Elime Tutun (Aslı Biçen) ve Fırtına-yaşam

Elime Tutun, çevirmen ve yazar Aslı Biçen‘in yoğun ve çarpıcı anlatısı. Kitap çapraşıklığına, çok katmanlı olmasına ve muğlaklığına rağmen okuyucuyu sürüklemeyi başarıyor. Tabii okuyucuyu duygusal ve psikolojik bir karmaşaya itmeyi de ihmal etmeden. Bu yüzden kitabı fırtına metaforu ile birlikte düşünmek istiyorum.

Elime Tutun, imkansız bir aşktan hareket ederek iletişimin ve etkileşimin zorluklarını kat ediyor. Karşımızdaki insana ulaşabilir miyiz? Dünyaya ulaşabilir miyiz? Kendimize ulaşabilir miyiz? Bunlar kitabın bende uyandırdığı sorular oldu. Bunların peşinen düşmeye çalışalım.

Anladım ki tek çarem peşinden gelmek çünkü sadece oynarsın dille, anlatacağını anlatmak için ona güvenmezsin hiçbir zaman. Yürüyorum, arkandayım.

Aslı Biçen, Elime Tutun, s.27
Okumaya devam et “Elime Tutun (Aslı Biçen) ve Fırtına-yaşam”

Kış Uykusu (Ayşegül Devecioğlu) ve Politik Edebiyat

Kış Uykusu, Ayşegül Devecioğlu‘nun yaşam kadar politik ve yaşam kadar hüzünlü öykülerinden oluşuyor. Bu kısa kitabı, duygusal yoğunluğu sebebiyle tek bir seferde bitirmem mümkün olmadı. Bu yoğunluğun politik bir arka planla birlikte ama yapaylığa ve doğrudanlığa düşmeden sunulabilmesi ise beni özellikle etkiledi.

Bu yazıda hem Kış Uykusu‘ndan kısaca bahsetmek, hem de politikanın edebiyatla ve genel olarak sanatla ilişkisini kısaca irdelemek istiyorum. Sanat politik olmak zorunda mıdır? Politik bir sanattan ya da politik edebiyattan bahsedebilmeli miyiz ya da bahsetmeli miyiz?

Okumaya devam et “Kış Uykusu (Ayşegül Devecioğlu) ve Politik Edebiyat”

Martin Eden neden intihar etti?

Jack London’un aynı isimli kitabının kahramanı Martin Eden, kabuslarından kaçar ve hayallerine yolculuk eder hikaye boyunca. Peki hikayenin sonu neden çıkışsızdır? Hayaller bizi uçurumun kıyısına da götürebilir mi?

Elbette Martin Eden‘i karanlık sona yönlendiren sadece hayalgücü değildi. Umutsuz bir aşk, işçi sınıfının zorlu hayat şartları, sınıf farkının yarattığı kültürel şok, yayın dünyasının çetrefili, başarının getiremediği tatmin… Ama bütün bunlar onun etrafına üşüşürken ona devam etme gücü veren hayalleri değil miydi? Öyleyse Eden hangi sona ulaştıysa, hayalleri ile birlikte ulaşmıştı.

Yani bu hikaye hem bir gemicinin, hem de hayallerin yolculuğuydu. Bu yolculuğu, hangi hikaye şarampole yuvarladı peki?

Okumaya devam et “Martin Eden neden intihar etti?”

Simyacıların gizli amacı neydi?

Simgesel Düşünme (Metib Bobaroğlu) kitap kapağı.

Simyacılar, modern kimyanın doğuşundan önceki yüzlerce yıl, çeşitli maddeler, iksirler ve tılsımlarla deneyler ve ritüeller gerçekleştirdiler. Hatta ve hatta, bir kısmı modern bilimin doğuşundan sonra bile çalışmalarına devam etti. Bu deneyler maddeyi tanımak için çok fazla bilgi sağladı insanlığa. Ama bu disiplinin nihai hedefi bilgi değildi.

Simyacıların amaçları bilimsel araştırma değilse, bu zahmetli yola neden çıkmışlardı? Üstelik tamamına yakını altına ulaşmakta başarısız olduğu halde? Gizli bir amaçları mı vardı? Hangi ritüelleri gerçekleştiriyor, hangi geleneği takip ediyorlardı? Sadece bir tür pseudo bilim olarak mı görülmelidir simya, yoksa kültürün ezoterik ve içsel gizli ifadelerinin bir bilmecesini mi sunar bizlere? Yoksa simya paranormal bağlantıları olan gizli bir öğreti miydi?

Tüm bu soruları, simya ile ilgili çeşitli eleştirel görüşler ve araştırmacı Metin Bobaroğlu‘nın Simgesel Düşünme kitabındaki Hermetik yorumu doğrultusunda tartışalım.

Okumaya devam et “Simyacıların gizli amacı neydi?”

The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?

The Crown poster.

The Crown, ingiliz kraliyet ailesinin aşna fişnesini konu alıyor. Neden umurunuzda olsun? Yine de en çok izlenen dizilerden birisi ve uykumuzdan ödün vererek izlemeye devam ediyoruz. Öyleyse bir büyüsü ve gönderdiği bir soru olmalı bu dizinin. Bunlar nedir?

Sadece güce sahip olanlarla kurulan basit bir özdeşlik olmayabilir bu sorunun cevabı. Öyle olsa bile, bu gücün arkasında soyut bir yapı var. ‘Monarşi’nin hükmü sonsuz, zamansız ve soyut. Ve hattâ yaşama uygulanıyor. Öyleyse şu soruya muhatap oluyoruz: Hangi hüküm yaşama uygulandığında onu yeşertir? Kim yönetmeye muktedirdir ve daha iyi yönetir? Bizi kim yönetmeli? Bu soruları The Crown‘dan başlayıp Platon‘un Devletini kat ederek sorarsak, hani cevaplara ulaşırız?

Okumaya devam et “The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?”

Freud’un ‘Uygarlığın Huzursuzluğu’ ve Mutsuzluk

Freud‘un Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı, bizi derin bir açmazın gölgesinde bırakır: Ya insanlığın en büyük eseri ve kazanımlarının toplamı olan Uygarlık insana mutluluktan çok huzursuzluk getiriyor ve kendi sürekliliğini sağlamak için bireyin isteklerini sürekli baskılıyorsa? Bu açmazı kabul ettiğimizde, insanlığın yüce ideallere yürüyüşünün kazasız yaşanmadığını, pek çok fedakarlık ile ve kurbanlar verilerek gerçekleşebildiğini görürüz.

Bu kabulleniş, kişinin bunalımlarının bir kısmının kaynağını öğrenmesi açısından ufuk açıcıdır. Mutsuzluğu ve tatminsizliği, bireysel frustrasyonlar ile açıklamanın yeterli olmadığını görürüz bu teori ile. Sırf bu sonucu çıkarmak bile psikolojik açıdan rahatlatıcı olabilir. Bu durumda izleyeceğimiz yol, mutsuzluğu kabul etmek ve onu nasıl azaltabileceğimizi araştırmaktır. Freud’un teorisi bu yolda bize nasıl yardımcı olabilir?

Okumaya devam et “Freud’un ‘Uygarlığın Huzursuzluğu’ ve Mutsuzluk”

Freud’un ‘Tek Tanrıcılık’ı: Musa’nın iki yaşamı ve Akheneton

Freud'un Musa ve Tektanrıcılık kitabının kapağı.

Musa ve Tektanrıcılık kitabı, Freud‘un Yahudi tarihçesi ve hikayesi üzerine yürüttüğü dedektiflik niteliğindeki araştırmasıdır. Freud bu çalışmasında Musa‘yı ve öğretisini analiz etmekle kalmaz, Yahudi geleneği içindeki Musa’nın farklı tasvirleri arasındaki bir uyuşmazlığı tespit eder ve bunun arkasındaki sır perdesi üzerine spekülasyonda bulunur.

Büyük düşünürün iddiası şaşırtıcıdır: Musa iki yaşam sürmüş ve ölümden geri dönmüş olabilir mi? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir ve gerçekleştiyse psikolojik ve psiko-sosyal altyapısı nedir? Musa’nın hikayesinin firavun Akheneton ile ne ilişkisi vardır? Musa ve Tektanrıcılık, sadece izini sürdüğü hikaye değil, toplum ve kültür hakkında da çok şey söyleyebilir bizlere.

Okumaya devam et “Freud’un ‘Tek Tanrıcılık’ı: Musa’nın iki yaşamı ve Akheneton”

‘Çölde Uyuyan Sır’ ve Lilith’in Gizemi

Çölde Uyuyan Sır, eski Mısır söylencelerini İslam ezoterizmiyle çok iyi harmanlayan bir kurgu – roman. Kitap, ölümsüzlüğü arayan bir halife, bir kumandan, eski Mısır’ın kadim lanetlerinden kurtulmaya çalışan bir Firavun ve tanrısının sesini takip eden bir peygamberin birbirine örülen hikayesine odaklanıyor.

Bütün bu hikaye ise, birbirine örülen korkunç ve unutulmuş gizemler etrafında gelişiyor. Bu gizemlerden en ilginçlerinden biri Lilith ve laneti hakkında, diğeri ise antik Mısır mitolojisinde kaynak bulan ve İbrani tasavvufunda izi sürülebilen Allah’ın Gizli Adı efsanesi. (Hikayenin ilk versiyonunda İsis Ra’nın adını, kurduğu tuzak sayesinde bizzat kendisinden öğrenmiştir.)

Öyleyse hikayeler arasında dolaşmaya başlayalım:

Okumaya devam et “‘Çölde Uyuyan Sır’ ve Lilith’in Gizemi”

Haraç (Füruzan) Öyküsü ve Anlaşılamamanın hüznü

Mümkün olan en hüzünlü hikayelerdendir Füruzan’ın Haraç öyküsü. Hikayenin kahramanı hayatı boyunca ne anlaşılabilmiş, ne de anlaşılamadığını anlayabilmiştir. Bu döngünün çıkışsızlığı ve kahramanın çaresizliği, insanın kanını dondurur.

Bu noktada insanı kederlendiren sadece hikayenin kendisi olmayabilir. Belki biz de kendimize sormalıyız: Biz kendimizi ne kadar anlayabiliyor ve anlatabiliyoruz?

Okumaya devam et “Haraç (Füruzan) Öyküsü ve Anlaşılamamanın hüznü”