Siyasal mitoloji ve hükümdarın kutsallığı

21. yüzyılda yöneticinin – iktidar sahibinin kutsal olup olmadığını sormak garip görünebilir. Fakat içinde olduğumuz temsili ve popülist demokrasi rejimlerinde, yöneticilerin etrafındaki sevgi halkasını oluşturan ve liderleri uğruna ölünecek baba figürleri haline getiren belki de böyle bir kutsallık inancıdır. Öyleyse bu irrasyonel siyasi ruh halini, siyasal mitoloji olarak adlandırabiliriz.

Bu inancı bütün açıklığı ile dinsel monarşilerde okuyabiliriz. Ama belki de bu fikrin temeli, daha da geriye, paganik döneme kadar gidiyor. Bu inanç her halükarda, yöneticinin iktidarını korunası için çok büyük bir avantaj sağlıyor. Peki aynı avantaj devlet ve halk için söz konusu mu? Hükümdarın kutsallığı ve sorgulanamazlığı pek çok problem doğurmayacak mı?

Günümüz demokrasisinde ise durum iyice karmaşıklaşır. Yöneticilerin halk tarafindan sorgulanmasının, topluma hesap vermesinin ve seçilmesinin esas olduğu bir yönetim biçiminde bazı yöneticilerin kutsallık kazanması nasıl sonuçlar doğuracaktır? Böyle bir yöneticinin kazanacağı güç, bir monarktan çok daha korkunç olmaz mı? Seçmenin rızasının medya aracılığı ile manipülasyonu, bu süreci bir tür şeytanla dans haline getirmeyecek midir?

21. yüzyılda siyasi liderlerin uğruna ölünecek baba figürleri haline gelmesi hakkında ne düşünmeliyiz? Hükümdar kutsal mıdır? İçine düştüğümüz siyasal mitoloji bizi nereye kadar sürükleyecek?

Okumaya devam et “Siyasal mitoloji ve hükümdarın kutsallığı”

Cinler mi insanı delirtir, delilik mi cinleri çağırır?

Longxiang Qian adlı kişinin Pexels'daki fotoğrafı

Kırsal kesimde zihinsel hastalık, majör depresyon ya da şizofreni benzeri ruhsal rahatsızlık geçirenlere cinler musallat olmuş diye yorum yapıldığını birkaç kere duymuştum. Bunu bizzat bir akrabamız da yaşadığında, konu üzerine düşünmeye kadar verdim. Merak ediyorum, cinlerin bu musallat olma durumundan haberleri var mıydı? Neden bu yorumu yapma gereği duymuştu ahali?

Deliliğin – akıl hastalığının anormalliği ile paranormalin ilişkilendirilmesi hakkında ne düşünmeliyiz? Ötekinin ve farklı olanın normalden dışlanması ve zayıf olanla araya mesafe koyulması mıdır burada söz konusu olan?

Peki ya öteki açısından durum nasıl görünür? Paranormal olan, normalin baskısından bir kaçış mıdır? Yoksa normal olmayan, yani çeşitli sebeplerle ötekileşen mi para-normale varır? Yani normal-de, toplumda bulamadıklarını para-normalde aramaya mı başlar umarsızca?

Her halükarda, korku, gizem ve gölgeler akıl ile değil duygular ile ilişkilenir. Benzer şekilde, paranormal hikayelerde bazı cinlerin insanların duygulanımlarını etkileyebileceği, sinir bozukluğu yaratabileceği, insanda nefret duygusu uyandırabileceği anlatılır. Böyle bir iddiayı çürütmek kolay olmasa da, bu iddianın kökenine yönelmeye çalışabiliriz onu anlamak için. İlk fark edeceğimiz, mitsel bir açıklama ile karşı karşıya olduğumuzdur.

Okumaya devam et “Cinler mi insanı delirtir, delilik mi cinleri çağırır?”

Horus’un Gözü, Sonsuzluk ve Ölüm

Horus'un gözü simgesi.
Horus’un Gözü

Horus’un gözü, Mısır mitolojisinde vicdanı simgeler. Göz, yaşama son kez bakar, onu kutsar ve onu yargılar. Ölümle yüzleşir yaşamın son zerresi ve zamansızlığa nakşedilir.

Son bakışın dolayımı aşkındır. Bu bakış , belki kişinin Yaşam’a son bakışına, belki de ölümün yaşama bakışına denk düşer. Her halükarda, bu bakış sonsuz ve temsil edilemezdir. Horus’un ölümün dolayımı ile kutsala ulaşması ve evrensel vicdana dönüşmesi, varlığın ancak ölümün duyumsattığı kaygıyla duyumsanabileceğini söyleyen Heidegger felsefesi ile benzerlik gösterir.

Okumaya devam et “Horus’un Gözü, Sonsuzluk ve Ölüm”