Kurak Günler: Bir gerilim filmi olarak Türkiye

Kurak Günler, son yirmi yılın en sert filmlerinden bir tanesi ve bunlar içerisinde Türkiye’yi en iyi anlatanı. Türk sinemasının geldiği nokta itibariyle en olgun meyvesi ve yeni sinema akımının ne kadar verimli bir havza yarattığının da kanıtı. Emin Alper’in bu filmle hem Türk sineması hem de kendi sineması için önemli bir sıçrayış yarattığını düşünüyorum.

Ama daha da önemlisi, film seyircisine en çok soru sorduran filmlerden birisi. Bu sorular sadece Türkiye ile de sınırlı değil. Adaleti, yasayı, toplumsal güç dengelerini, vicdanı, linç ve nefreti çok iyi tartışıyor film. Bu durum, bakanlığın filme verdiği desteği sonradan çekmesi ile de ayyuka çıktı bence.

Öyleyse biz de Emin Alper’i Kurak Günler’i üzerinden günümüz Türkiyesi’yi tartışalım.

Kurak Günler ne anlatıyor?

Film, bir ilçede göreve başlayan savcının hikayesini anlatır. Kurak Günler’in savcısı özgüvenli, taşraya hafif yüksekten bakan ve mesleğinde idealist bir gençtir. Ama çok geçmeden, taşranın korkunç girdapları ile savaşmak zorunda kalır.

Savcı, kısa süre içerisinde eski savcının görevini apar topar bıraktığını öğrenir ve kendini, kamu ile kasabanın güç sahipleri arasındaki çıkar çatışmasının ortasında bulur. Kasabanın ihtiyacı için yeraltı suları kullanılmaktadır ancak bu suların kullanılması obruklara sebep olmaya başlar.

Su kaynağının kasabayı tehdit etmesi sebebiyle belediye başkanına yönelik büyük bir dava açılmıştır. Olaylar bu davanın etrafında gelişir. Belediye başkanı ve oğlu ile avanesi, kasabada istedikleri gibi hüküm sürmektedir. Savcı Emre ise adaletin temsilcisi olarak bu gerginliğin ortasında bulur kendisini.

Savcı, iktidarın kollarının Leviathan misali ne kadar uzun ve güçlü olduğunu zamanla öğrenecektir. Filmin hikayesi katmanlı ve karmaşık olsa da, hikaye Emre’nin bu iktidar odakları ve kendi aydınlık ve karanlık yönlerini ile mücadele etmesini anlatır.

Hikayenin tüm detaylarını tek kalemde burada yazıya geçirmenin bir faydası yok. Hikayenin çeşitli yönlerini, tartışmalar bağlamında ele alalım.

(Leviathan of Hobbes after stamp from 17th century Drawing Abraham Bosse Leviathan or The Matter, Forme and Power of a Common-Wealth Ecclesiasticall and Civil – commonly referred to as Leviathan is a book written by Thomas Hobbes ( 1588 – 1679 ) and published in 1651 ( revised Latin edition 1668 ). Its name derives from the biblical Leviathan. Leviathan argues for a social contract and rule by an absolute sovereign. Hobbes wrote that civil war and the brute situation of a state of nature (“the war of all against all”) could only be avoided by strong, undivided government. Original edition from my own archives Source : “MAGASIN PITTORESQUE” 1852)

İktidar ve yozlaşma

Hikayede sadece belediye başkanı ve çevresindeki diğer avcılar yozlaşmış değildir. Evet, onlar kendi çıkarlarını ortak faydanın önüne koyduklarından doğal durumu yaşatmaya başlamıştır. Ama bu doğal durum, aynı zamanda iktidarın yasalarına da uygundur ve diğer insanları da kendi bataklığına çeker.

Savcı Emre’nin arkadaşı haline gelecek gazeteci, belediye başkanı ile çatışma içindedir ve Savcı’yı dava konusunda cesaretlendirir. Ama Savcı onun bunu adalet güdüsü ile degil, kendi siyasi ajandası sebebiyle yaptığını fark edecektir. Üstelik bu ajanda da benzer şekilde Savcı’yı köşeye sıkıştırır.

Savcı Emre ise, kolayca özdeşlik kurabileceğimiz ”iyi” ve temiz bir kahraman değildir. Film boyunca kendisinin de parçası olmuş olabileceği bir suçu soruşturur, bu esnada uzlaşma taleplerini reddetse de bazı delilleri karartır ve kibrine rağmen taşralılara yardım etmeye çalışır.

Kurak Günler’in obruğu, aynı Türkiye gibi herkesi dibe doğru çeker. İktidar sahiplerinin tek istediği, herkesin onlarla aynı oyunu oynamasıdır. Kasabada bir hakikat şövalyesine ihtiyaç yoktur. “Burada böyle şeyler normal karşılanır.” derken, bu bataklığı çok iyi anlatır hakime hanım.

Leviathan, or the Matter, Forme, & Power of a Comm – caption: ‘Leviathan’

Hikaye, Horus ve Seth’in hikayesine benzer. Seth Horus’la savaşırken, ilk önce onun gözüne saldırır. Horus’un gözü vicdanı simgelediğinden, Seth’in saldırısının amacı bellidir: Horus’u vicdandan özgürleştirip kendisine dönüştürmek. Savcının içine alındığı kumpasa rağmen soruşturmayı bırakmaması, Horus’un mücadelesine benzer.

Fakat tecavüz soruşturması gerçek bir soruşturma mıydı, yoksa bir tuzak mıydı, burası belli değildir. Filmin sonunda bunun aynı zamanda bir silah olduğu anlaşılacaktır. Yine de yeterince zeki olmaması Savcı’yı alçaltmaz. O bu komployu çözemeyecek kadar kibirlidir evet, ama aynı zamanda kendi zararına da olsa bu tuzağı sonuna kadar takip eder.

Bu şema, Türkiye politik sahnesini çokça hatırlatır bize. Ne de olsa 20. ve 21. Türkiyesi’nde devlet görevlileri ile mafyayı, uyuşturucu baronları ile bakanları, siyasiler ile adalet görevlilerini yan yana ve ilişki içerisinde gördük. Ve tüm bu ilişkilerin devletin çıkarına olduğu bile iddia edildi.

İktidar ile muhalefetin çatışmasının bile bir güç oyunu olduğunu gördük. Bugün içinde olduğumuz alternatifsizlik ve çıkışsızlık hissi bununla ilgili değil mi?

Hakikat ve linç

Kurak Günler, bir linç ve devamındaki kaçış sekansı ile sona erer. Peki linç ile hakikat arasındaki ilişki hakkında ne söyleyebiliriz?

Hakikat, durağandır ve sakindir. Linç ise eylemdir ve haklılığa ilişkin bir sarhoşluk durumudur. Linç eden kurbanını ortadan kaldıracak kadar haklı hisseder kendisini. Ama burada temel motif, haklı olmak değil, güçlü olmak ve kitlesel bir eylem içerisinde olmaktır.

Linç, bir işaretle başlar. Kurban topluluğa ihanet etmiş ve linci hak etmiştir. Topluluğa açık bir törenle katlı vaciptir. Vahşice bir haz alınır bu törenden ve kitle içinde kaybolmanın hazzı yaşanır. Özgürlükten kaçış konforludur. Herkesleşmek vicdanı rahatlatır ve kaygıyı azaltır.

Linç kültürü, popülist ve nefret doludur. Ve cahillik ve eril özgüvenle birleştiğinde yenilmez hale gelir. Bugün popülist muhafazakar siyasetin tüm dünyada bu kadar başarılı olmasının sebebi de bu değil mi?

Kurak Günler’in sonunda, Savcı ahlaksız olduğu ve kasabaya su gelmesini istemediği gerekçesiyle halk tarafından linç edilmek istenir. Oysa tam aksine, Savcı Emre kamu yararını düşünerek obruk oluşumuna sebep olan yeraltı suyu kullanımına karşı soruşturma yürütmüştü. Yani bu olayda kitle, çıkarını bilmemekteydi. Farkında olmadan egemen için bir hakikat savaşçının linç edecek, bu esnada kendi çıkarına aksi davransa da, vaad edilen vahşi bir hazzı ödül olarak kazanacaktı kitle.

Kitlenin ve linç kültürünün ne kadar tehlikeli olduğu iyi anlatılır filmde. Ama biz bunu ülkemizin ve dünyanın durumundan da biliyoruz. Günümüz Türkiye siyasi ortamında popülist yanılsamanın ne kadar güçlü olduğunu hatırlayalım. Ve linç kültürünün ne kadar çekici olduğunu.

Ama daha da ilginci, Avrupa ülkelerinin de popülist siyasete karşı bağışıklık geliştiremiyor oluşudur. Yakın zamanda buna benzer gelişmeler Abd’de de görülmüştü. Sosyal medya ve tiktok çağında bu duruma şaşırmak pek mantıklı görünmez. En büyük ikonu Elon Musk olan çağdan ne bekleyecektik ki?

Suç ve vicdan

Kurak Günler’in büyük kısmı, savcının vicdan muhasebesi ile geçer. Savcı Emre o gece işlenen suça ortak olmuş ya da göz yutmuş mudur?

Filmin ilerleyen bölümleri de bu “olay”ın madde etkisinde gerçekleştiğini öğreniriz. Yine de olayın vicdanı yükü hafiflemez. Suç Emre’den işaretini koymuştur bir kere. Kendi kötülüğünü tanımıştır Savcı.

Savcıyı zalimlerden ayırt eden iyilik ya da alçakgönüllülük gibi erdemler değildir. Savcıyı asıl ayırt eden, vicdanına kulak verebilmesidir. Bu hem zayıflık, hem kabiliyet olarak görülebilir.

Savcının vicdanı, onun kişiliğini bir çatışma alanına çevirir. Ama onu aynı zamanda insan yapar. İktidarın ve gücün zehri her insana yanaşır. Önemli olan bunun uyuşturuculuğuna teslim olmamak ve dinç ve yarım kalabilmektir. Bunun aksi ise tamlık hissini yani ölümü arzulamaktır. Bu ise linç kültürüne giden yoldur.

Homofobi ve eril şiddet

Film sosyal medyaya en çok filmdeki eşcinsel gerilim sebebiyle yansıdı. Medya için bu iyi bir malzemeydi evet, ama yine de filmin sadece bununla gündeme gelmesi ilginçti. Film bin tane gerilim içeriyordu ve insanın üstünden geçiyordu, bu filmi izleyip homofobi eleştirisini merkeze alan bir yorum yapmak, garip görünüyor bana.

Yine de filmdeki eşcinsel gerilimi filmin omurgasını bağlayan güçlü bir bağlam bulabiliriz. Linç sahnesinde insanların ahlaksız Savcı diye bağırmalarını hatırlayalım. Ve bu sahnenin eril şiddetle ilişkisini düşünelim.

Kurak Günler iktidar ile ilgili bir film olduğuna göre, eril iktidarı konu alması ve eleştirmesi dde doğaldır. Film boyunca kural tanımayan iktidar sahiplerinin avcılıkla ilgili vurgularını, sahip oldukları feodal ve eril değerleri, bir çingeneye tecavüz etmelerini hatta bu tacizi savcıya kurulan bir tuzağa dönüştürmelerini hatırlayalım.

Türkiye, umut ve umutsuzluk

Filmin sonu izleyiciye umut verir mi? Savcı tamamen yenilmiş miydi? Direnişi mücadele miydi yoksa bataklıkta boğulan birisinin son çırpınışları mıydı?

Bu sorular filmin açık bıraktığı sorular. Tek işaret ise filmin son sahnesindeki kovalamaca sahnesinde savcının, avcılara yaptığı oyundu. Fakat bu sahne bile açık değildi. Filmin sadece başladığı gibi ve bir bakışla bittiğini biliyoruz.

Filmin sonunun yoruma açık olması belki de bilinçli bir tercihti. Ya da yönetmen bu kadar sert bir filmin sonuna küçük de olsa bir umut ışığı koymak istemişti. Bu soruya vereceğimiz cevap bile bizim ülkenin ve dünyanın geleceğine nasıl baktığımızla ilgili aslında.

Obruğa kim düşecek? Zalimler mi, yoksa zalimlerin kandırdığı ve hayali düşmanlarını linç etmek isteyen kalabalıklar mı? Ve savcı, yani vicdanını dizginleyip güç oyununa katılamayan ‘oyun-bozan’, zalimlerin oyunlarından kurtulabilcek mi? Bu cevapları seçimlerimiz yani yaşamımızla biz vereceğiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: