Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?

Bekçiler Kralı, sıradan bir zabıtanın ancak sıradan olmayan bir ülkenin hikayesini anlatır: Görevine başlayan bekçi Şaban, isim benzerliği dolayısıyla bakanın akrabası sanılır ve baş tacı edilir. Ancak haddini bilmeyen bir haşmetlidir bu: zabıta köşeyi dönmenin değil, hakikatin peşindedir. Fakat yanlış bir dünyada hakikatin peşine düşmek, ancak trajedi ya da komedi üretir.

Bekçiler Kralı, Kemal Sunal‘ın en ünlü filmlerinden olmasa da, gerek mizah dozu gerek tartışmaya açtığı konularla dikkat çekiyor. Film açıkça devletin yozlaşmasını eleştiriyor. Belki de filmin gölgede kalması, bu politik yönüyle de alakalı.

Bekçi Şaban, dayısı, mücadele ettiği patronlar ve yozlaşmış memurlar neden bu kazanın içine düşmüşlerdir? Ve nasıl olup da bir rastlantı eseri, fakir bir bekçi halkın torpilli kahramanına dönüşür? Hakikat, nasıl ve neden böyle torpilli ve rastlantısal bir durumda ortaya çıkar?

Okumaya devam et “Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?”

Satantango ve An’ın sonsuz genişliği

Bela Tarr‘ın 7 saatlik filmi Satantango, bir köy ahalisinin içinde oldukları mekan, zaman ve toplumdan uzaklaşma ve birbirlerinden kurtulma çabalarını anlatıyor. Tabii ki bunu başaramıyorlar: Kurtulamaya çalıştıkları bataklık, onlar debelendikçe onları içine çekiyor. Çünkü bazı insanlar, kaçmaktan başka çare bulamazlar, kaçmak arkalarındakini de önlerindekini de daha kötü hale getirse bile.

Satantango, şimdi’lerin sonsuzca sünüp uzamasından ve kendisinden kaçmaya çalışan herkesi tek tek avlamasını anlatıyor sanki. Filmin kalbindeki tango sahnesi, hem meyhanenin içindekileri hem dışındakileri, hem insanın içindekileri hem dışındakileri çok ağır bir ritimle titreştiriyor.

Okumaya devam et “Satantango ve An’ın sonsuz genişliği”

Kahrozat / Damnation (1988) ve Hayvanlaşmak

Kahrozat / Damnation (1988), Bela Tarr‘ın insan olmanın sınırlarını sorguladığı şiirsel filmlerinden birisi. İnsan kendi sınırlarını zorladığında nelere dönüşebilir? Sınır durumlar K. Jaspers‘in söylediği gibi insanın kendisini sınadığı ve araştırdığı durumlar mıdır, yoksa insan olmaktan çıkmaya başladığımız durumlar mı? Kaygı bizi kendimizden uzaklaştırır mı yoksa yaklaştırır mı?

Kahrozat, umutsuz bir aşk hikayesidir bir yanıyla. Fakat aynı zamanda bir parçalanma hikayesidir. Kendisini irade dışı güçlere teslim etmiş ve ancak iradesini boşaltarak bir şeylere bağlanabilen / değer verebilen kahramanımız, içersine sürüklendiği bataklıkta yüzmeye çalışacaktır. Fakat asıl isteğinin yüzmek mi boğulmak mı olduğu açık değildir.

Okumaya devam et “Kahrozat / Damnation (1988) ve Hayvanlaşmak”

İstanbul’da fırlayan kiralar ve Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı

Hızla yükselen kiraların yarattığı hususi sinir bozukluğu, Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ının (1990) kara mizahıyla birleşince hangi delilik seviyesine ulaşacağız?

Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ı bir türlü gülmesine mani olamayan bir vatandaşın garip hikayesini anlatır. Günümüzde gündemimize gelmesinin sebebi ise filmdeki aşıkların gecekondularını yıkmak isteyen zabıtalar ile köşe kapmaca oynamalarıdır: Tabii salyangoz gibi sırtlandıkları evleriyle birlikte 🙂 Biz bu kadar mobil olamadığımızdan, henüz ev sahiplerinden kaçmayı başaramıyoruz.

Gülen Adam‘ın neden sürekli kahkaha attığını ve bir türlü ağlayamadığını filmin finalinde öğreniriz. Biz ise bugün ancak sinir bozukluğundan gülebiliyoruz: Özellikle de konut kiralarında son dönemde yaşanan artış söz konusu olduğunda.

Okumaya devam et “İstanbul’da fırlayan kiralar ve Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı”

Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk

Yılmaz Güney‘in ‘Umut‘u, fakirliğin ve sınıfsal açmazların gerçekliğin kavranışını nasıl çarpıtabildiğinin iyi bir örneği. Cabbar tüm umutları tükendiğinde, çareyi definecilikte arar. Umut‘u izlerkeni tüm çareler tükendiğinde ve gerçekliğe tahammül etme kapasitesi yitirildiğinde, insanın gerçekliğe ilişkin kavrayışını da kaybettiğini görürüz.

Kemal Sunal‘ın Düttürü Dünya filmi ise, bir çalgıcının ve ailesinin geçim sıkıntısına odaklanır. Sanatını icra ederek geçimi için yeterli parayı kazanamayan Düttürü Mehmet, ekonomik yarışa katılabilmek için ikinci bir işe girer ve ikili bir hayat yaşamaya başlar. Mehmet’in yaşamı, bu iki hayatın birbirine girmesiyle gerçekliğin flulaştığı bir karmaşaya dönüşür.

Sonuç olarak, bu iki filmi birlikte düşündüğümüzde aklımızda şu sorular oluşur: Düzenin dışına itilenler, gerçeklik algısının da dışına mı itilirler? Yoksa gerçekliği çarpıtmaları, psiko-sosyal bir mekanizma yani ötekilerin bir direnişi olarak mı görülmelidir?

Okumaya devam et “Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk”

Abuk Sabuk 1 Film (Kemal Sunal) ve Hüzün

Abuk Sabuk 1 Film'in baş kahramanı Ademoğlu.

Abuk Sabuk 1 Film, Kemal Sunal’ın son dönem filmlerinin en dramatiklerinden. Filmde hüznün ve mizahın iç içe geçmesi, bu iki duygusal hamlenin de gücünü arttırıyor.

Hüznün ve depresyonun izini Kemal Sunal filmlerinde sürmeye devam edeceğiz. Çünkü son dönem Kemal Sunal filmlerinin hüzünlü ve dramatik filmler olduklarını düşünüyorum. Bu filmlerin çoğu başarısız melodramlar olsa da, kara mizaha kayan komedi tonları, risk alan hikaye yapıları ve düşündürücü yönleriyle dikkat çekiyorlar..

Okumaya devam et “Abuk Sabuk 1 Film (Kemal Sunal) ve Hüzün”

Kemal Sunal’ın ‘Öğretmen’i ve Delilik

Bir Kemal Sunal filmi olan ‘Öğretmen’in depresyonla ne ilgisi olabilir? Kemal Sunal’ın son dönem filmlerinin hüzünlü ve realist havasının, mizah duygusuyla birleşmesiyle çok duygulu ve depresif hale geldiğini düşündüğümden, bizim ilgi alanımıza dahil olacağını sanıyoruz. Çünkü filmin mizah duygusunun hüznünü, hüznünün mizah duygusunu güçlendirdiğini düşünüyorum.

Okumaya devam et “Kemal Sunal’ın ‘Öğretmen’i ve Delilik”