İstihbaratın cinleri ve politik inanç

Türk istihbaratının cinleri çalışmalarında kullandığı ve bunlarla pek çok başarı elde ettiği dedikodusu, çeşitli mecralarda karşıma çıkmıştı. Bunun gerçekliğini bilmiyoruz 🙂 ama paranormalin siyasal bir hezeyan ile birlikte olması, bu dedikoduyu benim için ilginç kılıyor.

Paranormale kaçışın, gerçekliğe katlanmanın zorlaştığı noktalarda ortaya çıktığını daha önce iddia etmiştim. Bu ihtiyacın politik arenada ortaya çıkmış olması ise, bambaşka bir fenomene işaret eder. Aklın alanı olan siyasetin, duygulanımlar üzerinden yürütüldüğünü uzun zamandır gözlemliyoruz. Fakat bu örnek, duygulanımdan inancın alanına doğru savruldugumuzu gösteriyor.

Öyleyse inanç ve siyaset hakkında ne düşünmeliyiz? Paranormal, siyaset ve mitoloji nasıl bir araya gelir? Siyasal mitoloji hakkındaki yazım için şuraya bakabilirsiniz. Bu yazıda ise konunun başka bir yönünü tartışalım: Politik bilinç nasıl olur da istihbaratın cinlerine ihtiyaç duyar?

Okumaya devam et “İstihbaratın cinleri ve politik inanç”

Enflasyon, iş hayatı ve yaşamın paylaşılması

Genç orta – alt sınıflar olarak yükselen enflasyon ve zorlaşan iş hayatında ayakta kalmaya çalışıyoruz. Enflasyon canavarının kılıcı altında, ne uğruna olduğunu bilmeden çalışmaya devamke… Peki giderek uzayan mesai saatleri bizden sadece gençliğimizi mi çalıyor?

Ofiste çalışan ve emeğini satan bir mimar olarak, yolun sonu nereye çıkacak bilmiyorum. Her şeyin fiyatı hızla artarken emeğimizin değeri yerinde sayıyor ya da nispeten azalıyor. Bu durumda yerimizde bile saydığımız söylenemez, aslında geriye gidiyoruz ve servetimiz gözümüzün önünde başkalarına aktarılıyor.

Bu halde hepimizin ve en çok da gençlerin geleceksizleştirildiği kesinlikle söylenebilir. İşte bu geleceksizleştirilme, bizzat yaşamın toplumun bir kesiminden sökülüp başka toplumsal sınıflara aktarılmasıdır. Öyleyse ortada bir cinayet ve cinayet mahali var.

Okumaya devam et “Enflasyon, iş hayatı ve yaşamın paylaşılması”

Borsa, Bitcoin ve Orta-sınıf’ın Hayalleri

Enflasyonun canavarlaştığı ve gelecekle ilgili ister istemez karamsarlaştığımız bir dönemde, neden borsa ve bitcoin gibi mecralara merak sağlarız? Bu mecraların sağlayabileceği refahın belirsizliği, insana verdikleri umutla ters orantılıdır çünkü. Kriz dönemlerinde paradan çok umuda ve hayallere ihtiyacımız vardır.

Öyleyse borsa ve bitcoin gibi yeni beyaz yaka hobilerinin, psikolojik savunma mekanizmaları ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Geleceksizleştirilen orta ve orta-alt sınıf, düzenin içinde bir gelecek göremiyorsa, akşamları Netflix’ten aldığı uyuşturucuyu gündüz de ekonomik bir sakinleştiriciyle tamamlamalıdır.

Burada tam da umudun insanı zehirlemesi ile karşılaşırız. Evet, arzu çoğu zaman yanıltıcıdır ve insan hayallerine ulaşmayı değil onların peşinden koşmayı sever. Ama ya artık ne kovalayacak ne de kaçarak enerjimiz kalmadıysa? Alalacele çırpınıyor ve akıl sağlığımızı korumaya çalışıyorsak?

Geleceksizleştirilen orta sınıfın hayal kurma ihtiyacı, gerçeklik artık dayanılmaz olduğundan bir psikolojik sağaltımdır. En fakirleştiğimiz dönemde borsaya gireriz. Çünkü umut maddiyatını kaybetmiştir artık.

Okumaya devam et “Borsa, Bitcoin ve Orta-sınıf’ın Hayalleri”

“gibi” dizisi ve gibi mizah

Gibidizisi özgünlüğü ve güncel mizahi yapısı sebebiyle olsa gerek, son dönemde büyük ilgi gördü. Peki bu diziyi bizim dizimiz yapan şey neydi? Feyyaz Yiğit mizahı kalitesini sürdürse de, yükselişte olduğu bir dönemde sayılmaz, piyasanın hızı yeni yüzler talep ederken Feyyaz Yigit ve Aziz Kedi bizi nasıl yakaladı?

Bu durumun, dizinin mizahi tonunun günümüz orta sınıfı ve gençliğinin ihtiyaç ve cinnetleri ile örtüşmesi olduğunu iddia edeceğim. Tabii bunu yaparken çok kaliteli oyunculukları, Feyyaz Yiğitle Aziz Kedi’nin yıllar içinde oluşturdukları mizah dilini ve yaratıcı kurguyu es geçmek istemem. Fakat bizim istediğimiz mizah üzerine düşünmek ve bunu “Gibidizisi üzerinden yapmak.

Okumaya devam et ““gibi” dizisi ve gibi mizah”

İstanbul’da fırlayan kiralar ve Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı

Hızla yükselen kiraların yarattığı hususi sinir bozukluğu, Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ının (1990) kara mizahıyla birleşince hangi delilik seviyesine ulaşacağız?

Kemal Sunal’ın Gülen Adam‘ı bir türlü gülmesine mani olamayan bir vatandaşın garip hikayesini anlatır. Günümüzde gündemimize gelmesinin sebebi ise filmdeki aşıkların gecekondularını yıkmak isteyen zabıtalar ile köşe kapmaca oynamalarıdır: Tabii salyangoz gibi sırtlandıkları evleriyle birlikte 🙂 Biz bu kadar mobil olamadığımızdan, henüz ev sahiplerinden kaçmayı başaramıyoruz.

Gülen Adam‘ın neden sürekli kahkaha attığını ve bir türlü ağlayamadığını filmin finalinde öğreniriz. Biz ise bugün ancak sinir bozukluğundan gülebiliyoruz: Özellikle de konut kiralarında son dönemde yaşanan artış söz konusu olduğunda.

Okumaya devam et “İstanbul’da fırlayan kiralar ve Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı”

Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk

Yılmaz Güney‘in ‘Umut‘u, fakirliğin ve sınıfsal açmazların gerçekliğin kavranışını nasıl çarpıtabildiğinin iyi bir örneği. Cabbar tüm umutları tükendiğinde, çareyi definecilikte arar. Umut‘u izlerkeni tüm çareler tükendiğinde ve gerçekliğe tahammül etme kapasitesi yitirildiğinde, insanın gerçekliğe ilişkin kavrayışını da kaybettiğini görürüz.

Kemal Sunal‘ın Düttürü Dünya filmi ise, bir çalgıcının ve ailesinin geçim sıkıntısına odaklanır. Sanatını icra ederek geçimi için yeterli parayı kazanamayan Düttürü Mehmet, ekonomik yarışa katılabilmek için ikinci bir işe girer ve ikili bir hayat yaşamaya başlar. Mehmet’in yaşamı, bu iki hayatın birbirine girmesiyle gerçekliğin flulaştığı bir karmaşaya dönüşür.

Sonuç olarak, bu iki filmi birlikte düşündüğümüzde aklımızda şu sorular oluşur: Düzenin dışına itilenler, gerçeklik algısının da dışına mı itilirler? Yoksa gerçekliği çarpıtmaları, psiko-sosyal bir mekanizma yani ötekilerin bir direnişi olarak mı görülmelidir?

Okumaya devam et “Yılmaz Güney’in ‘Umut’undan Kemal Sunal’ın ‘Düttürü Dünyası’na: Gerçeklik ve yoksulluk”

Depresyonun Toplumsallığı

Depresyon gibi bireysel ve psikolojik bir fenomenin toplumsallığı üzerine düşünmek şaşırtıcı gelebilir. Fakat soğuk algınlığı gibi bir hastalığın ya da ekonomik fenomenlerin toplumsallığından söz edebiliyorsak, aynı zamanda psiko-sosyal alanı yok saymayacaksak bu konu üzerine düşünmek bizim için zorunlu olacak.

Üstelik çok kolay ölçülebilir fenomenler olabilir bunlar. Ama belki de nereye bakacağımızı bilmeliyiz.

Okumaya devam et “Depresyonun Toplumsallığı”

Kemal Sunal’ın ‘Öğretmen’i ve Delilik

Bir Kemal Sunal filmi olan ‘Öğretmen’in depresyonla ne ilgisi olabilir? Kemal Sunal’ın son dönem filmlerinin hüzünlü ve realist havasının, mizah duygusuyla birleşmesiyle çok duygulu ve depresif hale geldiğini düşündüğümden, bizim ilgi alanımıza dahil olacağını sanıyoruz. Çünkü filmin mizah duygusunun hüznünü, hüznünün mizah duygusunu güçlendirdiğini düşünüyorum.

Okumaya devam et “Kemal Sunal’ın ‘Öğretmen’i ve Delilik”