Martin Eden kimdir?

Martin Eden, Jack London’un ismini kahramanından alan başyapıtının ismi. Bu yazıda şunu soruşturacağız: Martin Eden bizim için kimdir ve hayatımızın hangi yönüne denk düşer? Türkiye’de özellikle gençler arasında neden seviliyor bu kitap? İnsanın hangi sıkıntılarına ve karanlıklarına ışık tutar? En nihayetinde, Martin Eden kimdir?

Martin Eden, gemi adamlığını terk ederek hayallerinin peşinden düşmüştü. Hayali kitap okuyarak ve üreterek, yani kültür camiasına katılarak hayatını sürdürebilmekti. Ama hayaline ulaştığında bu içerisine girmek istediği dünyanın da toz pembe olmadığını anlayacaktı.

Bizi etkileyen kitabın umutsuzluğu mu yoksa gerçekçiliği midir? Martin Eden de kendimizden ne buluyoruz? Arzunun oyununu sonuna kadar takip etmiş ve boşlukla karşılanmıştı Martin Eden? Biz yaşamımızda hangi arzularımızı takip edebiliyoruz? Hangi boşluklara düşüyoruz?

Martin Eden günümüzde yaşasaydı nelerle mücadele edecekti? Martin Eden kimdir ve biz kendimizi onun yerine koyduğumuzda kim olacağız?

Martin Eden’in hikayesi

Sondan başa doğru ilerleyelim: Martin Eden kitabın sonunda intihar eder. Buna ne zaman karar vermiştir bilgimiz yoktur, ama onu uzak Amerika adalarına götüren gemiden denize bırakıverir kendisini. Bu intihar öyle birden ve öyle yumuşak şekilde anlatılır ki, akla Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabının sonundaki intihar sahnesi gelir: O kitabın kahramanı sadece elinin altındaki korkuluğun kayıverdiğini ve boşluk hissini duyumsamıştı intihar anında.

Peki Eden’in arkasında bıraktığı boşluk nedir? Bence intihar ile ilgili en önemli soru budur. Bir arkadaşım intihar ettiğinde ona ilk başlarda çok kızdığımı hatırlıyorum. Ama bunu aşabilmiştim bir süre sonra. Onun seçimine saygı duyabilirdim. Kabul etmesi asıl güç olansa bıraktığı boşluktu.

Ne başarısızlık, ne değersizlik hissi, ne anlamsızlıktı onun direncini kıran. Onun kaybettiği, dünyada saf ve uğruna mücadele etmeye değer bir şeyin olacağı inancıdır. Eden’in içinde kırılan şey, saf ve temiz aşka duyduğu güvendi.

Çünkü Martin Eden’in entelektüel hayalleri bir kadının aşkı ile iç içeydi. Ruth onun için hem bir melek, hem bilmediği bir dünyanın bekçisiydi. İdealize ettiği bu kadının, içinde büyüdüğü burjuva değerleri içerisinde hapis olduğunu, kültürle ve sanatla ilişkisinin yüzeyselliğini ve ruhunun saf olmadığını zamanla keşfedecekti.

İşte entelektüel bir hayat ve işte var olabileceğini hayal bile etmediği sıcacık, harika bir güzellik diye düşündü. Kendini unutup aç gözlerle kıza baktı. Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte, uğruna savaşmaya, mücadele etmeye ve evet, ölmeye.

Jack London, Martin Eden, s.13

Eden’in kaybetmesinin sebebi neydi? Yanlış şeyi araması mıydı? Yoksa yanlış yerde araması mıydı? Martin Eden kimdir ve hangi hataları yapmıştır?

Kültürün Paradoksu

Eden’in içinde olduğu ilk paradoks, kültüre aittir. Kültür, her zaman için kurucu akıl ve uygulayıcılar, yani kültürel dünyanın paydaşları / tüketicileri için farklı şekilde tezahür eder. Yani yaratıcı zihin, tüketiciler ile farklı bir düzeyde ilişki kurar kültürle.

Eden entelektüel yolculuğuna, bir çırak olarak başlar. Bu çıraklık esnasında, hocası olan Ruth onu aşkıyla hayata ve kültüre tutunmaya davet eder. Ama Martin bu yolculukta ilerledikçe ve geliştikçe, Ruth’un entelektüel düzeyinin sığlığı ile karşılaşır. Bu ilk paradoksudur Eden’in çabasının. Zihni geliştikçe Ruth’u ait olduğu dünya değil, sadece saf ve temiz olduğu için sevmeye başlayacaktır.

Ama Ruth gerçekten saf ve temiz midir, ya da herhangi bir insandan bu beklenebilir mi? Bu noktada kültürün daha asli bir paradoksu ile karşılaşırız. Kültür bazen kutsal addedilse de aslında bir savaş alanıdır. Bununla ne demek istiyoruz? Açıklamaya çalışalım.

Eden yazarlık kariyerinin ortasında, beceriksiz bir gazeteci tarafından birtakım haksız suçlamalara uğrayıp, bu olaylar neticesinde suçlanır ve karalanır. Ruth ise bu süreçle birlikte Martin Eden’in başarılı bir yazar olacağına inancını yitirir. Martin Eden’in başarısı ise bu ayrılıktan sonra patlayacaktır.

Eden beklemediği bir şekilde başarılı ve ünlü bir yazar oluverir. Evet, şans beklemediği bir anda güler ona. Ama onun bu üne şaşırmasının sebebi, neden ona o noktada geldiğini bitmemesidir. Oysa bu mantıksal bir konu değildir, kültür endüstrisi ve gazeteciliğin yasaları ile ilgilidir daha çok. Yani Eden çoktan bilmediği bir savaşın içindedir ve bu yüzden de bilmediği bir anda ünlü olmuştur.

Martin Eden iki noktada yanılmıştır. Kültür ve sanat, kendi başına değerli ve saf değildir. Ve hiçbir kadın ve hiçbir aşk da kendi başına saf değildir. Eden’in hatası, anlam arayışını bu olgularda yapmasıydı kanımca. Ama hiçbir şey ve Eden’in kendisi de kendi başına değerli değildir.

Her şey birbirine kattığı değer ve enerji bakımından değerlidir ve her olgunun içerdiği heterojenlik ve bozukluklar, güzelliklerine dahildir. Hiçbir şey, kendi başına saf olmadığını için değersiz olmaz. Dünyaya siyah ve beyaz olarak bakamayız.

Martin Eden ve romantizm

Martin Eden’i incelerken, bir romantiği incelediğimizi fark ettik. Martin Eden kimdir sorusuna, iflah olmaz bir romantik olduğu cevabını verebiliriz.

Peki bir romantiğim ölümcül hatası nedir? Hikayenin kahramanı hangi hakla hayallerinin peşinden koşar ve başarılı olduğu halde hayal kırıklığına uğrar?

Romantizm, coşkunun ve duyguların yüceliğine dayanır. Akıl, dünyayı anlayabilir evet. Ama bir romantik için, dünya ancak duygular ve idealler tarafından şekillendirilir. Yaşam ancak saf ve yüce değerler için yaşanmaya ve mücadele edilmeye değerdir.

Martin Eden, idealist ve romantiktir. Yaşam doludur ve yaşamı güzellik içinde yaşamaya değer verir. Güzelliğe ise ancak aşk ve sanat gibi yüce olgularla ulaşabileceğini düşünür. Onun ufku ise edebiyat ve sevdiği kadın Ruth’tur.

Oysa ne sanat, ne de aşk saf ve mükemmeldir. Sanat mükemmel değildir, çünkü yaratıcı coşku ve varoluşun canlılığı ile ortaya çıksa da sanat eserine dönüştüğünde nesneleşir ve topluma mal olur. Toplum ise bu nesneyi hakiki değeri ile değerlendiremez. Sanat eseri yani kültür ürünü, ondan faydalılabildiği kadar değerlidir toplum için.

Aslında Eden, entelektüel gelişimi esnasında bu durumu kısmen fark eder. Kendisini geliştirdikçe görür ki, Ruth için sanat bir tutku değil, bir hobi ve toplumsal statü göstergesidir. Bu aslında sevdiği kadınla sınırlı bir sorun değildir, burjuvaların sanat ve kültür ile yüzeysel ilişkilidir burada sorun.

Eden sanatta aradığı gibi, aşkta da saflığı arar. Ama hangi sevgi karşılıksız olabilir? Bir kadın sevdiği kişinin başarılı olacağına inancını yitiremez mi? Dahası onu sevmeyi bırakamaz mı? Bu yaşandığında Martin Eden neden yaşama sevincini yitirmişti? Yaşamak için neden bir şeylere inanma ihtiyacı duyarız?

Eden’in kırılgan aşkı

Eden yaşadığı fırtınalı aşkta, yaşama ilişkin büyük bir hayal kırıklığı bulurken haklı mıydı? Ruth gerçekten Martin Eden’in hayallerini ve mutluluğunu yıktı mı?

Ben kendi adıma Eden’e hak veremiyorum. Ruth sadece onun aşkına inancını yitirmemiş, onunla kuracağı geleceğe inancını yitirmişti. Ruth çok bir şey istememişti, kendi dünya görüşünce, sevdiği erkeği kocası olabilecek şekilde yönlendirmeye çalışıyordu.

Evet, Eden ile Ruth’un birbirinden beklentileri çok farklı ve çelişikti. Eden, Ruth’un saflığına, temizliğine ve kültürlü oluşuna hayrandı. Ruth, Eden’in dahil olmak istediği dünyanın bir parçası idi. Ruth ise haklı olarak, onu kendi dünyasına uydurmaya çalışıyordu.

Ama Eden’in hayran olduğu kültür dünyasının sahibi ve anahtarı Ruth değildi. Burjuvazi, sadece kültürel ürünlerin sahibi ve sanatçının finansörüydü. Burada sıkıntı Eden’in tutkusu, saflığı ve cahilliğiydi; öyle ki Ruth’un edebiyata duyduğu sınırlı ilgi ve geleceğe ilişkin planlarının mantıksal olmasıyla kadın çok daha gerçekçiydi.

Martin Eden, Ruth onu kendisi olarak kabul etmediği için hayal kırıklığına uğramıştı. Ama sevdiği kadını kendisi olarak sevebilmiş miydi? Yoksa bir hayali mi sevmişti?

Eğer aşıkların ikisi de birbirine ulaşamadıysa, Eden neden bu kadar yıkılmıştı? Aşk neden onun için uğruna yıkılacağı bir tutkuydu? Bu hakkı nasıl kendisinde bulmuştu?

Cenneti aramak

Martin Eden’in aradığı şey neydi?

Martin Eden için Ruth ve onun ait olduğu dünyayı keşfetmek bir serüven değil miydi? Bu macerayı kabul ederken, kadının aşkının yaşamının anlamını verecek kadar güçleneceğini bilemezdi belki. Ama kendisini bu kadar kaptırmak zorunda mıydı?

İşte önünde kendisini bekleyen bir serüven, elleri ve kafasıyla yapacağı şeyler vardı; önünde fethedilecek bir dünya duruyordu. O anda zihninin kuytularına bir düşünce düştü, fethetmek, yanında oturan bu zambak solgunu kadını elde etmek.

Jack London, Martin Eden, s.22

Şunu kabul etmek zorundayız, evet, herkes bir şeylere inanarak yaşar. Bu kariyerlerle ilgili bir hedef, aşk, kutsal bir ideal ya da hiçliğin boşluğu bile olabilir. Çünkü insan anlam arayışı içinde olmak, ve anlamı bizzat eylemi ile ortaya koymak zorunda olan canlıdır.

Eden’in de yaptığı buydu aslında. O sevdiği kadının aşkını ve sanatı yaşamının anlamını haline getirmişti. Fakat hangi hayal yara almadan gerçekleşir ki? Ve hangi hayal istediğimiz şekilde gerçekleşi? İnsan hayal kırıklıkları ve yıkımlar ile birlikte yürür hayatta.

Martin Eden hayal kırıklığına katlanamama hakkını nasıl kendinde bulmuştu? Ama yine de Bay Eden’in üzerine fazla gitmeyelim. Ne de olsa hayat seçimlerden oluşur. Ve kahramanımız, hikayenin sonunda intihar etmeyi de seçebilir tabi ki.

Ama kahramanımızı yaşama sevincini bitiren problemi tartışabiliriz. Martin Eden, cenneti yani nihai bir mutluluğu aradığı için bu kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Ama böyle bir şey ancak ölümle mümkün olabilir. Çünkü insan, arzunun doğası gereği, istediği şeye ulaştığında onu artık arzulamayacaktır.

Tam da bu yüzden, insan için cenneti hayal etmek aslında imkansızdır. Sonsuz mutluluk sonsuz uyuşukluk verir çünkü. İnsan eksiklik ve arzu demektir, tam da bu yüzden cennete gidecek insan, eksik olmadığından belki de artık insan olmayacaktır.

Sonuç: Martin Eden kimdir?

Martin Eden’in kim olduğunu biliyoruz. Peki biz Martin Eden olduğumuzda kim olacağız? Neleri isteyeceğiz, nereye varacağız?

Hepimizin hayalleri var. Bir şeylere inanarak yaşıyoruz hepimiz. Ve bu inandıklarımız bizi biz yapıyor. Buradan nereye varacağız? Hangi hayal kırıklığı bizi biz yapacak?

Aşktan ve hedeflerimizden neler bekleyebiliriz? Hayal kırıklığı bir insanı ne kadar yıkabilir? Bunu hepimiz, yaşadıklarımız ile göreceğiz. Martin Eden kendi hayallerinin peşine düşmüştü ve kendi hayal kırıklığını yaşamıştı.

Martin Eden günümüzde yaşasaydı hangi hayal kırıklıklarına sahip olacaktı? Emeğin ve üretimin sürekli değer kaybettiği bir ülkede, Martin hayallerini ne kadar takip edebilirdi ki? Türkiye’deki yayıncılık sektörünün çarkları arasında ezilmeyecek miydi hayalleri? Sevdiği kadın ona inancını kolaylıkla kaybetmeyecek miydi?

Yine de Martin Eden’den alacağımız birçok ders var. Romantik aşkı yaşamın anlamı haline getirmemek bunlardan birisi olabilir. Aşk, sevenin güzelliği olsa da ve onu güzelleştirse de, Spinoza’nın söylediği gibi, bir tutku halini aldığında insanı köleleştirebilir. Kölelik ise sevgi ile uyuşmaz ve kişiyi çöküşe ve çürümeye sürükler.

İkinci önemli ders, hayallerin bizi cennete götürmeyeceğini baştan kabul etmektir. Emeğimizin karşılığını bir şekilde alacağız evet. Ama bu karşılık hayal ettiğimizden çok farklı olabilir, hatta hayallerimiz için çaba harcarken hayallerimiz bile şekil değiştirebilir.

Ayrıca Aristoteles’in de söylediği gibi, insanın mutlu olması sadece kendi elinde değildir. Kaderin talihsizliğine uğrayan kişi, ne yaparsa yapsın mutlu ya da başarılı olmayabilir. Yine de elimizdekinin kıymetini bilebilir ve kendimizi en azından cennete ulaşma yükümlülüğünden kurtarabiliriz.

Sonuç olarak, yaşamın getireceklerine ve sürprizlerine açık olmak zorundayız. Martin Eden’in yaşadığı gibi hayal kırıklıkları ile hepimiz karşılaşacağız. Hayallerimiz yıkılacak ve yeni hayaller kuracağız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: