Kurtlar Vadisi ve adalet sorunsalı

Kurtlar Vadisi iyi bir dizi olmasa da, bize adaletle ilgili iyi bir soru verebilir: Adalet, güç kullanarak ve mevcut yasalar ihlal edilerek sağlanabilir mi? Bozuk bir düzende hak arama yolları tükendiyse, adaleti güç kullanarak sağlamak gerekmez mi? Yoksa bu çabalar da yasanın başka bireyler tarafından ihlali ile mi sonuçlanır?

Üstelik tam bu noktada bireyin alanı ile iktidar aygıtı arasında bir farklılık görürüz. Carl Schmitt’in söylediği gibi, iktidar olağanüstü hale ve olağanüstü olana karar verendir. Yani iktidar, hukuku ve normali belirleme hakkına sahip olandır. Peki bireyler bunu yapmaya başladığında ne olur? Kurtlar Vadisi’nin ilginçligi de buradadır işte, devlet bireyler gibi suç işlemeye başladığında ne olur? (Kurtlar Vadisi’nin neden tehlikeli olduğuyla ilgili yazım için şuraya bakabilirsiniz.)

Aslında bu tartışma yakın zamanda yaşadığımız Sedat Peker vakası üzerinden de tartışılabilir. Bir zamanların faşisti ve tetikçisi, bugünün muhalifi ve yaramaz çocuğu mu olmuştu? İktidarın gölge oyunlarını açığa çıkardığında, bir kötü adam aklanır mı? Yoksa sadece düzenin kokuşmuşluğunu mu gösterir?

Yasanın ihlali yasanın yeniden oluşturulması için bir yol olabilir mi? Yoksa yasanın ihlali, çok daha derin yaralar mı açar toplumda?

Okumaya devam et “Kurtlar Vadisi ve adalet sorunsalı”

Kurtlar Vadisi (2003) ve komplocu akıl

Kurtlar Vadisi’ni beğenelim ya da beğenmeyelim, tüm zamanlarınen popüler Türk dizilerinden bir tanesi. İster ilk 55 bölümün fanlarından olalım, ister Kurtlar Vadisi’nin emperyalist Türkiye hayaline bağlanalım, ister sevelim, ister eril şiddet dilinden ya da dublajlı kötü oyunculuklardan tiksinelim… Tüm bu tepkileri verirken Vadi’nin en büyük kötülüğünü ıskalıyoruz: Komplocu aklın ve komplo teorilerinin yüceltilmesi.

Komplocu akıl neden tehlikelidir? Komplo teorisi sevdalısı / meraklısı ile doğa bilimleri sevdalısı arasındaki fark ne? Ve biz bu farkı Kurtlar Vadisi fenomeninde nasıl gözlemleyebiliriz?

Okumaya devam et “Kurtlar Vadisi (2003) ve komplocu akıl”

Behzat Ç iyi bir dizi miydi?

Behzat Ç, efsane türk dizilerinden birisi. Peki dizi bu değeri hak ediyor mu gerçekten? Hak ediyorsa nasıl? Behzat Ç eğlencelik bir televizyon dizisi miydi sadece, yoksa hakikat, doğruluk ve adaletle ilgili bazı sorularla yüzleşmemiz için fırsat oluşturdu mu?

Gerek gerçekçi ve derinlikli karekterleri, gerek mizah tonu, gerek samimiyetiyle izleyicinin gönlünü kazanmıştı. Üstelik tüm bunlar aksiyon ve alışkın olmadığımız Ankara sokak kültürü ile birlikte sunuluyordu. Buraya kadarı eğlencelik bir dizinin tutması için yeterliydi. Fakat Behzat Ç bundan fazlasını yaptı mı? İçinde olduğu sektörü esnetecek bir önerisi var mıydı ? Yoksa bir ankara polisiyesi izlemekle mi yetinmeliyiz?

Behzat Ç politik olarak hangi avantaj ve dezavantajlara sahip? Seküler polisin karanlık dünyası ve şiddet eğilimlerini, hakikat arayışı ile nasıl yan yana koyacağız ? Üstelik dizinin senaryosu dramanın sınırlarını zorlarken.

Okumaya devam et “Behzat Ç iyi bir dizi miydi?”

Bojack Horseman ve sahte varoluşçuluk

Bojack Horseman, özgün karekterleri ve karanlık ama zengin mizah tonuyla Netflix yapımları arasında dikkat çekiyor. Özelikle de depresif bir ruh haline getireceği sarkastik ve nihilist açılımlarla bizi rahatlatıyor. Çünkü dizinin karekterleri ve hikayesi yoğun şekilde varoluşçu izlekler ve öğeler içeriyor.

Kendi adıma ben de dizinin tamamını keyifle izlediğimi söylemeliyim. Ama dizinin varoluşçu izlekler içerdiğini söylüyorsak, bu izleklerin dizide ne kadar varoluşçu düşünce dolayımında kaldığını ve bizi ne kadar varoluşçu bir sorgulamaya yönlendirdiğini sorgulamak zorundayız. Çünkü bir hikayenin yaşama ilişkin bir tartışmayı sürdürmesi ile o tartışmayı eğlence ve pazarlama için kullanması, bir anlamda meze haline getirmesi iki ayrı şeydir. Bojack Horseman bunlardan hangisini yapıyor?

Ve eğer Bojack Horseman‘in varoluşçu öğeler içeren bir entertainment ürünü olduğunu söyleyeceksek, burada varoluşçu tartışmayı sabote eden sadece yapımcı ya da Netflix mİ olacaktır? Bu sabotaj, varoluşçuluğun bazı kırılganlıklarını kullanıyorsa, varoluşçu düşünce bu noktada ne oranda tehlikeli oluyor bizim için ?

Bojack Horseman elbette insanın varoluşa (existenz) ilişkin bazı hassasiyetleri manipüle ediyor. Öyleyse burada pazarlama adına sahte bir varoluşçuluk yapıldığını mu söylemeliyiz? Bunu söylersek, varoluşçu düşüncenin bu manipülasyona açıklığı ile ilgili ne düşüneceğiz?

Okumaya devam et “Bojack Horseman ve sahte varoluşçuluk”

“gibi” dizisi ve gibi mizah

Gibidizisi özgünlüğü ve güncel mizahi yapısı sebebiyle olsa gerek, son dönemde büyük ilgi gördü. Peki bu diziyi bizim dizimiz yapan şey neydi? Feyyaz Yiğit mizahı kalitesini sürdürse de, yükselişte olduğu bir dönemde sayılmaz, piyasanın hızı yeni yüzler talep ederken Feyyaz Yigit ve Aziz Kedi bizi nasıl yakaladı?

Bu durumun, dizinin mizahi tonunun günümüz orta sınıfı ve gençliğinin ihtiyaç ve cinnetleri ile örtüşmesi olduğunu iddia edeceğim. Tabii bunu yaparken çok kaliteli oyunculukları, Feyyaz Yiğitle Aziz Kedi’nin yıllar içinde oluşturdukları mizah dilini ve yaratıcı kurguyu es geçmek istemem. Fakat bizim istediğimiz mizah üzerine düşünmek ve bunu “Gibidizisi üzerinden yapmak.

Okumaya devam et ““gibi” dizisi ve gibi mizah”

The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?

The Crown poster.

The Crown, ingiliz kraliyet ailesinin aşna fişnesini konu alıyor. Neden umurunuzda olsun? Yine de en çok izlenen dizilerden birisi ve uykumuzdan ödün vererek izlemeye devam ediyoruz. Öyleyse bir büyüsü ve gönderdiği bir soru olmalı bu dizinin. Bunlar nedir?

Sadece güce sahip olanlarla kurulan basit bir özdeşlik olmayabilir bu sorunun cevabı. Öyle olsa bile, bu gücün arkasında soyut bir yapı var. ‘Monarşi’nin hükmü sonsuz, zamansız ve soyut. Ve hattâ yaşama uygulanıyor. Öyleyse şu soruya muhatap oluyoruz: Hangi hüküm yaşama uygulandığında onu yeşertir? Kim yönetmeye muktedirdir ve daha iyi yönetir? Bizi kim yönetmeli? Bu soruları The Crown‘dan başlayıp Platon‘un Devletini kat ederek sorarsak, hani cevaplara ulaşırız?

Okumaya devam et “The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?”

‘Trailer Park Boys’ ve Toplumun beklentilerinden sıyrılmak

Trailer Park Boys, Amerikan yapımı bir Netflix mizah dizisi. Ricky, Bubbles ve Julian’ın karavan parkındaki yaşamları, rezil ama aynı zamanda eğlencelidir. Başlarını bir türlü beladan kurtaramayan üçlü, sürekli hapisle sokaklar arasında mekik dokur, kendilerini eski sevgililerine ya da ev sahiplerine kabul ettirmeye çalışır ve sık sık rezil olurlar.

Bu diziyi izlemenin, benim gibi endişeli ve hırslı bir beyaz yakalı üzerinde her zaman rahatlatıcı etkisi oldu. Eğer siz de iş ya da okul bütün enerjinizi tükettikten sonra, biranızı açıp koltuğunuza uzanmak ve bu esnada sadece kaslarınızı değil, aynı zamanda toplumun baskı ve beklentilerinden yorulmuş zihninizi dinlendirmek istiyorsanız, bu dizi size göre olabilir. Yaşasın tembellik hakkı!

Okumaya devam et “‘Trailer Park Boys’ ve Toplumun beklentilerinden sıyrılmak”