat etmek göbek bağında düğümlenen sızıyı biraz olsun hafifletir.

Homo Narrans, İsmail Gezgin, s.44

Eksiklik ve kaygı, pek çok kültürel ögenin icadına yol açmış olmalı. Ne de olsa insan bu kırılganlığa bir şekilde katlanmak zorunda. İnsanın bu gücü hikayelerde, simgelerde ve kutsallıkta aramasından daha doğal ne olabilir?

Belki de kutsalın doğuşunda tek kaynak ölüm korkusu değildi. Ne de olsa ilkel dönemde insanlar, doğa ve kader karşısında da çaresiz hissediyorlardı kendilerini.

İnsan çaresizdi çünkü kendisini doğanın gücünden koruyacak pek çok tekniği henüz geliştirememişti. Bu çaresizliği her çakan şimşekte, her sel baskınında, her kurt saldırısında tekrar yaşıyordu ilkel insanlar. Üstelik bu çaresizliği her insanoğlu, doğuştan da tanıyordu. Çünkü insan yavrusu diğer canlıların yavrularına göre prematüre doğuyor ve uzun süre annesinin korumasına ihtiyaç duyuyordu.

Ayrıca insanlar bu dönemde, kendi içsel dünyasında bile çaresizlerdi. Bu döneme ait mitlerde, insan kaderin ve tanrıların elinde bir oyuncaktan fazlası degildir. Bu bile, insanın akli olarak da henüz yeterince gelişmediğini gösterir.

Bu yoğun yetersizlik duygularının kutsal‘ın doğuşunda rol oynadığı iddia edilebilir. Üstelik bu iddianın kutsalın değerini düşüneceğini de sanmıyorum. Burası kutsalın yaşama dokunduğu noktadır ve yaşamsallıkla doludur.

Dil, simgesel düşünce ve kutsal

Dil, insanın simgesel düzene giriş yoludur. Çünkü dil, sadece işaret eder ve sadece işaretler bütünü içinde anlam kazanır. Dilin gerçeklikle, bizim kullanımımız dışında bir ilişkisi yoktur.

Simgesel düşünce insanı insan yapar. Çünkü insanın eksikliğini dilin eksikli yapısına katar ve arzunun oyununu devam ettirir simge. Bu oyun, insanın gizemine bir kapı aralar. Bu kapıdan kutsal da sızacaktır.

Simgesel düşünce, mantığın ve aklın yolunu takip etmez. Simge hem gösterir hem de örter çünkü. İnsan gibi, simgeler de çok anlamlı ve katmanlıdır. Tam da bu yüzden, insan söz konusu olduğunda simgesel düşünce göz ardı edilemez.

Kutsalın simgesel olanla ilişkisi, dil oyunu içinde nüvelenir.

Ritüel ve dil

Kutsal ayin ve ritüellerde dilin bazı kullanımları, tanrısal ya da kutsal hale gelir. Burada kutsal sembolik bir uzlaşıdır. Bu uzlaşı ritüelde performatif ve dramatik bir şekilde sunulur her katılımcıya.

Bu performansa örnek olarak verebileceğim bir anım var. 8-10 yaşlarımdayken, bayram namazlarında kamet getirilmesi bana çok etkileyici gelirdi. “Allahü Ekber Allahü Ekber” nidalarına tüm cemaat eşlik ederdi ama sesin davudi ve etkileyici kaynağı cemaatin en arka sırasından gelirdi. O yaşlarda bu kaynağın ilahi olduğunu düşünürdüm.

Büyüyüp kameti büyük eniştemin verdiğini öğrenince bu büyü bir miktar bozulmuştu. Ama hala az da olsa tüylerim diken diken oluyor o anda. İşte bu etkileyicilik kutsal ritüelin ayrılmaz bir parçası.

Türkiye’deki dinsel hayatta Arapça’nın buna benzer bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Tanrı tüm dilleri kendisi yarattığı ve bütün dilleri bildiği halde, neden ibadetler Arapça yapılsın ki aksi halde?

Konunun dinsel literatürdeki yansımasını tartışmak istemiyorum. İbadetin Arapça olması ile ilgili bir sürü tartışma, fetva ve hadisler mevcuttur muhtemelen. Fakat bunlar uygulamanın aklileştirilmesi sadece. Tarihsel süreç bu şekilde gelişti sadece. Osmanlı İmparatorluğu’nun Arapları da devletin çatısı içine almak için Arapça’yı din dili olarak kabul ettiğini sanıyorum. Ya da sadece Arap kültür emperyalizminin etkisi altında kalmışlardı.

Bahsettiğim fenomen şu tarz hikayelerde kendisini gösterir: Arapça bilmeyen bir insan eski Arapça yazılar bulur ve bunların dinle ilgili olduğunu sanarak yıllarca saklar, yahut bundan kendisine muska yapar. Ama yazı aslında Arapça bir yemek tarifidir. Benzeri bir olay çok yakın zaman içinde televizyondaki bir reality show’da yaşandı. Muskanın içini açan sunucu, içinde Doritos paketi ve iddia bülteni bulmuştu.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Kutsalın deneyimi, dramatik ve teatraldir. Bu deneyimi belli ögelerle sağlarsınız. Mesela gotik bir kilisenin mimarisi, Osmanlı’da kubbe mimarisi, ibadet sırasında ilahi okunması gibi sessel atmosferler kullanılması, ya da ibadet esnasında Latince ya da Arapça kullanılarak gizem ve atmosfer oluşturulması.

Elfçe Tolkien dünyasında neden kutsal?

Tolkien’in mitolojisini oluşturan Silmarillion, önceki çağları anlatan Akallebeth ve üçüncü çağı anlatan Yüzüklerin Efendisi; mitostan insanın çıkışına benzer bir gelişim içerir. Dünya tanrılar tarafından yaratılır. İlk çağlar daha çok tanrıların ve ölümsüz yüce elflerin zamanıdır. Cüceler ve insanlar bu dünyada gözlerini daha sonra açarak bu dünyada gençliklerini yaşarlar. Üçüncü çağın bitişiyle birlikte ise hem Tanrılar Orta Dünya’dan uzaklaşmış, hem de elflerin çoğu Orta Dünya’yı terk etmiştir. Yani zaman artık ölümlülerin zamanıdır.

Biz Yüzüklerin Efendisi içerisinde kalalım. İlk kitapta (ya da ilk filmde) Frodo Nazgul tarafından zehirli bıçakla yaralanır ve bu bıçağın büyüsü ile gölge diyara karışmaya başlar. Sahneyi hepimiz hatırlarız: Arwen ışık içerisinde Frodo’nun yanına ulaşır ve ona Elfçe bazı sözler söyler / büyüler yapar. Frodo bu sayede bir süre daha gölge diyara sürgün olmaktan kurtulur.

Peki Elf sözleri neden bu kadar tesirlidir? Mesele aslında elflerin bu dünyadaki konumu ile ilgilidir. Yüce elfler Valinor’u ve ölmeyen diyarları gördüklerinden kutsal ışığı üzerinde taşır. Ayrıca onlar ölümsüz olduklarından Tanrılar ile pek çok ortak noktaları vardır.

Yani Tolkien evreninde elfler kutsaldır. Öyleyse elfçenin de kutsal olması mantıklıdır bu evrende. Peki Arapça için de aynı şey geçerli midir? Araplar elfler gibi bizden üstün oldukları için mi Arapça ibadet etmeliyiz? Yoksa Tanrı Türkçe bilmediği için mi? Yoksa sadece kültür emperyalizmi sebebiyle mi?

Kültür emperyalizmi ve kutsal

En nihayetinde, Yüzüklerin Efendisi bizim için sadece bir örnek. Ama Elfçenin buradaki konumunun iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Hem Arapça’nın bugün kültürümüzdeki algılanması, hem de kutsal ve dil ilişkisini göstermesi bakımından. Bugün Arapça’nın din dili olmasını savunanlara, elflerin üstünlüğünü açıkça kabul eden elf olmayan orta dünya insanları arasında ne fark var?

Yerde bulduğumuz Arapça yazıları bile öpüp başımıza koymuyor muyuz? Hutbelerin bir kısmı Arapça değil mi? Namazı Arapça kılmıyor muyuz? Anlamadan yapılan bir ibadet neden kutsal olsun?

Bir din adamı, kişinin bildiği dilde ibadet etmesini istemiyorsa kültürel emperyalizmi savunuyordur. Ve bunu da bilinçsizce yapabilir. Ne de olsa o sadece imamdır. Frodonun arkadaşları ışıklar içinde yanlarına gelen Arwen’i gördüklerinde ona hayran olmaları dışında bir şansları var mıydı? Zaten onlar kendi kültürleri tarafından kendi gözlerinde küçük düşürülmüşlerdi.

Sonuç: Emperyalizmle kutsalı ayırmak

Bu yazıda belirli bir dilin kutsal olup olmayacağını tartışmayı denedik. Amacımız Türk kültürü ve Türkiye dinsel / kutsal yaşamında Arapça’nın etkisini sorgulamaktı aslında. Bunun için de Yüzüklerin Efendisi kitabından elfçe örneğini aldık.

Ama bizler Tolkien evreninde yaşamıyoruz. Ne de kültürel emperyalizm ile dinsel yaşamı birbirinden ayıramayacak kadar safız. Tam da bu yüzden, dinsel yaşamda kutsalın deneyimi ile kültürel ilişkiler üzerine düşünmemiz gerektiğini sanıyorum. Böylece dinsel yaşamımız ve kutsal deneyimimiz de daha anlaşılır, akli ve rafine olacaktır.

Sonuç olarak, tarihsel süreç sebebiyle Arapça’nın din dili olarak günümüz Türkiyesi’nde kabul edilmiş olmasının bazı kültürel sonuçları olduğunu kabul etmek gerekir. Bu sonuçlarla ne kadar mücadele edilebilir, bu ayrı bir konudur. Ama bu sonuçları ve gündelik hayattaki tezahürlerini ortaya koymak ve bu konular üzerine düşünmek önemlidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: