Kurtlar Vadisi ve adalet sorunsalı

Kurtlar Vadisi iyi bir dizi olmasa da, bize adaletle ilgili iyi bir soru verebilir: Adalet, güç kullanarak ve mevcut yasalar ihlal edilerek sağlanabilir mi? Bozuk bir düzende hak arama yolları tükendiyse, adaleti güç kullanarak sağlamak gerekmez mi? Yoksa bu çabalar da yasanın başka bireyler tarafından ihlali ile mi sonuçlanır?

Üstelik tam bu noktada bireyin alanı ile iktidar aygıtı arasında bir farklılık görürüz. Carl Schmitt’in söylediği gibi, iktidar olağanüstü hale ve olağanüstü olana karar verendir. Yani iktidar, hukuku ve normali belirleme hakkına sahip olandır. Peki bireyler bunu yapmaya başladığında ne olur? Kurtlar Vadisi’nin ilginçligi de buradadır işte, devlet bireyler gibi suç işlemeye başladığında ne olur? (Kurtlar Vadisi’nin neden tehlikeli olduğuyla ilgili yazım için şuraya bakabilirsiniz.)

Aslında bu tartışma yakın zamanda yaşadığımız Sedat Peker vakası üzerinden de tartışılabilir. Bir zamanların faşisti ve tetikçisi, bugünün muhalifi ve yaramaz çocuğu mu olmuştu? İktidarın gölge oyunlarını açığa çıkardığında, bir kötü adam aklanır mı? Yoksa sadece düzenin kokuşmuşluğunu mu gösterir?

Yasanın ihlali yasanın yeniden oluşturulması için bir yol olabilir mi? Yoksa yasanın ihlali, çok daha derin yaralar mı açar toplumda?

Okumaya devam et “Kurtlar Vadisi ve adalet sorunsalı”

Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?

Bekçiler Kralı, sıradan bir zabıtanın ancak sıradan olmayan bir ülkenin hikayesini anlatır: Görevine başlayan bekçi Şaban, isim benzerliği dolayısıyla bakanın akrabası sanılır ve baş tacı edilir. Ancak haddini bilmeyen bir haşmetlidir bu: zabıta köşeyi dönmenin değil, hakikatin peşindedir. Fakat yanlış bir dünyada hakikatin peşine düşmek, ancak trajedi ya da komedi üretir.

Bekçiler Kralı, Kemal Sunal‘ın en ünlü filmlerinden olmasa da, gerek mizah dozu gerek tartışmaya açtığı konularla dikkat çekiyor. Film açıkça devletin yozlaşmasını eleştiriyor. Belki de filmin gölgede kalması, bu politik yönüyle de alakalı.

Bekçi Şaban, dayısı, mücadele ettiği patronlar ve yozlaşmış memurlar neden bu kazanın içine düşmüşlerdir? Ve nasıl olup da bir rastlantı eseri, fakir bir bekçi halkın torpilli kahramanına dönüşür? Hakikat, nasıl ve neden böyle torpilli ve rastlantısal bir durumda ortaya çıkar?

Okumaya devam et “Bekçileri Kralı (Kemal Sunal): Biz neden adam olmayız?”

Tacizcinin sevgisi ile aşığın sevgisini ne ayırır?

Bu soru tüylerimi diken diken ediyor. Tacizci burada cinsel obje haline getirdiği ötekiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırıp kendi arzusunda yıkanırken, aşık nasıl olup da ötekine yani sevgisini yönlendirdiği kişiye ihtimam gösterebiliyor? Ve en önemli soru: Biz kendi ilişkilerimizde bu iki eğilimden hangisini takip ediyoruz?

Severken, karşımızdakine aşık gibi mi davranıyoruz, yoksa tacizci gibi mi? Karşımızdakini bir insan, yaşamın bir parçası olarak göz önüne alabiliyor muyuz?

Bunlar rahatsız edici sorular olsa da, arzu söz konusu ise bu soru bize bir perspektif sunabilir. Şunu kabul etmek gerek: Herkes arzularının etkisi altındadır. Bazılarımız bunun peşinden gittiğinin Farkında, bazılarımız ise değil. Tabii bu gitmek de seviye seviye olmalı. Çünkü arzunun her yönlendirdiğini yapmak zorunda değiliz. Onu bastırabilir, yönlendirebilir ya da başka stratejilerle onunla baş etmeye çalışabiliriz.

Okumaya devam et “Tacizcinin sevgisi ile aşığın sevgisini ne ayırır?”