Elime Tutun (Aslı Biçen) ve Fırtına-yaşam

Elime Tutun, çevirmen ve yazar Aslı Biçen‘in yoğun ve çarpıcı anlatısı. Kitap çapraşıklığına, çok katmanlı olmasına ve muğlaklığına rağmen okuyucuyu sürüklemeyi başarıyor. Tabii okuyucuyu duygusal ve psikolojik bir karmaşaya itmeyi de ihmal etmeden. Bu yüzden kitabı fırtına metaforu ile birlikte düşünmek istiyorum.

Elime Tutun, imkansız bir aşktan hareket ederek iletişimin ve etkileşimin zorluklarını kat ediyor. Karşımızdaki insana ulaşabilir miyiz? Dünyaya ulaşabilir miyiz? Kendimize ulaşabilir miyiz? Bunlar kitabın bende uyandırdığı sorular oldu. Bunların peşinen düşmeye çalışalım.

Anladım ki tek çarem peşinden gelmek çünkü sadece oynarsın dille, anlatacağını anlatmak için ona güvenmezsin hiçbir zaman. Yürüyorum, arkandayım.

Aslı Biçen, Elime Tutun, s.27
Okumaya devam et “Elime Tutun (Aslı Biçen) ve Fırtına-yaşam”

Martin Eden neden intihar etti?

Jack London’un aynı isimli kitabının kahramanı Martin Eden, kabuslarından kaçar ve hayallerine yolculuk eder hikaye boyunca. Peki hikayenin sonu neden çıkışsızdır? Hayaller bizi uçurumun kıyısına da götürebilir mi?

Elbette Martin Eden‘i karanlık sona yönlendiren sadece hayalgücü değildi. Umutsuz bir aşk, işçi sınıfının zorlu hayat şartları, sınıf farkının yarattığı kültürel şok, yayın dünyasının çetrefili, başarının getiremediği tatmin… Ama bütün bunlar onun etrafına üşüşürken ona devam etme gücü veren hayalleri değil miydi? Öyleyse Eden hangi sona ulaştıysa, hayalleri ile birlikte ulaşmıştı.

Yani bu hikaye hem bir gemicinin, hem de hayallerin yolculuğuydu. Bu yolculuğu, hangi hikaye şarampole yuvarladı peki?

Okumaya devam et “Martin Eden neden intihar etti?”

Neden depresyon ve edebiyat?

Bu site, kitaplarla esenliğe kavuşmaya çalışan bir okurun paylaşımlarını içerecektir. Bu paylaşımlar, kendi sıkıntı ve ihtiyaçlarımda temel bulmuş olsalar da, hepimizin insan olmanın kaygı ve endişelerini yaşamamız bakımından, ortak bir ritme ya da bir ritmin başlatıcısına dönüşebileceklerini umuyorum.

Psikolog olmadığımıza göre burada ne kendimize ne de başkalarına terapi yapamayacağız. Fakat sıkıntıları kabul etmek ve onlar üzerine düşünmek de bir şeydir değil mi? Bu en azından kendimize karşı dürüst bir tavır geliştirmemize yarayabilir. Bu dürüstlüğün bir gün farklı meyveler vermesi mümkün olabilir mi? Ahlat ya da portakal da olsa, tüm meyveler yaşamın korkunç ve güzel enerjisini içermiyorlar mı?

Okumaya devam et “Neden depresyon ve edebiyat?”