Cinler insan zihninin yankısı mı?

Cin ve peri gibi paranormal varlıklar, insanın sayıklamalarının yankısı olabilir mi? İnsan yalnızlaştığında, gölgeler onun ihtiyaç duyduğu dost ve düşmanlara mı dönüşüyor?

Üstelik kültürün içerisinde, bu duruma yol açabilecek kaynaklar bulunabilir. Dil, her halükarda bir öteki’ye refere ediyorsa ve konuşma hiçbir zaman monoloğun sınırları içine hapsolamıyorsa, cin gibi paranormal varlıkların da dilin bu yansıtıcı özelliği ile ilişkili olması muhtemeldir. Çünkü dilde eğer monolog değil dialog birincil ise, her monologda hayali bir öteki var sayar ya da kurgular.

Öyleyse cinlere ya da hayaletlere inanmasak bile, bu inancı ya da paranormal deneyimleri sadece psikolojik sorunlara indirgeyemeyiz. Belki de dilin ve toplumsallığın kendisinde, doğaya ya da görünmez varlıklara ruh ve kişilik atfetmemize sebep olan bazı tetikleyiciler söz konusu. Ve bu tetikleyicilerin kültürden önce, dil ve insanın dille kurduğu ilişkide bir temeli olabilir.

Öyleyse dilin diyaloga ve yansımaya yaslanan yapısı ile, insanın yalnızlığından doğan sayıklamalarının paranormal deneyimler ile ilişkisini tartışalım.

Okumaya devam et “Cinler insan zihninin yankısı mı?”

Reenkarnasyon mu, ruhların çapraşıklığı mı?

Ruh üzerine - V  (21.11.21 Anıl Salar)
Ruh üzerine – V (21.11.21 Anıl Salar)

Bu eskizde reenkarnasyon (ruh göçü) üzerine çizerek düşünmeye çalıştım. Aslında yolundan sapan bir düşünme oldu bu, reenkarnasyon yerine ruhların çapraşıklığı ve ilişkililiği üzerine düşünmeye devam etmiştim. Reenkarnasyon ruhların arasında zamansal bir ilişki ve döngü öngörür. Oysa her ruh, zamanın değil An’ın içinde de birbiriyle ilişkili değil midir @

Ben kendi adıma, zaman ve evrenin durumuyla ilgili kesin bilgilere sahip olmadığımızdan, ruhlar arasındaki tikel ve noktasal ilişkilenmeleri, reenkarnasyon gibi tünel fikirlere tercih ediyorum. Reenkarnasyondan böyle bir fikre doğru nasıl ilerleriz?

Okumaya devam et “Reenkarnasyon mu, ruhların çapraşıklığı mı?”