Platon’da öğrenmek neden hatırlamaya dayanır?

Platon, “anamnesis” kuramı ile, öğrenmenin her zaman hatırlamaya dayandığını iddia eder. Buna göre, bilgi doğuştandır ve öğrenmek anımsamaktır. Peki bu teorinin Platon felsefesindeki önemi ve işlevi nedir? Neden Platon’da öğrenmek hatırlamaya dayanır?

Öğrenmenin hatırlamaya dayanması, şaşırtıcı bir fikirdir. Bu iddianın Platon’un doğruluk ve hakikat teorisi ile ilişkisi nedir? Hatırlamanın öğrenmeye aynı şey olması nasıl filozofun koşulsuz ve zamansız olanı temellendirmesine olanak sağlar?

Bilgi teorisi ile alakalı bu felsefi çözüm, Platon için ruh göçü fikri ile birliktelik içindedir. Platon’un epistemolojik çözümünü ruh üzerine teorisi ile birlikte ortaya koyması hakkında ne düşünmeliyiz? Neden hatırlamadan bilemeyiz? Ve neden öğrenmeyi açıklamak için ruh göçü gibi bir fikre ihtiyacımız olsun?

Okumaya devam et “Platon’da öğrenmek neden hatırlamaya dayanır?”

Aşkı arıtmak: Platoncu Aşk’tan Spinozacı Sevgiye

Tutkulu ve romantik aşkın bir büyüsü olduğu muhakkak, özellikle de içerisinde olan için. Öyle ki kişinin bu duygulanımın içerisinde aşık olduğu kişi ya da şeye karşı bile körleşmesi, bencilleşmesi ve hırçınlaşması olağan. Öyleyse kitapların ve şarkıların en yüksek payeyi verdiği aşk bile bir hafiflikten bir ağırlığa ve hastalığa dönüşebiliyor.

Sorun nerede? Biz aşk ile kişinin doğal olarak verici, diğerkam ve iyi olacağını umarken, duyguların köleliği nasıl oluyor da insanları uçuruma sürüklüyor? Aşk nasıl olur da kişinin kendi yaşamını zehirler? Yanlış sevgi alışkanlıkları mı geliştiriyoruz? Yoksa çağın önerdiği değerleri, en başta da bencilliğimizi mi aşamıyoruz?

Bu yazıda, Andre Comte-Sponville‘nin Aşk, Cinsellik ve Ölüm kitabındaki aşk üzerine düşünümlerinden hareket ederek bu sorular üzerine düşünmeye çalışalım. Bu tartışma Platon‘un Şölen‘inden hareket edip Spinozacı arzu ve sevgi konseptlerini takip edecek.

Okumaya devam et “Aşkı arıtmak: Platoncu Aşk’tan Spinozacı Sevgiye”

The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?

The Crown poster.

The Crown, ingiliz kraliyet ailesinin aşna fişnesini konu alıyor. Neden umurunuzda olsun? Yine de en çok izlenen dizilerden birisi ve uykumuzdan ödün vererek izlemeye devam ediyoruz. Öyleyse bir büyüsü ve gönderdiği bir soru olmalı bu dizinin. Bunlar nedir?

Sadece güce sahip olanlarla kurulan basit bir özdeşlik olmayabilir bu sorunun cevabı. Öyle olsa bile, bu gücün arkasında soyut bir yapı var. ‘Monarşi’nin hükmü sonsuz, zamansız ve soyut. Ve hattâ yaşama uygulanıyor. Öyleyse şu soruya muhatap oluyoruz: Hangi hüküm yaşama uygulandığında onu yeşertir? Kim yönetmeye muktedirdir ve daha iyi yönetir? Bizi kim yönetmeli? Bu soruları The Crown‘dan başlayıp Platon‘un Devletini kat ederek sorarsak, hani cevaplara ulaşırız?

Okumaya devam et “The Crown’dan Platon’un Devlet’ine: Kim yönetmeli?”