Kierkegaard’ın aşk hayatı ve fedakarlık

Kierkegaard portresi.

Kierkegaard, ünlü eseri Korku ve Titreme‘de İbrahim’in ‘feda‘ hamlesini takip eder ve bu hamlenin yüceliğini bizzat kendi yaşamı ile uygulamaya koyar: Kierkegaard sevdiği kadınla nişanlandığı halde nişanı bozar. Peki düşünür aşkını neden feda eder?

Kierkegaard kendisini, bir nevi Sokrates haline getirmiş ve Kopenhag sokaklarını mesken edinmişti. Babasından kendisine ulaşan laneti ise, belki de cümlelerinin parlaklığına eşlik eden gölgelerle karşılar. Bu gölgeler düşünürün yaşamını hem karartır hem de zenginleştirir. Belki de bu gölgeleri kabul etmesi de bir feda hamlesiydi.

Fakat en önemli feda hamlesini aşk hayatında gerçekleştirir Kierkegaard. Ancak İbrahim’in aksine, bir kadının kalbini kıran Kierkegaard feda hamlesinden sonra hiçbir şey kazanamaz. Yalnızlık dışında!

Okumaya devam et “Kierkegaard’ın aşk hayatı ve fedakarlık”

Samimiyetle insanları nasıl kazanamazsınız?

Samimi olun! Ne güzel tavsiye değil mi! Oysa kendi kendini yok eden bir tavsiye bu. Bu tavsiyeyi alıyor ya da veriyorsanız, samimi değilsiniz. En azından şimdilik. Çünkü bilinçli olarak oynanacak bir oyun değil bu.

Samimiyet, bilinçsizce ve mütemadiyen oynanacak bir oyun, ama en çok Kendi’mizle mücadele edeceğiz bunu başarmak için. Çünkü samimiyet oyununda ikili bir hamle var. Feda ve ironi birlikte rol almak zorunda burada. Ama bunu yapmadan nasıl yapılacağını anlamak çok güç olmalı. (Aslında her anlama güçtür. Bir yapmaya eşlik etmiyorsa.)

Öyleyse neden samimi olmamalıyız, bunu düşünmeye çalışalım. Samimi olmanın yükü neden daha fazla? Ulaşacağımız elbet çok büyük bir kazanç, fakat neden buna ulaşamamak riskini almamalıyız? Bu soruları cevaplamaya çalışalım. Eğer bunları cevaplarsak, belki neden samimi olmalıyız sorusunun cevabına da yakındayabiliriz.

Okumaya devam et “Samimiyetle insanları nasıl kazanamazsınız?”